Frank Rijkaard etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Frank Rijkaard etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Mart 2011 Salı

Her şeyden Biraz Var ; Ama Hiçbir Şey Tam Değil

0 yorum

Son çeyrek yüzyıla bakın türk futboluna arkasında büyük kariyeri olan nice teknik direktörün ismini göreceksiniz.. Del Bosque, Rijkaard, Schuster, Hiddink ve aklıma şu an gelmeyen bir çok büyük isim. Hepsinin ortak özellikleri vardı bu adamların kimi omzunda şampiyonlar ligi şampiyonu apoletini taşıyor, kimi ise çalıştırdığı takıma kısıtlı olanaklar ile yaşattığı başarılarla tanınıyordu ama Derwal istisanası dışında ne oldu elimize geçen koca bir sıfır. Onunda temellerini attığı futbol jenerasyonu çoktan veteran oldu.. Bütün bu adamlar ya biçare yöneticilerin elinde oyuncak oldu ya da hiçbir şey yapamayarak sözleşmelerine koydukları yüklü tazminat maddeleri ile kulüpleri soyup soğana çevirdi. Hangisi soydu, hangisi ne şekilde başarısız oldu, hangisi yönetimlerin oyuncağı oldu bunları tartışmaya gerek yok. Tartışılacak bir konu varsa o da kariyerli teknik direktörlerin türkiye sınırları içersinde başarılı olma ihtimallerinin kabataslak bir yüzde vermemiz gerekirse %10'dan bile az olmasıdır. Malesef bize bu tarz öğretmen tarzı adamlar gitmiyor dostlar.. O yüzden bundan sonra Jose Mourinho'yu atatürk hava limanında Gs kaşkolu ile görseniz dahi biraz gamlı baykuş olun..

Hemen birkaç sene önceye hatta 5-6 ay önceye gidelim ve galatasaray'a bakalım..Kulüp virane, kulüp yıkılmış, futbolcusunu satmak için avrupa maçına çıkartmayan bir yönetim tarafından semirilmiş kolu kanadı kırılmış bir Rijkaard. Hiçbir şey yapamıyor, sahada ne taktik ve ne de onun konuştuğu futbol dilinden anlayan birileri var, herkes kafasına göre bir şeyler yapıyoru, çünkü kimse ne oynadığını, ne yaptığını bilmiyor. Peki bütün suç "elimdeki kadro yetersiz" diye barım barım bağıran ; ama bu veryansını o zamanlar yönetimi hedef gösteriyor olarak gösterilen rijkaard'ta mıydı ? Guardiola'nın bile üstüne basa basa vurguladığı gibi takır takır işleyen taktiksel düzenin yaratıcısı olan hollandalı bu kadar kötü müydü ? Değildi,olamazdıda zaten.. HAtırlayın rijkaard ilk geldiğinde bu takım duran top atıyordu ! Duran toptan sayısız gol buluyordu acaba birkaç ayda şeytanlar mı karıştı bu takıma da o golleri bulan oyuncular duran top kullanmaktan bile aciz hale geldiler ?

Birinci sezonunun sonunda rijkaard bir futbol dergisine açıklamada bulunmuştu. "Türk futbolunda her şeyden biraz var ama hiçbir şey tam değil" demişti. İşte frank ve nice zaferleri sırtına yüklemiş teknik zekalar bunun kurbanı oluyor ülkemizde.. Bizim futbolcumuza bir şey öğretemezsiniz ey kariyerli hocalar ! Bilesiniz ki bu nato kafa nato mermer anlayış olduğu müddetçe teknik, taktik vs düzenler bizim futbolumuzda asla başarıya ulaşamayacaktır. Bizim futbolumuzun dinamikleri başka şeylerden ibarettir.. Bu hırs, motivasyon ya da farklı bir şey olabilir. Ancak bizim futbolcularımız taktikten anlamazlar. Bizim futbolcumuz 352, 442'den hiç anlamazlar, pas nedir bilmezler, şut çekmeyi öğretemezsiniz ve asla geliştiremezsiniz. Servet çetin'e evliyalar gelip "uzun pas atma" nasihatinde bulunsa yine o servet uzun pasları atacaktır, sabri sarıoğlu'na duran top kullanma dese kullanacaktır şu ülke sınırları içersinde 18 yaşında bıyığı terlememiş bir futbolcuyu geliştirebilecek bir adam yoktur türk futbolcusunun karakteristik özelliğidir bu elindeki ile yetiniz.. O yüzden türk futbolunun bu tarz teknik dehalardan yararlanacak bir yapısı yoktur. Bizim futbolcularımıza bu adamlar fazladır.

Eğer hagi giderse bu acı tecrübeler ışığında yerine gelecek adam kesinlikle teknik bilgisi ile bir şeyler yapmış bir teknik direktör olmamalıdır. En fazla kıymetini bilemediğimiz Lucescu, gerets ayarında hocalar olmalıdır veya ortalaması galatasaray ayarında olan bir takıma başarılar yaşatmış bir hoca. Türk futbolu budur, türk futbolcusu budur. Onun dilinden anlayabilecek, hizaya getirecek biri olmalıdır..Acı ama gerçek..

Not: Bu yazımı Hagi gitmeden önce bir forumda yazmıştım şu an çoktan Bülent Ünder yerine geldi bile. Türk futbolcusunun dilinden anlayıp anlamadığını zaman gösterecek. Ancak 4 senelik akılalmaz başarıların gizli kahramanı olan bir futbol adamının türk futbolcusuna yabancı olmadığı aşikