29 Aralık 2009 Salı

Nedir Bu Vefasızlık Yahu ?

0 yorum


Hakan şükür, hasan şaş, hakan ünsal.. Hepsinin dem vurduğu üzerinden koca kulübe kin kustuğu, yıllardır kendilerine bağıran taraftarları bile uğruna arkasına aldığı bir kavram oldu şu vefasızlık.. Peki nedir bu vefasızlık ? Hemen olayı temele indirgeyip tdk'ya göre vefasızlığın gerçek anlamına bakalım..

Vefası olmayan, sevgisi çabuk geçen, hakikatsiz demektir diyor türk dil kurumu.. Peki.. Hemen olayı daha da netleştirmek için şu meşhur vefa kelimesini inceliyelim..Türk dil kurumuna göre vefa'da sevgiyi sürdürme, sevgi, dostluk bağlılığı anlamına geliyor..

Bu tanımlardan sonra herhalde kafamızda çok sık kullandığımız hele hele galatasaraylı futbolculardan sonra sirvisinek misali kafamızda vızıldayan bu kavramların ötesi daha net görülmüştür.. Peki güzel bu güzide futbolcumuz kendilerine "vefasızlık" edildiğini düşünebilirler ama acaba kendileri " sevgiyi sürdürme, dostluk bağlılığı" anlamına gelen bu vefa kavramından ne kadar bihaberler.. Hakan ünsal denen şahıs vefasızlık ile suçlayıp kendi bağlılığını her daim kulübüne en iyi futbolcusuna dahi çamur atarak en iyi şekilde gösteriyor.. Hakan şükür denen futbolcumuz "sevgi bağlılığını" dünyanın alkış tuttuğu 40 metrelik asiste " ne var canım bunu herkes yapar" diyerek ne kadar sevgi taşıdığını herkese gösteriyor..

Futbol kulüplerinde tıpkı siz futbolcular gibi yöneticilerde gelip geçicidir.. bu gün kin kustuğunuz yönetici yarın öbürgün bu kulüpten gidecektir ama taraftar her zaman o statta bağrış gürültü maç izlemeye, boğazı yırtılana kadar takımını desteklemeye devam edecektir, onlar kalıcıdır.. Sırf ağzınıza sakız ettiğiniz gerçek anlamını kendiniz bile bilmediğiniz, bilseniz bile anlamamazlıktan geldiğiniz saçma sapan kavramlarla kin kusmayı bırakın artık taraftara.. Siz geçici mevkilere kin kustuğunuzu sanıyorsunuz ama sesiniz florya'ya yada beyoğlundaki kulüp binasına gitmiyor o çirkin sesiniz ali sami yen'de ki onbinlere, televizyon karşısında, kahvelerde takımının maçını izleyen milyonlara gidiyor bilesiniz !

Hakan ünsal bu günde sinirden tamamını okuyamadığım yazısının bir kısmında yine şu meşhut ve artık bu yazımda kullanmaktan ciddi şekilde rahatsızlık veren "vefa" kavramından dem vurarak siz olsaydınız napardınıza getirmiş lafı.. Hatta öyle bir noktaya getirmiş ki biz bu kupaları taraftar için kazandık gibilerinden kelamlar etmiş.. Hiç inandırıcı değil, hele hele gerçek yüzünüzü gördükten, maskeniz düştükten sonra bunlar çok komik.. Ne yapacaktı koca kulübün menfaatini düşünen, seçimle o menfaati korumakla yükümlü yöneticiler ? Sizin çeteleşmenize göz mü yumacaklardı ? Ayrıca neler teklif edildi hakan şükür'e ? Bundan daha büyük bir vefa nasıl olabilir ki ? ama şükür "derin galatasaray" sevdasını "futbol oynama arzusu ve vefa gibi kavramlar" ile gayet güzel makyajlayarak bütün herşeyden önde tuttu.. Gerçekten çok yazık..Anlamadığım hala bunların vefa kavramına inanan bir taraftar kitlesi var.. Acaba ne kadar inandırıcı ? Rambo yusuf'a, muhammet altuntaş'a, ismail demiriz'e ve en son tugay kerimoğlu'na jübile yaptıran bu kulübün uefa kupasını kazandıran bu futbolculara jübile maçını bile çok gördüğü gerçeği ? Şimdi bu sayılan futbolcular ile şimdiki kin kusanları, o zamanki yöneticiler ile bu zamanki yöneticileri karşılaştıralım.. Acaba hangilerinin karakterleri arasındaki uçurum daha fazla ? Birde acaba devler ligini izleyenler hakan ünsal'ın takımını motive ederken "cimbom bom" diye bağırışını ne kadar samimi bulmuştur merak ediyorum..

28 Aralık 2009 Pazartesi

Çakallar !

0 yorum


yaklaşık 5-10 senedir sırf sosları için tercih etmeme karşın dün itibari ile bakırköy meydan şubelerinin yaptığı kelek karşısında müşteri memnuniyeti anlayışını ciddi ciddi sorgulatmaya başlamış, şubelerini bir türlü yola getiremeyen bir firma haline dönüşmüştür gözümde burger king..

daha önceki alışverişlerimde kaba kasiyerler çıkmadı mı yani karşıma olumsuz bir emare olarak ? evet çıktı ama bunlar futbol literatüründe karşımıza çok sık çıkan "münferit" kelimesinin eşleniği olabilecek olan olaylardı.. hani daha da açarsak 1-2 kasiyerin yaptığı koskoca burger king şubesine bağlanamazdı.. kabalığı yapan kasiyerin yanı başındaki kasiyer diğer müşteriye servis ederken gördüğüm kadarıyla son derece kibar çıkabiliyordu.. amma velakin dün bakırköy meydan'da bulunan şubelerinde bu 5-10 senelik süreçte hiç karşılaşmadığım bir olay ile karşılaştım..

4 arkadaş gidip, siparişimizi vermiş bir şekilde yukarı çıktık.. lakin siparişimi veren arkadaşımın envai çeşit sos almasına mütevellit en sevdiğim sos olan acı sos almaması karşısında hemen bir koşu aşağı inip acı sos istemeye gittim.. ancak kasiyer kız "acı soslarımız paralı" demez mi ? baya şaşırdım, zira beklemediğim bir cevaptı.. Hani bir koşu kalabalığın ve sipariş kuyruğunun arasından sıyrılıp hemen acı sosu almayı düşünüyordum.. ilk kez bu tarz bir durumla karşılaşmıştım.. neyse bunu da o an münferitlik olayına bağlayıp hemen öteki uçtakı kasiyere gittim.. ancak o da acı sos'u para ile vereceğini söyledi.. yani kısa sürede durumun genel bir politika olduğu anlaşılmıştı.. bende menümü aldım, acı sos almayı unutmuşum diyince bana menümü hazırlayan çocuğa durumu doğrulatarak hani bin dereden su getirerek 0.25 kr fiyat biçtikleri 1 adet acı sosu verdiler.. hepsini geçtim 4 kişi gelip 40 tl'den fazla para bırakmışız sen çakallıp edip 1 adet sosun hesabını ediyorsun.. hoş 1 kişi gelsen bile bunun mazereti olamaz.. ordan 0.25 kuruş kazanacam diyip onlarca müşteriyi kaybeden bir anlayış içersinde olmak nasıl bir stratejidir anlamak mümkün değil..

neyse durumu daha da netleştirmek için çeşitli duyuru sayfalarına ve forumlara olayı paylaştım.. sonunda durum anlaşıldı ki koca müesese hala şubelerini hizaya getirememiş durumda.. bir kısmı çatır çatır müşterinin arzusuna göre istediği kadar sebil niyetine sos verirken, bir kısmı çakallık yapıp para kesiyor..

kıssadan hisse sırf sosları için gittiğim bir müsesenin 5-10 gram dahi etmeyecek 1 sosun hesabını kesmesi çok çirkin bir davranış.. soslarını bu kadar sevmeme rağmen acaip derecede soğudum bunlardan.. eğer bakırköy meydan dışındaki diğer şubelerinde de bu tarz gerzekçe bir uygulama ile karşılaşırsam burger'e adımımı atmıyacağım ve yeni cingözlükleri ile kendilerini başbaşa bırakacağım.. Durumu şikayetvar'a falanda yazdım ama ilgilenecekleri konusunda bir ümidim yok.. Zira bu siteden takip ettiğim kadarıyla burger şikayetlerin çok ufak bir kısmına cevap vermiş durumda.. İşte koskoca müesesenin müşterilerine verdiği önem..

Sercan'ın Galatasaray Aşkı

2 yorum


Fotoğraflar sözün bittiği noktadır.. Ertem şener beşiktaş ve fenerbahçe formasını üzerine koyarken pişmiş kelle gibi, lakayıtça sırıtan bir sercan ve galatasaray forması üzerine tutulunca düşünceli, belki de o formayı gerçekten sırtına geçirip ali sami yen'de sercaaan sercaaan, bağrışları arasında yumruk show yaptığı anı hayal eden, yıldırııııııım secaaaaaan !! anonslarını kulaklarında hisseden bir sercan.. Zaten lig tv'nin haberinde de sercan'ın gs forması üzerine tutulurken ailesinin alkış tuttuğu açıkça belli edilmiş.. Olay bitmiştir.. Takımın baros'un sakatlandığı günden bu yana en az baros kadar hareketli bir santrafora ihtiyacı olduğu açıktı umarım bu dünkü davranışından sonra sercan yıldırım olur.. Zira arada 2 milyon euro oynasa bile trişka bir yabancı santrafora para saçmak yerine "ben galatasaraylıyım" diyen bu adamı lütfen alın.. İlk zamanlar sercan hakkında kafamda soru işaretleri vardı fazla izlemediğimden ötürü ama zamanla hareketliliği ve seriliği sercan hakkındaki birçok olumsuz düşüncemi siliverdi.. Bütün bu gelişmelerden sonra ne yalan söyleyim bu yetenekli adamı fener'e kaptırırsak çok üzülürüm.. Elbette devre arasında hele ki liderliğe oynayan bir bursaspor'dan sercan'ı almak zor ama bildiğim sercan 1 senelik sözleşme imzaladı ve sezon sonunda serbest kalıyor.. Eğer bu durum göz önünde bulundurulursa her an herşey gerçekleşebilir.. Yine dediğim gibi umarım sercan'ı o sarı lacivert forma altında göreceğimiz gelişmeler bizi beklemez..

23 Aralık 2009 Çarşamba

Galatasaray - Trabzonspor Türkiye Kupası

1 yorum

Aykut
Barış
Emre Aşık
Servet
Hakan Balta
Mustafa
Ayhan
Serdar
Arda
Caner
Aydın


Açıkçası webaslan.com'da yazan kadro doğru ise as kadroyla bile sami yen'de oldukça zorlandığımız trabzonspor karşısında şöyle arkamıza yaslanıp rahat bir futbol izlememiz olası görünmüyor.. Zira rijkaard'ın kewell ile elano'ya izin verdiği ve diğer as oyuncuları da dinlendirileceği kuvvetle muhtemel bir ihtimal.. Hani şu trabzon'un 1/5'i kadar bile olmayan graz karşısında tel tel dökülen ayhan akman, barış özbek ve en önemlisi de aydın yılmaz gibi oyunculardan iyi olmasını beklemek artık büyük bir patlama beklemekle eşdeğer bir durum.. Şu ruhsuz halleri ile de bu durum çok zor.. maçı izlerken aydın'ın o ruhsuz hallerine nasıl tahamül edeceğim bilmiyorum..

Bu arada valdes'e gayri resmi seçimler ile oliver kahn'ın ardından dünya kupasının en iyi ikinci kalecisi olarak seçilen rüştü'nün önünde formayı veren rijkaard acaba ufuk ceylan'ın gözlerinden ne zaman hazır olduğunu görecek merak ediyorum.. Bu günde kaleyi artık kulübede pas tutmuş aykut erçetin'in koruyacağı görünüyor.. Rahat bir galibiyet alacağımızı öngörmemekle beraber eşitliğin olası olduğunu düşünüyorum.. Galip gelirsekte kafamızda saç kalmaz sinirden.. Umarım bu maçta serdar eylik'e de abileri tarafından pas atılır, en çok onun performansını merak ediyorum..

18 Aralık 2009 Cuma

Atletico Madrid Maçları

0 yorum


İş zor ya da daha düzgün bir ifade ile şu anki kadro yapısıyla iş zor.. Ne yalan söyleyim liverpool'u istemiyorduk ama hiçte yabana atılmayacak, taş gibi bir takım çıktı.. Mevcut kadro yapısıyla gerçekçi bu turu geçmemiz olası görünmüyor.. Biliyoruz ki bu kadronun defansını oluşturan oyuncular belediye, antalyaspor, manisaspor gibi takımların isimsiz santraforlarına bile dünyanın pozisyonunu veriyor madrid'in dünyaca ünlü ayaklarına pozisyon vermeyeceğini söylemek gerçekçi değil.. Neyse ki çok önemli bir şansımız var ki maçlara kadar transfer dönemi açılıyor eğer o zamana kadar özellikle defanstaki eksikliklere nokta transferler yapılır, kanayan yara azami düzeye indirgenirse neden olmasın ? Niye ümitlenmeyelim ? Yönetim bu sene kadronun iyileştirilmesi konusunda çok hasas devre arasında muhakkak transferler yapılacaktır aksi taktirde aydın, ayhan, barış, servet gibi adamlarla birlikte bu iş nasıl olacak düşünmek istemiyorum

11 Aralık 2009 Cuma

Limango Fırsatı

3 yorum

Sabah gs store'da kargo hariç 20.30 tl'ye satılan bu canım t-shirtü limago.com'da kargo dahil 13 tl'ye edindim.. Gerçeği gönderi biraz geç ama bu fiyata beklemeye değer.. hala anlayamadığım bir sebeple ekstradan 1 saat içersinde kullanmam şartıyla 5 tl indirimide bu üründe kullandım.. Ayrıca değişik ve hoş t-shirtlerde indirimli olarak şu an sitede store fiyatından çok daha ucuza satışta.. İlgilenenlerin stoklar tükenmeden değerlendirmesini tavsiye ederim.. Bu arada forma yok..

edit: site davetiye istemekte.. üye olmayanlara davetiye yollayabilirim..

10 Aralık 2009 Perşembe

Aslan'a İki Kötü Haber (?)

1 yorum



Haber lig tv'nin gökhan zan ve sabri sarıoğlu'nun sakatlıktan ötürü antalyaspor maçında oynamıyacağı haberi.. Eğer birinin yerine emre aşık ya da mehmet topal, diğerinin yerine de uğur uçar oynayacaksa bu haber kötü değil süper bir haberdir.. Birçok galatasaray taraftarı içinde böyle olsa gerek lig tv'nin "kötü" olarak nitelendirdiği şey..Ama mevzubahis sakatlık olunca bir insan olarak üzülüyoruz elbette..geçmiş olsun.. hepsini geçtim antalya maçında kafamızda daha çok saç kalacak, boğazımız daha az tahriş olacak..

9 Aralık 2009 Çarşamba

Günün En Güzel Dedikodusu

1 yorum


Kadıköy'de 4-1 kaybedilen maçta bütün arkadaşları boynu bükük, yenilen küfürlerin alınan sonucun öfkesiyle soyunma odasına giderken son golü atan deivid'in formasını aldığı günden bu yana farklı duygular besliyorum aydın yılmaz'a.. Ya ben çok amatörüm ya aydın yılmaz'ın endüstiriyel başka bir tabirle profosyonel futbol anlayışını kafam almıyor.. Biz genelde bu tarz "profosyonel" bir davranışı ancak yabancı bir futbolcuda yadırgamayız tıpkı takım arkadaşları sami yen'in yeni açık tribinüne bakan kalede lugano ve semih şentürkle boks yaparken lincoln'ün roberto carlos ile bu kavgayı huşu içersinde izlemesinde olduğu gibi.. Futboluna ise gelmiyorum zira önceden çok şey söyledim kendisi hakkında daha fazla konuşmak eski sözleri tekrarlamaktan öteye gitmeyecek..

Volkan şen ile takası gündeme gelmesine inanılmaz derecede sevindim.. tamam keita, elano, arda, kewell gibi adamlardan formayı kapması imkansıza yakın ama şu sezon bile oldukça şans bulan aydın'a verilen forma şansının bir benzeri volkan'a verildiğinde aydın gibi basiretsizce çarçur edeceğini sanmıyorum.. Şu kabul edilebilir ki sürat olarak olmasa da teknik kapasitesi aydın'dan çok daha üst düzeyde volkan şen'in.. Tez zamanda hatta devre arasında bu transferin gerçekleşmesi umuduyla...

Eskiye Rağbet

0 yorum

Ne güzel oyundu şu heroes 3.. Hatırlarımda ilk çıktığı zamanlar cd oyun dergisinde tanıtımını okuyup gaza gelerek oyunu edinmiştim.. e haliyle her bünyede olduğu gibi beni de acayip derecede sarmıştı.. Müzikleri, introları, karakterleri muazzamdı.. Sonrasında birçok heroes fanatiklerince yerden yere vurulan 4'ü bile severek oynamıştım ama 5 tahamül sınırlarımı zorlamış 30 dakika bile bilgisayarımda yüklü kalmamıştı.. An itibariyle oyumsana.com'da gördüğüm bir anket bir anda kafamda heroes şimşeklerini çaktırdı ve heroes'a geri dönüş şevkimi kampçıladı.. Ümit ederim vista denen allahsız platformda bir sorun çıkartmaz..

8 Aralık 2009 Salı

Uğur Uçar'ın Dönüşü

0 yorum


Şükürler olsun ki geri döndü belediye maçında oynadığı kusursuz futbol ile.. şu gözler görüyor ki iyi bir uğur uçar her halükarda o mevkiide o formayı sabri sarıoğlu'ndan alır.. Ama bizim kavrayamadığımız birşeyler olsa gerek ki belediye maçında şu an türkiye'nin en iyi sağ beki olarak gösterilen gökhan gönül'den kat ve kat üst performans gösteren uğur sabri'den o formayı alamayacak işte.. Son maçta defans menşeyli bir oyuncu olmasına rağmen gol dışında 2 asist girişimi ve defanstaki kusursuz futbolu dışında oynayabilmesi için acaba daha ne yapmalı ? Hemde çok ciddi bir sakatlık geçirmesine rağmen hala korkusuzca savaşıyor ve gözünü budaktan esirgemiyor.. Ne diyelim bizim futbol bilgimizin kavramaya yetmediği birşeyler olsa gerek..

7 Aralık 2009 Pazartesi

Galatasaray'a Sektirmenin Dayanılmaz Hazzı

1 yorum



Dikkatimi çekiyorda kendisi baş galatasaray düşmanı olma yolunda emin adımlarla ilerlemektedir.. Hemde sinsi adımlarla.. Daha geçen gün "galatasaray olmasa kewell'ı kim tanırdı ?" diyen, ertesi hafta galatasaray'ın fenerbahçe mağlubiyetine seyircilerin mizahi mesajını bahane edip kahkahalarla dakikalarca gülen sinan bey dün yeni bir bomba patlattı.. Bomba yine kewell bombası ama bu sefer önceki söylenen sözlerin marstaki sinan engin olduğunu anlamamızı sağlarcasına.. Dediklerini hemen özetleyim.. sıcağı sıcağına itüsözlüğe de yazdım olayı.. Buyrun sinan engin'den bombalara:

"Şu galatasaray baros ile keita'da gelsin bundan farklı bir oyun oynamaz.. en fazla 1-2 ekstra pozisyon üretir.. hatta şu galatasaray'dan kewell'ı çıkart belediyespor'dan farksız top oynar"

Olayı ziya şengül düzeltmeye çalışıyor ama sinan hala inkar edip söylediklerini kabul ettiricesine bu lafları programda defalarca tekrar ediyor.. Acaba sinan engin nasıl bir galatasaray görüyor ? Ya da galatasaray düşmanlığı nasıl gözünü bürümüş bunu anlayabilmek mesele. Özetle sinan engin'e göre forvetsiz bir belediyespor ile galatasaray kewell haricinde aynı ayarda takımlarmış.. Zaten maçtan sonra kendisinden adam akıllı iki çift laf etmesini de beklemiyordum ama şu söyledikleri de inanılır gibi değil ! Tam bomba !

Fenerbahçe Maçından Sonra Neler Değişti ?

0 yorum


Sezon başında tıkır tıkır işleyen sistemin bu maçtan sonra ciddi şekilde sekteye uğradığı alenen şu haftalarda belli olmuş oldu.. 2-3 farklı galibiyetlerden sonra takımın 1-0'lık galibiyetlere razı olur noktaya gelmesi ciddi şekilde irdelenmesi gereken bir durum.. Peki anladığımız, görebildiğimiz kadarıyla neler oldu ? Neler değişti ? Elbette o maçtan önce de başta beşiktaş maçı olmak üzere takım bazı maçlarda tehlike sinyalleri veriyordu ama özellikle kadıköy'de oynanan maçtan sonra 8 maçlık seride gördüğümüz o tek tük maçlar son 3-4 karşılaşmaya yayılır, kabus gibi çöker oldu..


Öncelikle fenerbahçe maçından bu zamana kadar takımda değişenlerin neler olduğuna takımın temel taşı konumundaki bir kaç oyuncu çerçevesinden bakmak lazım.. Rijkaard aynı, taktik aynı mentalite aynı.. Ne olursa olsun sistemden ödün vermeyecek bir mentalite.. Ama değişen bazı futbolcular ve zaruri haller var..

O zamandan bu zamana en önemli değişiklik forvet hattında mecburiyetlerde meydana geldi.. Fenerbahçe maçında kimilerine göre talihsiz, kimilerine göre kasti bir müdahale ile baros devreyi kapattı.. Yerine gelen ise o vakte kadar gol krallığına oynayay ama bunun "gol krallığı orotoryosu" olduğu tez zamanda ortaya çıkan nonda.. Nonda'nın baros ile en büyük farkı ne peki ? Hız, hareketlilik kısacası cm tabiri ile patlayıcı, hareketli forvet ile çakılı forvet arasındaki temel farklılıklar.. Ha baros öyle bir zaman gelir ki saç baş yoldurur ama onun dışında hakan şükür üzerinde bir dönemler sıklıkla dönen "defansı oyalama" görevini de nonda'dan çok açık ve net ifa eder gözlerden kaçsa da.. Sürekli olarak hareket edip yer değiştirmesi, kendisini marke eden bir defans oyuncusunun dışında ikinci bir defans oyuncusunu ya da takım savunmasında yer alan bir oyuncuyu üzerine çekebiliyordu ki.. Bu da ekstradan boşluklar, orta saha oyuncularına beklenmedik pozisyon üretme imkanı sağlıyordu.. Peki nonda'nın "gol krallığı" piyesinden sonra neler oldu ? Hareketsiz bir hucum hattı.. Nonda'nın değilde kewell'ın, arda'nın açtığı boşluklar ile nonda'nın attığı bir gol ya da bi zahmet atmaya çalıştığı goller.. aradaki fark büyük.. Bitiricilik olarak benzer özelliklere sahip olduğu dünkü belediye maçı ile açıkça görülen barostan tek farkı top saklama özelliği olan nonda'nın bu sistemde pozisyon üretme ve takımdaki gizli forvetlere pozisyon sunma hususunda yapamadıkları ortada.. Bizim galatasaray'ın taktiğinden ve tek santraforlu bu taktikten anladığımız en uçtaki adamın hareketli bir oyuncu olması gereğidir.. Hayal ürünü gibi görünsede,varsayım gibi olsa da pozisyon sıkıntısının en büyük sebeplerinden biri bu zaruri değişim..

Bir diğer unsur keita'nın cezası sebebiyle en formda olduğu zamanlar takımdan eksik kalması.. Antep maçından sonra vitese takan, sonraki uefa avrupa ligi ve diğer lig maçlarında futbol stili ile bu takımın en iyi oyuncusu olduğunu gösteren, ribery'den bile daha büyük haz veren bir keita.. Fenerbahçe maçından sonra yaşanan cezadan sonra rijkaard ile arasında kişisel bir husumet olduğunu sanmıyorum ama en azından rijkaard'ın affedemeyeceği taktiksel bir hata yapmasından ötürü teknik ekibin şu aralar pekte sıcak baktığı bir oyuncu olmadığı da açık.. Hele bursaspor maçında neeskens'in takımın tek pozisyon üreten ismi olan keita'yı alıp nonda'yı oyuna koyması taktiksel varyasyonlar ile açıkçası biraz zor açıklanacak birşey.. Bu durum keita'nın bireysel olarak teknik heyetin kafasında oluşturduğu şablona aykırı davranması ile oluşan bir durum gibi görünüyor.. Nitekim pao maçında oyuna girdikten sonra bir anda oyuna inanılmaz bir hareketlilik kazandıran keita herşeye rağmen oynamayı hak ediyordu.. Evet kewell, arda ve elano'nun da formu karşısında kimin yerine oynayacağı soru işaretiydi ama 0-0 giden bir maçın ikinci yarısında bu süreye kadar olan maçlarda takımın hücum hattındaki en önemli silahı oyuna girmiyor hatta nonda'ya bu derece tahammül edilmesine rağmen oyuna sürülmüyorsa yine üstünde durmak lazım ki teknik heyetin sabrını zorlayan birşeyler muhakkak vardır.. Şu an bunu anlayabilmek çok erken..

Fenerbahçe maçından bu zamana kadar olan sürede arda turan'ın formsuzluğunu da es geçmemek gerekir.. Her ne kadar son birkaç maç yeniden hareketlense de o zamana kadar oynanan maçların büyük çoğunluğunda "maçın yıldızı" olan futbolcunun bir anda "maçın en kötüsüne" dönüşmesi ister istemez ofansif gücü oluşturan bu oyuncunun etkisizleşmesi ile birlikte zenginliği de azaltıyor.. Son 2 maçta hareketlenen bir arda'nın özellikle belediye maçında pozisyon zenginliğine yaptığı katkıyı gördükten sonra formunun takım için ne kadar önemli olduğu görülmüştür..

Bir diğer unsur ise kaleci franco'nun güven vermeyişi.. Bir süre çok güzel götürdü ama galatasaray'ın üzerine kurşun gibi çöken fenerbahçe maçı onunda üstüne çöktü.. O maçta yaptığı hatalardan önceki 8-9 maçlık diliminde taraftarın kafasındaki kuşkuları ve o 4 gollük maziyi silen franco tekrardan kafalarda acabaları oluşturdu.. Nitekim son belediye maçı kendine güvensizliğin tavan yapmış halidir.. Üstüne gelen topu bile içeri alan bir duruma gelmesi ceza alanına yapılan her ortada yürekleri ağızlara getirmek için bir nedendi.. 8-9 maçlık dilimde en azından "santcis'ten daha iyi" denilen franco şu an güven açısından santcis'i mumla aratıyor...

Bunların dışında takımda oyununda değişiklik olan ve istikrarsızlık yaşayan bir oyuncu yok gibi.. Mustafa Sarp sezon başı neyse şu anda aslanlar gibi, kewell bildiğimiz kewell, ayhan akman sabır taşı, barış özbek dengesiz, sabri hiçbir zaman kendini geliştirmedi ve geliştiremez, balta, topal, zan, servet hepsi aynı..

Dünkü maç bu açıdan enteresandı.. Belediye'nin eksik oluşununda etkisi vardır ama eksikliklere rağmen elano ile 2 nonda ile 1 gol pozisyonu yakalamanın dışında arda'nın da 2 topu direkten döndü.. En azından gol dışındaki bu 5 pozisyondan 1'i gol olsaydı şu an hakem konuşulmayacaktı önemli olan bu.. Taktiksel varyasyonda çok önemli eksikliklere rağmen takımın bu kadar pozisyon üretişidir önemli olan.. Bunun belediye'nin eksikliklerinden mi yoksa taktiğin hazmedilmesinden mi oluştuğunu devre arasına kadar geçen periyot daha net şekilde göstericek.. Baros'un yokluğuna ve vasat nonda'ya rağmen bu derece pozisyon zenginliği oluşmasının en önemli sınavı devre sona erene kadar şu önümüzdeki 4-5 maçlık seri olacak..

Elbette bu böyle gitmeyecek zamanla bu eksikliklerin büyük çoğunluğu düzelecektir.. Baros dönecek, keita oynayacak, franco kafadaki soru işaretlerini daha da netleştirecek.. İşte o zaman galatasaray'da fenerbahçe maçından sonra yaşanan düşüşün yükselişe mi çıkacağını yoksa aynı istikrarsızlıkla mı gideceğini büyüteç altına alıp daha net inceleme fırsatımız olacaktır.. Şu teknik ekip burdayken felaket senaryoları yazmak için yarım sezonu baz almaktan daha anlamsız birşey olamaz..

1 Aralık 2009 Salı

Pes Etmedin Fifa !

0 yorum

Hatırlarım fifa'nın 96 yılında varolduğu günden, futbol konusunda bilgisayardaki tekeli aldıktan sonra makineme yüklediğim bleem ismindeki emulator ile ilk defa winning eleven 4 ile tanışmıştım.. Hatta oyunuda tesadüfi eseri almıştım.. Oturduğum semtte playstation cd'leri satan bir yerde fifa dışında ilk futbol oyununu gözüme kestirmiştim o da winning eleven olmuştu.. Hatırladığım ronaldo soccer gibi bir oyun vardı ama onu bleem çalıştırmamıştı..


Grafikler bilgisayar ortamında emulator'un sunduğu imkanlar sebebiyle kısıtlı, hız yavaş bazende emulatorun ayarsızlığından ötürü çok hızlı olmasına rağmen bu oyun kendini oynatıyordu arkadaş ! Bağlatıyordu.. Hele hele brezilya'nın 98 dünya kupasında giydiği forma, taffarel'in kaleci kazağı ile benzer şekilde yapılması hala aklımda oyundan aldığım zevki katlayan unsurlar olarak.. Tabi bağlayan tek şey bu ince detaylar değildi o zamana kadar robotvari bir oynanışa bürünmüş fifa'ya nazaran çok daha keyifli oynanışı, inanılmaz kontrol özgürlüğü idi pesi keyifli kılanlar.. Hatta lisans sorunu olmasına rağmen.. Aslında kelimelerle anlatılamayacak birşey o keyifli anları anlatabilmek..

Sonrasında tabi bilgisayar yetmez oldu.. Paraya kıyılıp playstation makineleri alındı safi bu oyunu oynamak için.. Sonrasında çıkan iss, pes, winning eleven serileri bu oyuna olan açlığı bir türlü dindiremedi.. Öyle ki saatlerce oynansa bile doyulamıyordu.. Arkadaş ortamlarındaki turnuvalar, oyun içersindeki isimsiz oyuncularla rüya takımı kurma sevdası uykusuz geceleri beraberinde getiriyordu..

Zaman ilerledi tıpkı emulatorlerden evrimleşip bir zamanlar playstation 1 aldırdığı gibi playstation 2 aldırmıştı.. Playstation cafede görünen oyun kendine hasta bırakmış biriktirilen paralarla o makine sırf bu oyun için önce sirkeci doğubanka gidilip sonra televizyonun altına koyuvermiştik güzelim makinemizi.. Yine senelerdir esamesi okunmayan fifa'ya karşı ezici bir üstünlük.. Hatta fifa'nın ne ara çıktığını bile umursatmayacak bir bağımlılık...

Derken playstation 2 kalıplarına sığmadı oyun ve daha fazla grafik ve detay özgürlüğü sunan playstation 3 platformunda kendini buluverdi.. Ancak bu sefer enteresan bir durum vardı yıl 2008'e geldiğinde.. 09 versiyonunda fifa'nın forumlarda büyük bir iddia ile hazırlandığı, bu sefer herşeyin farklı olacağı söyleniyordu.. Derken oyunlar görücüye çıkmaya başladı.. Sahneye ilk olarak 09 fifa çıktı..

Tabi sırf futbol oyunları özellikle de pes için binlerce liraları vermeye hazır olan kullanıcıların kafasını karıştırıyordu bu durum.. Özellikle ciddi oyun incelemelerinin yapıldığı objektif bazı sitelerde fifa'nın pesten üstün çıkması kafa karışıklıklarını ciddi derecede arttırıyordu.. Gel gelelim vakti zamanında bu süreci yaşayan ve safi futbol oyunları özellikle de pes için playstation 3 alan şahsım bütün bunları düşünerek radikal ve riskli bir karar alıp ilk oyun tercihini fifa'dan yana kullanıyordu... Riskliydi çünkü bir oyunun fiyatı 100 tl civarındaydı.. En kötü ve berbat ihtimalde oyunun herşeye rağmen trişka çıkması karşısında hiçte ucuz olmayan bir meblağnın sokağa atılmasıydı..

ancak sonuç, verilen paralar pişmanlığın esamesini oluşturmayacak derecede büyük bir memnuniyetle geri dönüyordu.. oyun içersinde alınan zevk belkide onlarca sene sonra ilk defa bir fifa serisinde bu kadar yüksek düzeydeydi.. Ufak tefek hatalarda çıkan patchler ile düzelince 2009 yılı fifa için bir milat olmuştu seneler sonra.. Neresi anlatılır, hangi kısmın mükemmeliğinden bahsedilir bilmiyorum ama şunu net olarak söyleyebilirim ki fifa seneler sonra "playstation 3" platformunda tabir yerindeyse ölüm uykusundan uyanmış ve kusursuz bir oyun sürmüştü piyasaya..Elbette çok ciddi pes fanatiklerini kapamadı ama işe fanatiklikten ziyade objektif ve önyargısız olarak bakanlar kararlarından ötürü pişman değildi..

Herşeye rağmen en büyük pes fanatiklerinin bile 2009 serisindeki gelişmesini taktir etti fifa'nın playstation 3 platformunda.. ve o fifa 2010'da da durmadı ve şu an oynadığımız kusursuz oyunun zevkini bizlere tattırdı.. Fazla birşey diyemiyorum oyunun güzelliklerinin ne olduğu zaten birçok forumda, oyun sitelerinde yazıyor.. Çok farklı bir şey senelerdir oynadığım pes'i alıp bir denemeyi bile aklıma getirmiyor bu fifa.. çok acayip birşey..

Bu arada 10 serisinde galatasaray'dan bahsetmek gerekirse keşke elano dışındaki futbolculara da özen gösterseydin be fifa diyorum ve tek kırık notumu buradan veriyorum.. Orada da keita'nın oyun tarzının gerçekteki futbol stili ile inanılmaz benzerliği bu kırık notu verirken bile elimi titrettiriyor.. Bu kadar mı benzer oyunu arkadaş ?

24 Kasım 2009 Salı

Rijkaard mı ? Antrenör Değil !

2 yorum


Açıkçası dün herhangibir spor programını izlemedim.. Malum böyle bir haftada rezil bir oyunla puan kaybetmişiz birde medya maymunlarının çemkirmesini hiç çekemeyiz ki ne kadar kulaklarımızı tıkayıp gözlerimizi yumsakta bazı şeylerin nete düşmesi karşısında saklanamıyoruz.. Dün ekşiden duydum gece geç saatlerde hıncal uluç zırvalamalarını.. Bekliyordum açıkçası.. En iyi zamanında bile, takımın keyif verdiği sezon başından beri bir puntunu bulup kündeye getirmeye çalışan hıncal bey nihayet beklediği fırsatın manisaspor maçı sonrası olduğuna karar verdi ve bombaladı.. "Rijkaard antrenör falan değil, zaten kazandığı başarıları da o zamanlar karşısına kendisini yenecek kalitede bir takım çıkmadığı için kazandı" Ne denilebilir bilemiyorum ama o zamanlar galiba real madrid vardı dimi.. Sonra chelsea falan da vardı galiba.. Hem bu adam real madrid ile bir sezonda minimum 2 kere karşılaşıyordu da.. Ama yok real madrid barça'yı yenecek kalitede bir takım değil.. Hele mourinho'nun chelsea'si hiç değil.. Wenger'in arsenal'i mi hadi canım..

Hadi teknik eleştirisini, taktiğini oyuncu tercihlerini eleştirebilirsin ama be adam barcelona'nın başındayken hiç mi iç geçirmedin böyle bi adam galatasaray'ın başında olsaydı diye kalliler ile eriyip bittiğimiz günlerde.. Makine intizamı ile top oynayan barça'da bütün herşeyi oyuncuların üstüne yıkacak kadar futbol bilgisine sahipsen ki büyük ihtimal öyle görünüyor hep konuş.. Konuş ki senin köylü dediğin adamların bu ülkenin en büyük teknik direktörü olduğu gerçeği ortaya çıkınca tokat gibi yapıştıralım bu gerçekleri yüzüne.. Konuş ki kabadayı dediğin teknik direktörler bu ülkeye yedi düvelde başarılar kazandırınca dediklerini yut.. Ama yok olacak, düzelecek gibi değil gerçekler tokat gibi çarpmadığı içindir bu pişkinlik işte.. Lucescu, fatih terim, şenol güneş.. Bütün bunlardan sonra hala peşin hükümlülüklerle zırvalıyor ve ders almıyorsan diyecek laf bulamıyorum..

22 Kasım 2009 Pazar

Sistemin Adamı Olamayacaklar !

0 yorum


Tıpkı bir fenerbahçeli'nin ya da galatasaray'ın mağlubiyetine sevinen birinin ağzından dökülen sözler gibi ama malesef takım içersinde rijkaard'ın gazı bitmiştir daha doğru bir ifade ile profosyonel anlayıştan yoksun, bu anlayışla avrupada oynama hayalleri kuran bazıları rijkaard'ın taktik anlayışını tüketmiştir.. zaten 11 kişiden 3 kişi bir şekilde yan yana geldi mi haydi haydi yeter..

Sezon başında 1-0 ile yetinmeyen ayağa paslar ve kontra atakları affetmeyen 90'dakika izlemenin keyiften yetmediği bir takım varken bu gün 1-0 olsun bizim olsun anlayışının hüküm sürdüğü ve güzel futboldan uzak tamamiyle skora dayalı bülent korkmaz dönemi havasının estiği bir takım var.. Bu kesin ve net.. manisaspor maçı bunu teyit etmiştir. Birtek baros'un olmaması bu takımın oyununu bu kadar etkilememeli ya da keita'nın yokluğu rijkaard'ın sisteminin bir tek oyuncunun üzerine yığıldığı gibi bir yanlışlığı kabul ettirmemeli.. Ayan beyan ortada bazı futbolcular ile rijkaard'ın yıldızı barışmayacak.. İşin tuhafı ısrarla yaptıkları ile kafasını yiyecekler hollandalının..

1- Herşeye rağmen elano blumer'e sabır gösterilmeli evet bariz hatalar yapıyor, kritik top kayıpları takıma olağan dışı kontra ataklar yedirtiyor ama şu takımın kapasitesi artık elano blumer'in kötü oyununu bertaraf edecek kalitede öyle olmalı.. Nitekim ilk yarıda da fena değildi elano nitekim irdelenmesi gereken daha önemli konular vardır ki takıma elano'dan daha çok zarar veren ve elano'nun uyum sorunu gibi bir gerekçesi varken hiçbir gerekçe olmaksızın takımı, sistemi baltalayanlardır bunlar..

2- 28 yaşında galatasaray'a gelen mustafa sarp'ın 1 sene öncesine kadar şu takımda mehmet topal'dan fersah fersah üstün oynayacağını ummazdım ama bu gün golü yedirtmesine rağmen şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki 4 tane topal'ı yan yana koysan bir tane sarp etmiyor.. Bundan daha kötü bir topal göremiyeceğiz kesinlikle.. Diyarbakırspor maçında yedirdiği golden sonra bu gün doğru ya da yanlış yaptığı hareketin akabinde yedirdiği gol.. Onun dışında gerek defansif, gerek ofansif olarak son derece silik basiretsiz bir futbol.. Ne yaptığını anlayamıyorum topal'ın bir oyuncu bir teknik direktör değişikliği ile bu kadar "dökülüyor" ise bu oyuncunun kalitesi tartışılmalıdır.. Sezon başında ada'ya gideceği konuşuluyordu acaba ufak bir sistem değişikliğinde(öyle umuyoruz) bile bu derece sefillere oynayan topal everton'da ne yapacaktı ?

3- Ayhan akman ilk yarıda her zamanki gibi oyunun hızını kesen yegane adamlardandı.. hatta topal'dan daha çok göze battı hataları ile.. Olmuyor, yürümüyor ama işte onun gibi 3-4 adam yan yana gelince bir takımın çöküşü böyle gerçekleşiyor..

4- Belki bu gün göze batmadı ama şu kalitedeki bir takımın stoperi gökhan zan ile servet ikilisi olamaz. Olsa bile bu ikilinin şu takımda uzun pas atma gerekçesi kesinlikle yoktur.. buna sabri sarıoğlu'da dahil.. Sezon başında hiç olmadık şekilde son 4-5 maçtır bu adamlar ısrarla uzun paslar yapıyor ve ataklar sabun gibi eriyor.. Ortada birkaç tane geçerliliği olabilecek gerekçe var.. Birincisi ya rijkaard bu adamların 4-5 maçtır ısrarla saçma sapan uzun pas yaptıklarını görmüyor, ya bunu yapmalarını istiyor ya da bu ikili maç içersinde kontrolü kaybediyor.. Olacak şey değil ! Eğer sistemin kontrolünü kaybedecek ve yükünü taşıyamıyacaklarsa bu görev bilinci ile o bölgeye kesinlikle neşter vurulmalıdır.. Galatasaray'ın farkı arttırma çabaları mütemadiyen teknik beceriden yoksun adamların ( topal, sabri, gökhan, servet) uzun pas denemeleri sebebiyle eriyip gidiyor devamında da skora yatan bir takım ortaya çıkıyor.. Hepsini geçtim bu takım çıplak gözle gördüğüm en iyi defans ikilisini popescu bülent, song tomas, kısmende servet song ile yakaladıysa bu ikililerden en az birinin kaliteli yabancı olması galatasaray'ın ve türk futbolunun kabul göreceği defans anlayışı ile ilgili fikir veriyor olsa gerek..

5- Şu kalitedeki bir takımın 1-0'ın üzerine yatıpta yenilen golden sonra hakemin üstüne yüklenmesi utanç vericidir.. Gökhan zan, topal maçtan sonra hangi gerekçe ile hakemin üstüne yürüdüler anlayamadım zira hakem 5 dakika uzamayan maçı 5 dakika uzatarak belki birazda endirek vuruşun suçluluğu ile galatasaray'ın gol atması için elinden geleni yaptı.. Ama yine diyorum şu takım manisa karşısında üzerine yattığı skordan sonra hakeme çullanıyorsa bu kesinlikle utanç verici !

6- Bana bu nahoş başlığı attıran aslında tüm takım değildir, sisteme uymaktan öte olaya gaz anlayışı ile bakan, pofpoflanmalarla hadi koçumlarla giden, sistem disiplininden yoksun adamlardır.. Şu takımdan topal, ayhan, sabri çekilse ve rijkaard sezon başında alt yapıdan pişirdiği adamlara "ekstradan hiçbirşey yapmamalarını sadece kendi söylediklerini yapmaları" gerektiğini söylese herhalde bu toy adamlar rijkaard'a kafa tutup saçma sapan uzun paslarla, sisteme uymayan hareketlerle takımı bu kadar baltalamazlardı.. Şu açıkça görülüyor takımda bazı oyuncular bu taktiğin ve rijkaard'ın adamı değiller.. Bilmiyorum usta daha kenardan bunlara ne kadar dayanıcak

7- Bu disiplinden yoksun kısaca rijkaard'ın sezon başı röportajında farkedip söylediği " türk futbolunda herşeyden biraz var ama hiçbirşey tam değil" anlayışının ağırlığını hissettiren bu adamlar takım içersinde olduktan sonra ufak mucizler dışında tam anlamıyla işleyen bir taktik görmemiz malesef mümkün değil.. Artık buna inanmaya başladım.. Şu maçta en suçsuz ve haline en çok üzüldüğüm adamlar sistemi baltalanan rijkaard ve neeskenstir.. Eğer barcelona apoleti ile adam bir oyuncusunu agresif olmayın diye uyarıp oyuncusu ısınırken takımı geriyorsa, uzun pas atmayın dediği atamlar saçma sapan uzun pas atıyorsa daha nasıl lafını dinlettirebilir ki ? falakaya mı yatıracak ?

Şu fırsat kaçırıldıktan hele bu kadar rezil bir futbolla kaçırıldıktan sonra benim sezon başından beri düzelmeyen topal, 4-5 maçtır saç baş yolduran ayhan, bazı arkadaşların ısrarla geliştiğini iddia ettiği sabri, uzun pas atmaları ancak meşe odunuyla engellenecek gökhan zan ve servet olduğu müddetçe güzel oyundan ümidim yok, çok kötü kırıldı..


18 Kasım 2009 Çarşamba

Yiğit Şardan'ın Demek İstediği ?

2 yorum


Takımımız gsbonus kart ile güzel bir uygulama başlatmış.. Daha önce vakıfbank'ın böyle bir kulüp kartı vardı ama malum vakıflar bankasının pratik bir banka olmaması ve bir gişe işlemi için bile saatlerce kuyrukta bekletme çilesi ile müşterilerini baş başa bıraktığı için kulübün kredi kartı işlerlik kazanmıyordu.. evet kulübümüzü seviyoruz ama bir kredi kartı ödemesi için bile saatlerce kuyrukta beklemek ve bu iğrenç bankanın çilesini çekmek apayrı bir şey.. Bahsi geçen banka türkiye'de 100-150 sıra öne atıp tek gişe çalıştıran ve hala vezne gibi bir uygulaması olan türkiye'nin tek bankası.. Bu bağlamda garanti bankası gibi vakıflarla mukayesesi dahi yapılamayacak bir banka ile bu işin anlaşılması iyi olmuş ancak kafalarda bazı konulardaki soru işaretleri de artmadı değil..

Özellikle yiğit şardan'ın "kart olmayana bilette yok" minvalindeki açıklaması kafaları karıştırdı. Bu proje telekom arena için düşünülüyormuş.. Sanırım elektronik bir sistemle ve "mybilet" in uygulamasına benzer bir uygulama ile kredi kartından alınan biletler stat önündeki elektronik gişelerden verilecek.. Herhalde kulüp böylece kendi düşüncesine göre işi gücü olmayan, olay çıkarmaya meğilli ipsiz sapsız tayfayı bu uygulama ile saf dışı etmiş olacak. ama yöneticilerin hesap etmediği ya da gelecekte muhakkak çözmek zorunda olduğu bazı şeyler var..

Bankalar genelde maaş bordrosu olmadan ya da kendi kriterlerine uygun bir gelire sahip olmadan kredi kartı vermeye yanaşmazlar bizim bildiğimiz üzere.. Peki bu bağlamda patronun çıkarları doğrultusunda mecburen asgari ücretli gözüken veyahut bordrolu olması mümkün olmayan üniversite öğrencileri ile istisnai bazı durumları olan telekom arenadan nasıl bilet alacaklar ? Keşke yiğit şardan böyle keskin açıklamalar yapmadan önce ufak gibi görünen ancak çok önemli olan bu detayı da göz ardı etmeseydi.. En basitinden şu an bordrolu olarak bir işte çalışmıyorum, aile işimizi yapıyorum ve bu bağlamda bir kredi kartı almam çok zor gibi duruyor.. çıkartabileceğim tek kart aile bireylerinin birinin üzerinden ek kart olur.. Acaba galatasaray aşığı biri olarak birkaç sene sonra maça gitme arzum sırf bu bürokrasiler sebebiyle engellenecek mi ? Eğer kulüp gerçekten bunu "ipsiz sapsız, işsiz güçsüz adam bizim maçımıza gelmesin" diye düşünüyor ve taraftarın durumunu gözardı ederek böyle bir uygulamaya geçiyorsa acaba sosyetik, tiyatro gibi maç izlemeye gelen taraftar ile motive edici taraftar arasına bir mesafe koymuş olmuyor mu ? Barcelona seyircisini de görüyoruz.. Gol atılana ve tehlikeli pozisyonlar oluşana kadar tiyatro gibi maç izleyen bir kuru kalabalık.. evet 70.000- 80.000 kişi ama tat yok.. Umarım bu tarz bir uygulama galatasaray seyircisinin kalitesinde düşüklüğe yol açmaz.. Ya da herşey düşüncelerimizden farklı gelişir belki de gs bonus için istenen şartlar daha esnek olur bunu zamanla göreceğiz.

Eğer gsbonus kart için istenen şartlar esnetilmez ve normal bir kredi kartı talebinde istenen her türlü formalite burda da istenirse bir tek çıkış yolu kalıyor o da ek kart.. garanti'nin sitesinde gs bonus ve ek kart ile ilgili herhangibir ibare görünmüyor.. Umarız zamanla bu sistem de oturur.. En azından kendi imkanları kredi kartı almaya yetmeyen taraftar ailesinin geliri üzerinden bir ek kart çıkartabilir.. Kulüp kısa zamanda taraftarın kafasındaki soru işaretlerini kaldıracak bir açıklama yapmalı.. telekom arena'da olamama, bir maç bile izleyememe kabusu zira şu an içimi kemiriyor..

2 Kasım 2009 Pazartesi

Nonda'ya Güvenmek

0 yorum


Takıma oynamaktan, salt yeteneklerini kullanmaktan ziyade birlikte oynamayı sevdiği topçularla oynayınca futboldan keyif alan asıl kabiliyetini o zaman kullanan aksi durumda ise ayaklarına betonları, demirleri bağlayan, futbola lanet ettirendir kongoludur shabani..

3 senedir bu takımda futbol adına, mevkiisi adına, galatasaray adına yaptıklarını, yapamadıklarını çok iyi biliyoruz.. Şampiyonluk golünü attığı sezon nonda'nın hakan şükür'ün gölgesinde kalmasına rağmen tadını damağımızda bırakan futbolu ile resitaline koyduğu harikulade bir noktaydı.. Ancak skibbe ve bülent korkmaz yönetiminde yapamadıkları ve o koyduğu noktaya yeni bir satır başıyla devam edememesi ? İlk olarak sözleşme uzatıp hazır paraya sırtını dayaması dedik ama nonda paşa 2009-2010 sezonuna öyle bir girdi ki %90'ına yedekte başladığı sezonun 10. haftasında süper ligin gol kralı oldu.. süper bir istatistik.. Hazır para alması sonucu sırtını eurolara dayaması tezi biraz çürür gibi oldu.. Ancak 2009-2010 sezonunda gözümüze başka bir şey daha takıldı.. Nonda'nın en iyi anlaştığı adam keita ile beraber oynarken gösterdiği istek ve olmadığı maçlarda sahada yapabildikleri.. İşte anahtar buradaydı.. Bir analiz yapılır nonda'nın rigobert song, abdul kader keita ile oynadığında koşma, isabetli şut, pas gibi istatistikler ortaya konulur bunlar oynamadığı zamanki istatistikler ile karşılaştırılırsa dediklerimiz alenen teyit edilmiş olur..

Eğer shabani nonda'nız varsa kısaca "kanka" sı olacak futbolcunuz sahada olmadığı müddetçe 10 kişi oynamaya muktedirsiniz.. Ha ben nonda'dan yararlanmak isterim derseniz kongolu kamyon şoförü ya da kömür işçisini bile sahaya koysanız nonda motoru takar.. Verim dediğimiz şey nedir ? Oynama şevki, isteği ve hırsı ile ortaya çıkan bir olgudur... Yani gol kaçırsa rezalet bir bitiricilik yeteneğine sahip olsa bile milan baros'un her zaman yaptığı gibi rakip defansın gardını düşürüp kewell'a, arda'ya gol attırmaktır.. Santrafor mevkiinde dikilip rakip defansı kariyerinin en kolay maçına çıkartmak değildir.. Bazı şeytani (!) futbol beyinleri de bunu görmekten aciz futbol zekaları ile baros'a dürbünün tersi, nonda ya oturdukları yerden dürbünün düz tarafından bakarak rijkaard'a sallar.. Neyse tekrar nonda ya dönersek..

Nonda istenenleri, kalıbından futbolculuğundan beklenenleri ne zaman yapar ? 2 sene önce aynı toprakların futbolcusu olmaktan ötürü büyük yakınlık kurduğu rigobert song oynadığı zaman yapar.. Bu sene abdul kader keita oynadığı zaman.. Bunu görmekte öyle aman aman futbol analizcisi olmayı gerektirmez.. Geçen sene kendi kıtasından, dilinden bir oyuncu olmadığı zaman nonda'nın ne derece sefillere oynadığını ve kendine lanetler ettirdiğini biliyoruz.. Peki bu sene ne değişti ki nonda maçların %90'ına yedek çıkmasına rağmen şu an gol kralı ? ya da 2 sene önce geçen seneki nonda'ya göre ne değişikti ? Çok basit vatandaşı sayılacak bir keita geldi, geçen seneninde reçetesi çok basit rigobert song gidince takım içersinde anlaşabileceği futbol oynamaktan keyif alacağı bir adam kalmadı.. Öyle nefret duydu ki futbola adım atacak takati hissetmedi nefret ettiği gibi bizlerede ettirdi.. potansiyelini sahaya sürerse yedek çıktığı maçlarda bile gol krallığına oynayacak bu adamdan yararlanmak malesef sizin teknik, taktik zekanız kapsamında olacak birşey değildir sözün özü.. kendisine bağlıdır..

Bu gün bir halı saha maçına gittiğimizde, hatta futboldan uzaklaşalım yeni bir işe girdiğimizde bile patronların afrasına tafrasına birlikte göğüs geremiyeceğimiz, anlaşamayacağımız iş arkadaşlarına karşı beraber hareket edeceğimiz bir insanın varlığı olmayınca yaptığımız işten keyif alamayız, o işe girdiğimize lanet ederiz.. sonuçta bu işin sonu sırf parası için katlanılmak zorunda kalınan işte o işi sevmemekten dolayı oluşan hataların neticesinde kovulmaya kadar varır.. Birde olaya tam tersten bakarsak.. gün içersinde işlerimizi beraber yapabileceğimiz, aynı memleketliniz, halinizden anlayan, iş çıkışında bile beraber vakit geçireceğimiz, beraber olmaktan büyük güven duyduğunuz bir dostun varlığı nasıl bir motivasyon kazandırır ? Acaba o zamanda yaptığımız işten aldığımız tatmin bu kadar az olur mu ?

Açıkçası nonda'nın anlaşabileceği adamlar olmadığı müddetçe saha içersinde salla başı al maaşı zihniyetinden vaz geçeceğine ihtimal vermiyorum.. 3 senede bizim gördüğümüz karakterin kökleri ta kişiliğine kadar uzanıyor nonda'nın.. Skibbe dönemindeki nonda'nın fransa basınına verdiği demeçlerde skibbe'ye "bizi çalıştırmıyor, iyi bir teknik direktör değil, yanlış taktik veriyor" minvalinde laflar ettiğini biliyoruz.. Peki böyle düşünen, hocasını sevmediği açıkça belli olan bir adam takımın başındaki hocanın kellesini kurtaracak şeyler yapabilir mi ? Geçen seneye şahit olanlar bunu bir kere daha düşünmeli, dikkatle tartmalı..

27 Ekim 2009 Salı

Kim Bu Feryal Pere ?

1 yorum


Malum pazar günü dananın kuyruğu koptu ve çeşitli sebeplerden ötürü yine o statta 9 senedir devam eden galatasaray komedisi şükrü saraçoğlu stadı yönetmeni ile oynandı, futbolcular başta tahrik olma üzere yönetmenlerine her şekilde uydular.. Bu sebepleri zaten bir çok blog yazarı güzelce dile getirdi, paylaştık, yorumlarımızla eşlik ettik kendi doğrularımızı dile getirmeye çalıştık.. Ama peki kodamanların sahip olduğu, kitleleri peşinden sürükleme ve etkileme gücü yadsınamaz derecede olan medya ne yaptı ? Derbi analizinde "sözde" spor yazarları ne yaptı ? Hepsi sınıfta kaldı maksimum telegol tandanslı orotoryo medyanın.. Kim okunacaktı gazetelerde ? Spor müdürünün ercan saatçi olduğu bir kuruluşta çalışan "ilhan söyler" türevi yazarlar mı ? yoksa medyanın yarısını elinde bulunduran, türkiyenin en köklü gazetelerinden birine galatasaray'a pkk deme cürretinde bulunan patronun medyası mı ? Tamam dedik, Onu geçtik internette elimize geçmeyen gazetelerde çeşitli yazarların analizlerini inceledik ama hala elle tutulur, dişe dokunur birşey yok bu gücün yazdığı.. Rijkaard'a sallayanlardan, amigo sefa olan her telden yazı var.. Ancak amigo sefa derken gözüme feryal pere isimli bayanın yazısı ilişti, buna değinmeden de olmaz..

Kendisini bilmiyorum deyip küçümsemek istedim ama malesef kendisini biliyorum..Vakti zamanında fenerbahçe - galatasaray derbileri ile ilgili bir program yapan reha muhtar'ın ateş hattında görmüştüm bu bayanı iddialı savları ile.. Kim olduğuna dair kafamdaki şimşeklerde sesini duyduktan sonra çakmaya başladı.. Bu bayan "aydın doğan" medyasının muhtelif reklam filmlerini seslendiren bayandı.. Özellikle radikal gazetesi reklamlarında sesini duyarız.. Hani diyeceğim farklı bir ses olur o da yok.. Yaşına göre sıradan bir bayanda olması gereken bir sese sahip ve reklam filmlerinde seslendirme yapıyor.. Neyse bu gün yazısını okuduktan sonra detaya inmek ve google'da ne yapıp ne ettiğini, bu günlere nasıl geldiğini öğrenmek için araştırma yapmaya koyuldum.. Kimdir bu feryal pere ? Sözlükler dışında milliyette kendisi hakkında yazılan ufak bir biografi ile karşılaştım..

"20 yıllık reklamcı. Bugüne dek pek çok büyük ajansta kreatif direktör olarak çalıştı. Kurumsal menajerlik şirketi Ajans'ta genel müdürlük yaptı. Arçelik, Beko, Superfresh ve pek çok bankanın da aralarında olduğu yüzlerce reklama imza attı. Şu aralar FB TV'de "Yüksek Kramponlar" programını sunuyor, Radikal'de köşe yazılarına devam ediyor ve aktif olarak Fenerbahçe'nin reklamını yapıyor"

Reklamcı, genel müdür gibi mesleklere haizmiş kendisi.. Hadi diyorum burdan reklam filmlerinde seslendirme yapmasına dair ufak bir pay çıkartabilirim en azından mesleği ile ilgili bir şey diyelim bari.. ama peki "fanatiklik" dışında hiçbirşey bilmeyen, futbola dair taktik, analiz yapma gibi özelliklerden yoksun ve " nasıl geçirdik ama ehuehuehu" gibi yazıları kibarca yazmaya çalışan dişi ercan saatçi üslubu onu koca bir gazetede spor yazıları yapmak için yeterli bir kriter olur mu ? Evet oluyormuş.. Söz konusu gazetenin patronu ne de olsa gs'ye pkk diyen bir şahsı mükafatlandırmıştır o mu yazmayacak ? Bu bayan senelerdir "nasıl geçirdik, koduk, hadi evinize " üslubu ile radikal'de yazı yazıyor.. Hani ali atıf hoca gibi reklamcılık üzerine yazsa tamam işi diyeceğiz.. Ha zaten öyle yazsa kim tanıyacak feryal pere'yi o var birde ? fanatiklikten oluşan bir uslup nasıl koskoca bir gazetede yazmasına el veriyor inanılır şey değil.. Yazmasın kardeşim gs'li si de fb'lisi de " koduk size üslubu ile kalemi eline alıp birşeyler karalarsa" kimse ondan sonra tribündeki olaylara kanun çıkararak önüne geçileceğini düşünmesin bu ülkede.. Medyanın bu gücü, kitleleri sürükleme ağırlığı olduğu bilindiği halde oraya böyle insanları getirirseniz tribün olaylarında bir arpa boyu yol kat edemezsiniz.. Bunu reklamcı olan feryal pere bizden daha iyi biliyordur sanırım..

Bakın hanımefendi demişki keita'nın ufak bir su bardağı için yaptığı showa inanamadım demiş.. Artık gs maçları fener için derbi olmasın demiş.. Çok şey söylenir ama susmak istiyorum, sinirlerime hakim olmak istiyorum.. İşte böyle bir insanın futboldan anladığı " bir futbolcunun gözüne gelen maddede" ne varmıştan ibarettir.. Tabi suç kabul edilir mi ? işlerin bu noktaya gelmesi ben ve benim gibi yazan insanlar der mi feryal hanım.. Elbet demez. Demeyince ne yapar kendini haklı çıkartır ve bunları söyler..


http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&ArticleID=961319&Yazar=FERYAL%20PERE&Date=27.10.2009&CategoryID=103

26 Ekim 2009 Pazartesi

Aydın Yılmaz Üzerinden Kör Talih

3 yorum


Koca bir analizi kendi ismine yazdırmayı başarmış futbolcumuz oldu dünkü maçtan sonra Aydın Yılmaz.. Umarım hala futbolcu olduğunu zanneden, süreklilikle kendini geliştireceğini düşünen, Arda'dan daha yetenekli olduğunu zannedenler dünkü maçtan sonra kendisi hakkında bir fikre varmıştır..

Galatasaray gibi bir takımda oynamanın temel kriterleri nelerdir ? Kulübede otursan bile, önünde daha iyi oynayan bir adam olsa bile türkiye'nin en iyi 3 futbolcusundan biri olmaktır oynadığın mevki itibariyle.. Önünde keita olsa bile onu zorlamaktır.. Anadolu takımına gittiğin taktirde orada sırıtmaktır, barım barım büyük futbolcu oluğunu bağırmaktır.. Peki aydın şu an türkiye'nin mevkiisi itibariyle kaçıncı futbolcusu ? Kendisini ön plana çıkartan kriterleri nelerdir ? Biraz bunlardan bahsetmek gerek..

Hepimiz en azından yaşı 4-5 sene öncesini hatırlamaya müsait olanlar aydın yılmaz'ın gerets döneminde konyaspor maçında yarattığı mucizeyi biliyor.. Dakika 90, yapılan şık bir vucut çalımı ve 17 yaşındaki bir çocuktan beklenmeyen belki de şut auta gitse ayhan'dan, hasan şaş'tan asrın ayarını yemesine rağmen bir sorumlulukla çekilen şut ve mükemmel bir gol.. İşte aydın yılmaz bu maçta öyle bir parlatılıp önümüze sunulmuş, sonraki maceralarında galatasaray'a karşı oynadığı toplar ile öyle bir gözümüzde büyütülmüştür ki şu an türkiye'nin mevkiisinde en iyi 3 futbolcusundan birinin oturması gereken yerde aydın yılmaz oturmaktadır, keita'nın alternatifi olmaktadır.. İşte aydın yılmaz'ın orda oturmasının tek sebebi bu iki olay ve üçüncü sınıf bir israil takımına karşı oynadığı toptur.. Eğer benim hatırlamadığım ve aydın yılmaz şu şu sebeplerden bu kulüpte, bunu yapmıştır diyen varsa beri gelsin.. Belki de gs altyapsından çıkan her futbolcunun arda turan muamelesi görmesidir, kim bilir ?

Gelelim galatasaray için fenerbahçe maçının önemine.. Bir galatasaraylı için futbolcularda dahil olmak üzere bu maçlar artık öyle böyle bir maç değildir.. Artık iş öyle bir hale gelmiştir ki taraftar içinde ciddi bir kitle galatasaray'ın kadıköy'de feneri temiz bir futbolla, sırtını yastığına dayayarak rahat bir oyunla yenmesini ligte 8. 9. olmasına tercih eder duruma gelmiştir.. Bunun en temel sebebi de galatasaray'da ki asari antika yapılanmasının en önde gelen isimlerinden olan özhan canaydın'dır.. 10 senede 3 avrupa şampiyonluğu bilmemkaç lig şampiyonluğu, bilmem kaç kıtalararası kupa gibi hedefler koyup bu hedeflerle yüzde yüz çelişen futbolcu transferleri, yönetim anlayışı ile taraftarın gazını alan bu yapılanmadır.. Nasıl bir afyona tutulmuşsak bizde o zamanlar batista'lar ile almaguerler ile, cristianlar ile fatih terim'in uefa kupası apoleti ile bunun gerçekten olacağına inanmıştık ama 6 kasım bir tokat gibi çarptı yüzümüze.. Tabi burda fatih terim'in 9 senelik ve halen çözülemeyen büyüsünü de es geçmemek gerek..

Canaydın ekolü ne yaptı ? İlk olarak şampiyon yapmasına, 2-3 kuruşluk adamlarla takımı barça'yı parçalatmanın eşiğinden döndüren lucescu'yu sepetledi.. Ha elbette sepetlenme sebebi o zamanlarda canaydın'ın dediği "gönüllerin teknik adamı" olunca bu işe kimse hayır diyemedi.. itiraf edeyim bunları büyük bir pişmanlıkla söylememe rağmen ben bile terim'in o basın toplantısnı inanılmaz bir heyecan ve umutla izledim.. Peki sonrası ? Terim geldi, şahşahalı bir basın toplantısı canaydın'ın sözlerini teyit edercesine vaatler vs.. Daha sonrası ? sıradan transferler ve fatih terim'in egosu sebebiyle lucescu'nun kurulu düzenini tarumar edercesine yaptığı kadro hamleleri.. Herşeye rağmen transfer çöplüğünde piyangodan çıkan felipe gibi arada çıkan iyi futbolcuların egosu sebebiyle başını yemesi ve sonrasında kadıköy'de vedatlar ile batistalar ile yedi düvelde 3 kupa vaadiyle çıkan takımın faciaya uğrayıp dibe vurması.. Bu muydu özhan başkan ? Bu muydu terim ? Neden bu soruları soruyoruz ona gelelim.. Çünkü bu gün galatasaray camiasının üzerinde bu 6-0 olayı bir tranva oluşturmuştur.. 20. dakikadan önce yenilen her gol taraftarın aklına 6-0'ı getirmekle kalmayıp futbolcunun da psikolojisini alt üst etmektedir.. acaba yine fark mı yiyeceğiz endişesi yaratmaktadır.. Bunun içersinde garip şekilde yabancı futbolcularda vardır.. İşte bu 6-0 tranvası galatasaray'ın 1-0 değil o statta maça 3-0 mağlup başlamasının temel sebebidir.. Bu mirasları da bize bırakan canaydın ile terimdir.. 6-0'lık maçın taktiğinin 4-0-6 gibi bir şey olduğunu söylersem herşey ortaya çıkar sanırım.. Birde terimden, tranvadan önceki lucescu dönemine bakalım.. yaklaşık 20 dakika 7 kişi oynamasına rağmen gol yemeyen bir takım..

Konuyu fazla dağıtmadan hemen bu güne geri dönelim.. Açıkçası rijkaard gelmesine rağmen ufak bir kitle umut taşısa da yine taraftarın büyük çoğunluğu maçtan ümitsizdi.. Zira santradan sonra 7-8 dakikada yağmur gibi gelen 3-4 fener atağı herşeyi ortaya koydu, umutları kırdı.. Evet bizimkilerin bu sahada elleri ayakları titriyor, olmuyor, büyüleniyor.. Sigmon Freud'u canlandır terapi yapsın yine olmaz.. Bu bağlamda rijkaard'ın maçtan önce "tahriklere kapılmayın, kendinize hakim olun" telkinleri tabii ki işe yaramaz.. Bi kere geçmişte stattan ve o statta karşımıza çıkan formadan dolayı tranva oluşmuş beynimizde.. bu dakikadan sonra düzelmesine de ihtimal vermiyorum.. Stadı yenemiyoruz, tranvanın önüne geçemiyoruz.. Kurşun gibi üstümüze çöküyor o ağırlık..Eminim ki galatasaray tarihine bakılırsa koca kulübün o olaydan sonra böylesine seri kötü futbol oynadığı görülmemiştir.. Bu da herşeyi doğruluyor.. Neden anadolunun sıradan takımının bile en azından bir beraberlik koparttığı statta bu takım 9 senedir beraberlik bile alamaz ? Neyse nitekim maçın 10 dakikalık seyri herşeyi açıkladı maç fenerindi.. Esas soru bu 7 dakikada bulunan 3-4 net gol pozisyonu maçın içine yayılacak mıydı ? Gol de geldi.. Hala anlam veremediğim, mantık boyutuyla açıklamasını yapamadığım mistik sebeplerden olmasından şüphelendiğim olaylar burda da gerçek oldu.. Takımın en iyi oynayan iki yabancısı da türklere uydu.. Franco döküldü, keita döküldü.. Perişan edeceğini düşündüğümüz carlos maçın yıldızı oldu, keita'yı oynatmadı üstelik keita oynayamamasının yarattığı agresiflikten ötürü carlos'a yumruğu çaktı ve atıldı.. nitekim kaçınılmaz son da gerçek oldu.. Ama bu sefer bir istisna vardı..

Bütün rezalete rağmen 87. dakika bu zincirin kırılması açısından rijkaard'ın dediği gibi milat, maçın kırılma anı olabilirdi.. Orda da bizim parlattığımız medet umduğumuz, futbolcu sandığımız aydın yılmaz devreye girdi.. İşe rijkaard açısından bakalım bu noktada.. Elano oyundan düşmüş, keita atılmış, arda yine büyük maç kurtaramamış.. Kulübe de diri kuvvet olarak görünen ve mevkisi el veren tek adam aydın yılmaz.. Rijkaard'ta onu yapıyor.. Aydın'ı alıyor dökülen elano'nun yerine.. Ama ne olduğu aydın'ın ne kadar futbolcu olduğu dakika 87'de ortaya çıkıyor.. Sıradan anadolu futbolcusunun bile uzak köşeden, hatta yakın köşeden sağ üst tarafa vurarak rahatlıkla gol yapabileceği bir pozisyonda aydın yılmaz topu dağlara taşlara yolluyor.. Bir an sabri mi bu diyoruz ama saçlardan dolayı anlıyoruz aydın olduğunun.. Önünde kimse yok, topa vurmak için geriden koşarak tüm kuvvetini toplamışsın.. peki vurduğun yer neresi ? Tecrübesiz desem değil.. Bu kaçıncı fırsatı.. Eee nerde peki o konyada mucizeler yaratan Aydın.. Üzülerek söylüyorum ki demek o gol tesadüfi bir golmüş dostlar.. allahın bir lütfuymuş.. başka bir şey değil.. Sonradan gelişen süreç bize bu aydın yılmaz'ın futbolcu olmadığını göstermiştir..

Galatasaray altyapısı diye parlatılan oluşumdan çıkarttığımız kaçıncı kazma buna rağmen inanılmaz bir çelişki ile kendisine inanılmaz forma şansı verilen kaçıncı genç oldu bu ? İkinci bir mehmet güven faciasıdır kendisi.. Rijkaard'ın dediği doğrudur.. Galatasaray'ın berbat futbola rağmen belki de geleceğinin, makus talihinin kırılma anına aydın yılmaz'ın kazmalığı imza atmıştır iş bu kadar basit..

Büyük ustanın tek kalemde bir futbolcuyu sileceğini sanmıyorum ama bu pozisyonu üstüne basa basa basın toplantısında söylediyse aydın yılmaz hakkında kafasında birşeyler oluşmuştur bana kalırsa.. Aydın yılmaz'dan daha yetenekli bir serdar eylik galatasaray'ın o kanatta aradığıdır ve olması gerekendir.. Ümit ederim bu maç galatasaray için aydın yılmaz'dan kurtulma miladı olurda ikinci bir sabri sarıoğlu yetiştirmeden takımdan gönderilir..

Son olarak hakemden medet umup mağluibyete sığınmak galatasaray'a yakışmaz.. Herşeye rağmen galatasaray'dan istenen öyle bir futboldur ki sahaya rakiple birlikte hakemide gömmektir.. Ama galatasaray bu gün feneri gömemedi ki hakemi gömsün ? Bu sebepten veryansınlara katılmıyorum.. Evet takım mağlubiyeti hak etti ama 87. dakika farklı olsa bu gün 10 kişi ile galatasaray'ın yankıları çok farklı olabilirdi..

16 Ekim 2009 Cuma

2 Tane Daha Sektirseydin Keşke Lincoln !

0 yorum


Acıyorum bunlara ben, hakikaten acıyorum özellikle yaptıklarından çok çenesi iş yapanlara.. hani birşeyler yapamazsın ama akil bir adam olursun, haddini bilirsin, yaptıklarının yapamadıklarının farkında olursun, konuşmazsın sırf sustuğun için bile saygınlık kazanırsın alay konusu olmazsın o da yok.. Misal hakan şükür polemiklerinden sonra bile ortada "bar bar konuşmaması" ile ersun yanal o zaman olmasa bile futbolu bırakan hakan şükür'ü gördükten sonra şu an bunlardan çok daha büyük saygınlık kazandı, fatih terim, mustafa denizli'den sonra bu ülkenin adı geçen en saygın adamlarından biri olmasında çenesine hakim olmasınında payı büyüktür.. Neyse konumuza geçelim.. Mevzu bahis Yanal değil..

Dile kolay Anadoluda 4 büyük takım haricinde bütün takımları çalıştırıp bir tek takımda bile 2 sene hoca olarak üst üste kalamamak( 3 sene kaldığı varsa bana hatırlatırsa pek memnun olurum), gittiği her takımı mütemadiyen küme düşme potasına sokarak belalarla, sövülerek kovulmak ciddi bir teknik direktörlük aciziyetidir.. Buna karşın sadece bizim güzel ülkemizde olan bir paradoks olmakla beraber küme düşme potasına giren, kalbur üstü, vasat erdoğan'dan daha önce kuyruğu yansın yanmasın her türlü takımımız yine yeni yeniden kendisinden medet umarlar.. Ne yapmıştır erdoğan arıca bu güne kadar biraz bakalım wikipedia'yı kaynak göstererek..


"2006/2007 sezon ortasında Gaziantepspor'un teknik direktörlüğüne getirilmiştir. Oradan istifa edip 2007/2008 sezon ortasında Çaykur Rizespor'un teknik direktörlüğüne getirilmiştir. 2007-2008 sezonunun bitmesine kısa bir süre kala Çaykur Rizespor'la ayırdıktan sonra 2008-2009 sezonunun 10. haftasında Hacettepe'nin teknik direktörlüğüne getirilmiştir."

Dikkat edilirse wikipedia'ya biografisini yazan arkadaş bile kendisinin 2006-2007 yılından önceki jet teknik direktörlüğüne yetişememiş.. Önceki kariyeri "daha önce de birçok anadolu takımını çalıştırmıştır" denilerek kestirip atılmış.. Şimdi olaya biraz daha derinlemesine bakalım.. Misal kulüp başkanısınız ve kalburüstü takımınızı çalıştırmanız için teknikdirektör seçmeniz gerekiyor.. Bir tarafınızda futbolu bıraktığı 1990 yılından beri( 20 yıl geçmiş sanırım) teknik direktör olarak en iyimser 20'nin üstünde takım çalıştıran, tek meziyeti milli takımımızın şerefli mağlubiyetler aldığı, ingiltere'den 7-8 yediği dönemlerde 30 kez milli takıma faal futbolcuyken seçilmiş olan bir "teknik" adam.. Diğer tarafta türk futbolunun altın çağında futbolu bırakmış, en kaliteli teknik adamlarla çalışmış, bu dinazorlardan sıyrılıp şans bekleyen ve erdoğan arıca'yı zannımca tek kerameti olan "milli olma düzeyinde katlayan" tecrübesiz, başarıya aç bir teknik adam.. Bir nevi şu aralar dünyayı saran, koca milan'a bile ilham veren mini guardiola emsali.. Hangisi sizce ? Denenmiş ve defalarca başarısız olan mı, denenmeyen başarılı olması arıca emsallerinden daha yüksek olan bir hoca mı ? Hani en basitinden teknik direktörlük kriterinde milli olmak baz alınsa diyelim.. Bunlara 20 senede 20'den fazla şans verilip hala da verilmeye devam ediyorsa ve bundan sonra da verilecekse futbol ulemaları "bu ülkede biz futbolcudan öte teknik direktör yetiştiremiyoruz" demesin lütfen.. Turkcell super lig senelerdir ismini duyduğumuz aynı adamlarla dönüyor, dönmeye de devam edecek..

Ha bütün bunları şunun için söylüyoruz.. Az çok galatasaray bloglarını takip edenlerin bildiği üzere jet erdoğan anladığımız dille "rijkaard'ta bir keramet yok bakın rijkaard'tan sonra hiçbir teknik direktörlük tecrübesi olmayan guardiola barça'yı nerelere getirdi" buyurmuş.. Sana lincoln'ün sektirdiği toplar fazla gelmiş be erdoğancığım, hala hazmedememişsin bak kızılay maden suyu ciddi atılım içersinde fazla da pahalı değil git bi ondan iç soğuk soğuk, ferah ferah.. Hani 4-5 kere daha sektirse acaba daha neleri tartışacaktın merak ediyorum.. Ya da biz yanlışız zaten galatasaraylı blog yazarları rijkaard'a dokunulmazlık verdi ya.. Doğru canım, dokunun dokundurun bol bol haklısınız.. Erdoğan görmüş doğruyu işte.. Senin, benim 2 günlük bebe guardiola'nın bile şampiyon yaptığı takım ne de olsa.. Analize ne hacet

http://chaogrey.blogspot.com/2009/10/usta-sen-ne-yaptn-yahu.html

http://objektifanatik.blogspot.com/2009/10/erdogan-arca-frank-rijkaard-napms-ki.html

14 Ekim 2009 Çarşamba

Mehmet Demirkol İle Memleket Kurtarmaca

2 yorum

Tarafsızlık sıfatını oldukça profosyonelce(!) kullanan, ilke edinmekten ziyade bu kavramın arkasına saklanmayı çok iyi beceren ve bunu kullanmayı çok çok iyi başardığı için hatrı sayılır bir seveni de olan spor yazarı demirkol..

Kendisinden pek haz etmediğim için izleme gereksinimi duymam diğer hoşlanmadığım insanlarda olduğu gibi.. spor programı olmayan bir günde sporun daha doğrusu futbolun tartışıldığı bir kanalda zap yaparken tesadüfi olarak denk gelirsem "koyunun olmadığı yerdeki abdurrahman çelebi" hesabı dinlerim kendilerini.. bu anlarda en çok ntv spor'da fuat akdağ ile yapılan programda denk gelir.. yatmadan önce yatağıma uzanır ara sıra bu programın tekrarına denk gelirim..

Dünde mevzu türkiye milli takımının geleceğinden ve artık ayrılmak için saatleri sayan fatih terim'den açıldı.. Mehmet demirkol her zamanki gibi türk futbolunun geleceğini kurtaracak kendince kulağa uzaktan pek hoş gelen projelerini üretti.. İspanya, brezilya gibi futbol ülkelerinin sistemlerinin türkiye'ye getirilmesini, aksi halde türkiye'nin asla bir futbol ülkesi ve istikrar abidesi bir ülke olamıyacağını söyledi.. Buraya kadar bu güzel projelere herkes katılır.. kulağa hoş geliyor ne de olsa bir ispanya bir brezilya olacağız torresler, ronaldolar, ronaldinholar, kakalar üreteceğiz yuaslanım.. Ama mehmetçim burası türkiye be abicim.. Daha futbolcularını doğru düzgün tanımadan bu ülkeye şampiyonlar ligi şampiyonu rütbesi ile gelen "sistem adamlarına" sabır edemeyenler var.. Sence oldukça meşakat ve sabır gerektiren ve meyveleri senelerce sistemli bir çalışma ile herşeyden öte "sabırla" toplanacak modellere türkiye şartlarında kim bu sabırı gösterecek.. İşte lafla memleket böyle kurtarılıyor, peynir gemileri böyle yürüyor.. Kahveye gidip ortalama futbol bilgisi olan, futbolu tuttuğu takımdan takip eden 2-3 adamı çevremde toplayıp demirkol'un dediklerini söylesem "vay be doğru söylüyorsun, hakkatende öyle" derler ama bu işe farklı pencereden bakma gereksinimi duymazlar.. ne de olsa güzel laflar tatlı geliyor kulağa.. Şu cazibeye bakın brezilya, italya, ispanya olabilmek ? peki 2-3 çift kelamla halledilir ve ülke insanın beklentileri göz ardı edilir mi ? Demirkol'a göre ediliyor..

Onu da geçtim. Esas sinir bozucu olan noktaya gelmek istiyorum.. Yine mevzu bahis programda konu fatih terim'den açıldı.. İsviçre medyasının geçmişteki malum olayları unutamayan milliyetçi bir yazarının terimle geçtiği makaraya dair fuat akdağ fanatik gazetesinin haberini okuyordu.. Haberde "olmayan saçlarını geriye tarayan, gazla takımı yürüten terim'in sonu geldi, güle güle imparatoree " gibilerinden ne olursa olsun türkiye milli takımını senelerce çalıştıran bir insanın onurunu kırıcı şeyler yazıyordu.. Fuat akdağ bu haberi okurken hiç komik değil, iğrenç şeyler bunlar gibi kelamlar etti.. Demirkol ne yaptı peki ? Kocaman bir kahkaha.. hatta "sence komik galiba mehmet" dedikten sonra bile "evet komik" minvalinde bir cevapla kahkahaya devam etti.. Rolleri değişelim.. Dün fuat akdağ'ın karşısında mehmet demirkol değilde fatih terim'den nefret eden ya da açık konuşayım "fanatik" bir fenerbahçeli oltursaydı.. Onun tepkisi ne olurdu ? Fuat akdağ'a katılır mıydı kahkaha ile güler miydi ? o değilde birde demirkol'un tarafsızlığı vardı o nerde ?

Gözümde futbol analizi konusunda asla bir uğur meleke olamayandır mehmet demirkol.. en iyi bildiği şey kendince analizlerinle tarafını, formasını saklamaktır.. içindeki o formayı çıkartmasını da kendisinden beklemiyorum çıkarmasında zaten.. nezlimde saklanbaç oynadığı için özü sözü bir olan ömer çavuşoğlu'ndan bile daha antipatiktir.. O kendini saklamıyor ne de olsa..

13 Ekim 2009 Salı

Aslan Franco

1 yorum

Gelmeden önce büyük çoğunluğumuz, en azından leo'nun ispanya performansını takip etmeyen sayısı azımsanmıyacak bir kitle olarak gamlı baykuşluk yaptık.. yılların kalecisiyiz ya en büyük ihtisasımız da halı sahalarda, sokak maçlarında kalecilik yapmak.. fenerbahçe'li çevreninde gazına kapılarak seneler önce bıyığı terlememiş bir kaleciyken yediği 3 tane aşırtma golünden ötürü arjantinliyi sami yen'in kalelerine layık görmedik..

Zaman geçti sezon başladı.. Önce arjantinli antep karşısına çıktı.. Yine gamlı baykuş olduk, hala aklımızdan mazi çıkmadı.. yediği uzaktan golü önde durmasına bağladık.. Haftalar ilerledi, leo(aslan) her geçen gün kaleye daha da ısınmaya, doğru orantılı olarakta muhalif olan herkesi susturmaya başladı.. İnanılmaz kurtarışlar, jeneriklik blonjyonlar, maçın gazına stresine heyecanına kapılmayıp kenardaki ustanın sözünü harfiyen uygulayarak ısrarla topu oyuna eliyle sokması gibi özellikleri beşiktaş maçında tavan yaptı.. Leo bizi mest etmişti gün geçtikçe zirveye doğru çıkan grafiği ile.. Ayrıca de santcis'te sıklıkla karşımıza çıkan olmadık zamanlarda olmadık goller yeme sorunsalı leo'da şu ana kadar hortlamadığını rahatlıkla kabul edebiliriz.. Bunun ismi de istikrardır..Keza almanya'da ki hamburg maçını kurtaran santcis, ali sami yen'de turun almanlara gitmesinin en önemli sebeplerinden biri olmuştu istikrarsızlığı sebebiyle.. Ne olursa olsun galatasaray'ın şu anki yapısına en uygun kaleci belli bir istikrarı olan kalecidir, bir maç 10 beygir gücüyle oynayıp, sonraki maç kova yaşar olan kaleci değil.. Elbette bir kaleciyi bir maçlık hataları ile idam sehpasına götürmek, emek hırsızlığı ile suçlamak yanlış hele hele bu adam italya'nın sayılı kalecilerinden biriyse..ama santcis'in bu tip arızaları sezon içersinde oldukça fazla nüksediyordu.. leo'nun ortalama 10 haftalık performansı ile santcis'in 10 haftalık performansı karşılaştırılırsa dediklerimiz daha net anlaşılır.. En azından olayın istikrar yönü alenen ortada.. hangisi daha istikrarlı ?

Söz hazır karşılaştırmalardan açılmışken son 15 senede galatasaray tarihine ismini altın harflerle yazdırmış iki adamdan bahsetmemekte olmaz.. Tabi biri mondragon, diğeri taffarel.. Leo'yu 10 haftalık bizlere sunduğu kalecilik vasıfları ile değerlendirirsek ikisindende biraz alan ama gerçeği kabul etmek gerekir ki ne mondi ne de tafo olan bir kaleci.. Oyuna topu iyi sokması ile taffarel'i andırıyor ama öyle ya da böyle bu efsane ile karşılaştırmak için 10 haftalık periyot çok erken.. Keza jeneriklik kurtarışları ile de mondi'yi andırıyor.. Ancak tıpkı tafarel'de olduğu gibi kolombiyalı ile de karşılaştırmak için çok erken.. zira bu iki kaleciden biri 4 yıl diğeri 7 yıl aralıksız bu takımın formasını giyerek kendilerini bizlere tanıtmak hatta ezberletmek için yeterli bir süre ülkemizde kaldılar.. Bu efsanelerle karşılaştırmak istikrar dışındaki diğer özelliklerini de net olarak görebilmemiz için leo'nun en az 2 sene kalede olması gerekir.. Ama ilk etapta şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki mondragon'dan sonra oluşan o boşluğu santcis'te dahi gitmeyen güvensizliği ortadan kaldırdı arjantinli..

Önünde defans olmadığı müddet kaleye değil franco gordon banks'i koysan kasımpaşa karşısında bile 5'lik olur.. Nitekim son maçlarda yenilen gollere de bu bağlamda bakacak olursak oyun disiplininden yüzde yüz kopmuş bir defans ve orta saha hattının gerisinde leo'nun yediği gollerde hiçbir hatası yoktu.. Leo iyi bir kalecidir, ispanya'da en uzun süre forma giyen yabancı apoleti ile galatasaray'a gelmiştir, boş değildir.. İstikrarlı olması bunun en büyük kanıtıdır.. ha mondi ya da tafo olur mu ? bekleyeceğiz..

7 Ekim 2009 Çarşamba

Elano Blumer

0 yorum


Henüz eleştirmek için çok çok erken olan futbolcudur elano blumer, tıpkı hollandalı hocası gibi.. hele hele bu adam bu topraklarda futbolun profosörü olarak bilinen "lucescu" nun yere göğe sığdıramadığı, brezilya teknik direktörü dunga'nın kesinlikle vazgeçemediği hatta kaka'nın önünde duran toplarını teslim ettiği adamsa orda futbolculuğunu sorgulamadan önce bir kere daha durmak gerekiyor..

Nedense bizim millet adam topu ayağına alsın, daha ilk maçında hagi gibi alex gibi zımbalasın, kaleciyi de içeri soksun, fantazi yapsın, rövaşata yapsın, amuda kalksın, aşırtsın falan istiyor.. Hadi onu da geçtim en spesifik örneği şu ki "ey dostlar bu adam brezilya milli takımında zaman gelip daniel alves'i kesen adam, hatta dünya derbisi arjantin maçında alves'i kesti". bazı kesimlerce maldonado ile eşdeğer tutuluyor akıl alır gibi değil.. Gerçeği kimlerin eşdeğer tuttuğu da belli..

Hepimizin bir karakteri, hepimizin binbir türlü huyu var.. Evet insanız ama karakterlerimiz farklı.. Kimimiz kendimizi yabancısı olduğumuz bir ortamda rahat hissetmez, söylemek istediklerimi söyleyemez, rahat hareket edemeyiz.. Çünkü bu bizim karakterimizdir ve yabancısı olduğumuz bir ortam ister istemez alışana kadar alışma süresi içersinde bizi gerer.. Belki bu ortamda yapmamamız gereken bir sakarlık, söylemememiz gereken bir söz söyleriz.. Gerginlikten panik heyecan yaparız.. Sonra şöyle bir kendimizi tarttığımızda lan ben bunu nasıl söyledim ? Bu sakarlığı nasıl yaptım diye dövünür, düşünür dururuz.. Belirgin bir örnek daha vereyim daha önce hiç gitmediğiniz bir ülkeye gidip tanımadığınız insanlarla, farklı kültürden, farklı dinlerden arkadaşlarla kaynaşmak zorunda olduğunuzu düşünün.. Kaç kişi rahat ve güvende hissedebilir kendini ?

Olayı yeşil sahalara indirgeyecek olursak yabancısı olduğumuz bir yerde rahat hareket edememiz en azından o ortama alışana kadar rahat olmamamızın bir benzeri bu karaktere sahip bir futbolcu için sakın alışana kadar tam olarak futbolunu, yeteneklerini baskı ve karakter unsurları sebebiyle ortaya koyamamak olmasın ? Bir an için yetenekli ama sosyal ortamlara alışmakta güçlük çeken içimizden bir insanla karakterini sahaya yansıtmakta güçlük çeken forma numarasında 9 yazan futbolcuyu karşılaştıralım bir fark var mı ?

olayı daha da derinleştirirsek zamanla insan kendini bulunduğu ortama, yeni arkadaş çevresine ve yeni ortamına alıştırdıkça daha rahat hareket etmesi en azından karakterini daha rahatlıkla ortamına sunması kaçınılmaz bir gerçektir.. Bu zamanın getirdiği rahatlık payının ismi de hepinizin taktir ettiği üzere alışmadır.. Peki şimdi bu durumu henüz yeni girdiği, farklı bir futbol kültürü ile tanışan 9 numaralı futbolcu ile karşılaştırırsak ? Karakter olarak bir fark var mı ?

Zaman herşeyi gösterecektir, alışma payının ne kadar sürede geleceğini de gösterecektir, uyum ve uyumsuzluğu da gözler önüne sunacaktır.. Ama bunun içinde bu ülkenin futbol kültüründe pek yeri olmayan bir şey gerekiyor o da sabır.. Daha 2-3 sene önce şampiyonlar ligi kupasını havaya kaldıran, guardiola'nın bile kabul ettiği eşsiz sistemi kuran insanları acımasızca eleştirenlerin ülkesinde istenebilecek en son şey herhalde.. dünyanın futbol ülkesi, beynin hünerli ayaklara en iyi şekilde hükmettiği futbolcuların yeri olan brezilya'da ki kafalar maldonado ile karşılaştıranlardan çok daha büyüktür..

5 Ekim 2009 Pazartesi

Rijkaard'ı Fenerbahçe Maçından Sonra Gönderirler !

1 yorum


Gün geçmiyor ki irinini akıtanların sayısında bir artış olmasın.. Açıkçası keyifsizlikten maç yorumlarını izlemeye mecalim yoktu.. büyük usta (!) yula'nın neler akıttığını da sabah iki arkadaşımın bizzat tasdiklemesi ile öğrendim.. Usta spor yazarı, tribündeki fenerbahçe amigosundan, kıraathanede okey oynarken, çay içerken maç muhabbeti açıldığında fanatik körü körüne takımını kollayan insanlardan tek farkı her hafta konuk olduğu spor programına ciks takım elbiselerle gelmek olan futbolu analiz etme yeteneği olmayıp tek kerameti ağzından tükrükler saça saça fenerbahçe üzerinden galatasaray'a sövmek olan selçuk yula böyle buyurmuş.. Diyecek söz bulamıyorum.. Ama bu yorumları yapanlara değil.. Bunların özü bu, nereye gitsen aynı konuşurlar.. Suç dün tribünde "re re re ra ra ra nası koduk cimboma" diyen zihniyete sahip adamlardan hiçbir farkı olmayın bu şahısların önüne masa, kağıt, kalem ve yakasına mikrofon iliştirip canlı yayına çıkarıp maç yorumlatanlara. Benim önerim bunlara boşuna para vermeyin gidin tribünlerde bunlardan binlercesi var..

4 Ekim 2009 Pazar

Rijkaard'ı Gözümüzde Çok Büyütmüşüz Dimi Abi ?

1 yorum


3-0'lık maçtan sonra can sıkıntısı ile tv'de zap yaparken birden digiturk içersinde hangi kanal olduğunu hatırlamadığım bir yayında kemal belgin'in konuk olduğu programa gözüm ilişti.. Kendisi fenerbahçeli olmasına rağmen son derece dobra ve objektif yorumlar yaptığı, en azından belden aşağa vurmaktan, sinsilik, çakallık, akbabalık yapmaktan ziyade kendi bildiklerini söylemesinden çekinmediği için bu yayını izlemeye koyuldum.. kemal belgin ne kadar eleştirse de uslubu bana rahatsızlık vermiyor.. neyse.. dakika 1 gol 4 o sırada fotoğrafta görülen sunuculuk mesleğini hangi kıstaslarla gerçekleştirdiğini anlamadığım şahıstan geldi.. Kendisinin ağzından dökülen ve gülen gözlerinden saçılan ifade " rijkaard'ı biz gözümüzde çok büyütmüşüz değil mi kemal abi" oldu.. Kemal belgin'in yorumunu dinlemeden otomatik reflex ve içten gelen hislerin en samimi duygularla dile gelmesi, fışkırması ile kanalı değiştirdim.. Ha şimdi objektif olarak bakacak olursak tarafsız ve sunuculuk görevini ifa etmeye çalışan bir şahsın sorusu elbette ki "rijkaard'ın hataları neydi, maç içersinde neler yanlış yapıldı" gibi şeylerdi.. Ama arkadaş ne kadar büyük bir akbaba olduğunu daha ilk anda gösterdi.. Bazı şeyleri misal bu yazıyı gerçekten içten geçen samimi kelimelerle ifade etmek, tepkiyi bu samimi, sıcak kelimelerden ziyade objektif olarak anlatmak çok zormuş..

2 Ekim 2009 Cuma

Mehmet Topal Aranıyor !

0 yorum


İnsanlar farkındadır herhalde.. Sadece galatasaraylılar değil galatasaray dışında bir takımı destekleyen az çok futbol bilgisi olan kişilerinde gözünden kaçmayacak bir gerçek var ki mehmet topal inanılmaz derecede formsuz.. hatta dibe vurmuş durumda, dünden daha kötüsünü göremeyiz bundan sonra..

Biz ilk olarak müzmin sakat tobias linderoth'un yokluğunda o bölgeye epey dar geleceğini düşünmüştük genç, yağız delikanlının ama topal o bölgeye değil dar gelmek linderoth'u bile ülkesine gönderecek kadar sağlam top oynadı, hatta yerinde oynamadığı mevkilerde bile olağanüstü bir azim gösterdi.. Geçen sene defans fakiri olunan dönemde paşalar gibi top oynadı en gerilerde..

Enteresan şekilde daha önce de uzun süreli sakatlıklar yaşamasına rağmen sakatlıktan sonra en kötü formunu frank rijkaard döneminde göstermeye başladı.. 3-4 senedir istikrarlı futbolundan taviz vermeyen topal'ın dibe vurduğu an kesinlikle dünkü sturm graz maçıdır.. İlk goldeki kendine yakışmayan güçsüz hamlesi topu savuşturmaya yetmediği gibi grazlı oyuncunun önüne düşen top akabinde gol geldi.. Keza ikinci yarıda yaptığı hata muhtemel ikinci golün eşiğinden döndürdü sturm grazı..Bu denli istikrarlı bir futbolcunun kariyerinin en verimsiz dönemini yaşamasındaki sebepler çok çeşitli olabilir.. İlk olarak mevkisindeki ciddi rekabetin topal'ın üzerinde baskı oluşturduğu ihtimali değerlendirilebilir.. Ama geçmişe bakıp geleceğe dair bir buket sunacak olursak o topal değil miydi koca isveç milli takımının oyuncusu ile rekabete girip formayı kazanan.. Şimdi ayhan, sarp, barış, linderoth ile mi rekabete giremiyor ? Açıkçası bu ihtimalin topal'ın futboluna negatif bir etki yaratacağını düşünmüyorum..

Bir diğer ihtimal rijkaard'ın beklentilerinin topal'ın futbol karakterinden fazla olması olabilir ki bu ihtimal bana kalırsa topaldaki düşüşte etkin bir rol olabilir.. Klasik bir geyik ama topu ayağından çıkarabilme sözünün topalda oldukça eksik kalması ve oyun içi görev dağılımına kapasitesinin, taktik varyasyonlara uyumunun şu an itibariyle yeterli olmaması burda daha yüksek bir ihtimal gibi.. Her futbolcu bir taktiğe anında uyacak diye bir kural elbette yok ve anlaşılan o ki topal rijkaard'ın beklentilerini sahaya sunmak isterken oyununa konsantre olamıyor, kendinden emin değil daha da öte güveni yok.. Açıkçası bunca adamla forma savaşına giren, futbol karakterinde istikrardan başka birşey olmayan topal'ın özel hayat vb.. sebeplerden dolayı böyle ciddi bir düşüşe girdiğine ihtimal vermiyorum.. en yüksek ihtimal taktik varyasyona ayak uyduramamasıdır..

Umarım topal'ın bu futbol'u yürümeye yeni yeni alışan bir çocuğun sağlam adımlarla yürümeden önce ufak tefek sendeliyişleridir.. Aksi taktirde senelerdir oynadığı mevkide her teknik direktörün ilk olarak ismini yazdığı topal'ın futbol karakterinin rijkaard'ın beklentilerine sonuç vermediğini görmek bizleri çok üzecek..

30 Eylül 2009 Çarşamba

İkinci Puan Kaybında Şeytan Saçmalatmaca

0 yorum


İnsan olan duyar, gerçeği nam-ı şeytan.. Az çok medyayı, interneti takip ediyordur..Yorumlarına verilen tepkilerinde farkındadır.. Bundan sonra da açıkçası tükürdüğünü yalayacağını sanmıyorum.. Sistemin alışma sürecindeki ikinci, üçüncü sancıda şunları da ağzından duyacağımızdan şüphem yok.

"Galatasaraylılar ben sistemi eleştirdiğimde bana kızdılar ama bu günde görüldüğü üzere işte rijkaard'ın b planı yok"

Ne Pahasına Olursa Olsun Arda'yı Alacakmış !

4 yorum


Gönül futbolu, futbol içindeki güzellikleri hatta futbol sınırları içersindeki çirkinlikleri bile konuşmak istiyor ama ister istemez ağzımız, ellerimiz futbol içersindeki ahlaksızlıkları yazar oluyor.. Şahsen sanlı sarıalioğlu'nun "rijkaard'ta hata yapar" yazısıyla ilgili birşeyler karalayacaktım ama levent tüzemen'in bir yazısı dikkatimi bir anda sanlı kaptan'dan bu yazıya kaydırdı..

Açıkçası telegolü izlemedim, arda'nın aziz yıldırım ile bayramlaşmasını da telegolü izleyenlerden duydum.. Bu günkü yazısında levent tüzemen olayı özetleyen bir yazı yazınca kesin bir kanaate vardım yapılanların ahlaksızlık boyutu hakkında.. Ne pahasına olursa olsun fifa sözleşmesi devam eden oyuncuları "ayartmaya çalışan" kulüplere kesinlikle göz açtırmıyor bunu hepimiz biliyoruz. Hatta verilen fahiş cezalar malum.. Ama birileri çıkıyor samimi duygularla sadece bayramlaşma niyeti ile gelen genç bir futbolcuya "sayemde köşeyi döndün, seni ben zengin ettim burada herkesin önünde söz veriyorum seni sözleşmen bitince fenerbahçe'ye alacağım" diyebiliyor.. Acaba bu şifaen yapılan, son derece ciddi olduğu ayan beyan belli olan teklif, ahlak kriterleri, futbolun etiğine ne kadar sığan bir davranış ? Dikkat çekmeyecek gibi bir durum değil, hele kimse bu işe şaka falan demesin bi yerimle gülerim.. Acaba bu durumu galatasaray yönetimi belgeleri ve şahit olan sinan engin ile birlikte fifaya şikayet etse bu başvuruyu fifa "şaka yapmış adam canım" diye mi algılar ? Orasını bilemeyiz ama bildiğimiz birşey varki sırf bayramlaşma niyetine gelen birine böyle belden aşağı ve "seni ben zengin ettim" gibi terbiyesizce şeylerde söylenebiliyormuş.. Herşeye rağmen şahsen arda kadar galatasaraylı olan 100 kişiden 90'ı o durumda olsa bu şartlar altında değil aziz yıldırım ile bayramlaşmak yüzüne bile bakmazdı.. Ha bundan sonrası için "seni ben zengin ettim" gibilerinden direkt haysiyet ve şerefe odaklı laflardan sonra arda hala aziz yıldırımla muhabbetine devam eder ve bu kadar iyi niyetli olursa gerçekten üzücü olur.. Çünkü bu resmen "senin futbolunda bi keramet yoktu ama ben bir teklif yaptım nerelere geldin bak" demek. Bu arada levent tüzemen'in güzel yazısı için:

http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/tuzemen/2009/09/30/arda_fifa_ve_etik

28 Eylül 2009 Pazartesi

Gökmen Özdenak'ın Tespit Yaptığı An !

1 yorum


Bazılarının çok beklediği an dün gece yaşandı.. Galatasaray puan kaybetti e tabi o bazıları boş durdu mu durmadı.. Zaten neler çemkirdiklerini az çok biliyoruz.. Bir tanesi kendi tabiri ile taş gibi defans adamı(!) volkan yaman'ın neden satıldığından dem vurmuş, küçük(!) bir tanesi de futbolun profösörü edası ile rijkaard ve neeskens'e mesaj göndermiş. "Yanlış okuyorsunuz oyunu, siz barış ile ayhan'ı yedek tutarken neden bu değişiklikleri yapıyorsunuz?" buyurmuş.. Ama zannımca ve beni ters köşeye yatırırcasına en önemli ayrıntıyı tespit yaparken mütemadiyen saçmalayan ama iyi bir galatasaraylı olduğu su götürmez gerçek olan gökmen özdenak yapmış.. Sisteme bağlı kalmak isimli yazısıyla.. Ha dün gece telegol'ü izlemedim belki orda bu yazıyı dahi kendisinin yazdığından şüphelendirecek sözler söylemişte olabilir. ama bir çok ulemanın aksine rijkaard'ın sisteme bağlı kalmak için bu oyuncuları oynattığını ve değişiklikleri ona göre yaptığını bahsetmiş.. c, e , f planlarına girmemiş.. Umarız gökmen özdenak'ın bu formu'da sabri'nin beşiktaş maçındaki formu gibi gelip geçici olmaz. Yazısı burda:


http://www.bugun.com.tr/kose-yazisi/79197-sisteme-sadik-kalmak-makalesi.aspx

13 Eylül 2009 Pazar

Mustafa Sarp ve Sex And The City

3 yorum


Dünkü telegol'de Mustafa Sarp'ın tabata ile girdiği diyaloga binayen maç sonunda kamuoyuna yaptığı özür açıklamasından sonra ahmet çakar bizim mustafa'dan baya etkilenmişe benziyordu.. ama yine de esas bombayı gökmen özdenak patlattı ve devamı bir şekilde geldi..

a.ç : Bakın beyler şu konuşma, şu mizaç.. Mustafa Sarp iddia ediyorum türk futbolunun en yakışıklı futbolcusudur
g.ö: Hocam nasıl Sex And The City'de oynar mı ?
a.ç: sex and the city'de değil her yerde oynar..


10 Eylül 2009 Perşembe

Toraman Neden Milli Takım Yüzü Görmez ?

2 yorum


Acaba beşiktaş ile fenerbahçe arasında bir takas söz konusu olsa ve "milli futbolcu" etiketi ile önder beşiktaş'a, toraman fenerbahçe'ye gönderilse hangi takımın taraftarı üzülür, hangisi sevinir ? Sorunun cevabı milli takımın defansında kimlerin olup olmaması konusunda ipuçlarını fazlasıyla içeriyor.

21 Ağustos 2009 Cuma

Abdul Kader

1 yorum

D-Smart yoksunu olduğumuz ve Ali Sami Yen'e uzak bir yerde ikamet ettiğimiz için maçı izlemek için kıraathane yollarını tuttuk yarım saat önceden.. Gittiğimiz mekandaki büyük salon yarı yarıya ayrılmış durumdaydı.. Bir tarafı fenerbahçe maçı, diğer tarafı da galatasaray maçı için ayrılmıştı.. Ancak enteresan bir durum söz konusuydu ki maçı izlemeye yarım saat önceden gitmeme rağmen gittiğimiz yerin "galatasaray" için ayrılan bölümü tıka basa dolmuştu.. Tek tük oturulacak yerler vardı.. Daha önce de avrupa kupası maçlarını aynı yerde seyrettiğim ve 5 dakika kala bile salonun yarısının dolmadığını bildiğim için bu çok enteresan durumdu.. Demek tribünlerdeki galatasaray'ı izleme arzusu taraftarı ve maçı tribünlerden izleme imkanı olmayanları en yakın d-smartlı televizyona koşturtmuş..

Maçın ilk 20 dakikası estonya takımının 10 kişi hatasız defans oynama anlayışı ile geçti.. Galatasaray ağır siklet boks şampiyonu edası ile orta sahada öyle bir top çevirmeye başladı ki, rakip amatör boksörün gardını açtığı en ufak bir anda knockout edici yumruğu keita indirdi.. Zaten bu dakikadan sonrada film koptu.. O dakikaya, galatasaray'ın rakibi tarttığı ana kadar takım içersinde denizli maçından bu yana devam eden tek tük hatalar sırıtmadı değil.. Elbette bunlar takımın hücum zenginliği ile kıyaslandığında incir çekirdeğini doldurmayacak şeylerdi ama tıpkı denizli maçında golden önce barış'ın yaptığı top kaybına benzer bir kayıbı ayhan 2 defa yaptı.. Belki estonya takımı biraz daha becerikli olsa ve hucumda teknik ayaklara sahip olsalardı ilk dakikalarda canımız sıkılabilirdi ama çok şükür bütün bunlar sadece "ders alınması ve giderilmesi gereken hatalar" olarak kaldı, acı tecrübe olmadı..

Bu taktik anlayışı içersinde hücuma kalkılırken yapılan pas hataları özellikle defansın göbeğinde 2 tane ağır oyuncuya sahip takımı olması gerekenden daha fazla şekilde tehdit ediyor.. Bu bağlamda burda en büyük sorumluluk takımın teknik yoksunu ya da teknik yeterliliği kısıtlı bazı adamlarının üstüne kalıyor.. Sabri, Ayhan, Mustafa Sarp, Barış Özbek gibi.. Özellikle mustafa sarp her geçen gün üstüne birşeyler koyup daha az hatayla oynamaya ve gün geçtikçe topal'ı aratmamaya başladı.. Bülent korkmaz'ın bu takıma en büyük sevabı oldu onun transferi..Maç içersinde minimum düzeyde hata ile oynadı..Ancak aynı şeyleri Ayhan Akman ve Sabri Sarıoğlu için söylemek güç.. Ayhan hala ayağında inanılmaz derecede gereksiz top tutuyor.. Bunu rijkaard mı söylüyor acaba orasını bilmiyorum ama top tutma sevdası talin'in gelişen 2-3 tek tük atağının yaratıcısı oldu.. Hafta sonu rakip talin olmayacak malesef.. Sabri'ye ise söylenecek söz yok.. Artık barım barım bağırıyor bu takımın, lokomotif gibi işleyen takımın bir ferdi olamayacağını.. Umarım kenardaki usta tez zamanda bir şeyler düşünür bunun için.. Zira keita'nın binbir emekle, deli gibi koşarak taşıdığı topları böyle emek hırsızının dağlara taşlara orta yaparak harcaması sabır taşını çatlatır...

Keita, ya işkembeden sallayanlar.. Tek bir futbolunu izlemeyip istatistiklere, gazete küpürlerine bakarak spor yazarı olduğunu zannedenler, "bakın lyon satıyorsa iyi oyuncu değildir, kaç gol atmış ? " diyenler cevabını yavaş yavaş almaya başladı.. Böyle giderlerse de sezon sonunda keita'nın kramponlarını yerler..Muazzam bir oyuncu. Şahsen lyon'da hiç izlemedim ama insan ötesi fiziğini tekniği ile birlikte bu kadar muhteşem kullanan bir adamın eşi benzeri yoktur.. Ayrıca freekick golündeki tekniğe ve falsoya da dikkat çekerim.. Muazzam bir şey..

Taktik öyle bir işliyor ki, arda dursa keita sivriliyor, baros dursa kewell sahne alıyor.. Kimse bir oyuncunun formsuzluğunu skora yansıtıp onu akbabaların önüne atmıyor.. Mazallah bu gün rakip başka bir takım olsa ve diğer oyuncular gol atamasa "baros'a" sallayanların haddi hesabı olmazdı.. Bu arada aydın yılmaz netanya maçının üstüne daha şimdiden yatmaya başladı.. Ya da o oyununun rakibin zayıflığına bağlı olduğu ortaya çıkmaya başladı.. Kalibresi galatasaray'da oynamak için yetersiz.. Rijkaard'ın serdar eylik bu derece iyiyken ilk 18'e bile almamasında ve aydın'a şans vermesinde vardır bir bildiği umarım.. Bu arada kewell için ne söylesek az.. Bu kadar temiz bir son vuruş, yedekliği sorun etmemesi, müthiş bir profosyonellik.. Gitmesin bu adam.. Lütfen sezon sonu bitecek olan şu kontratı için birileri bişeyler yapsın !

Related Posts with Thumbnails

Kimsin Sen ?

 
Super Mario Jardel - Template By Blogger Clicks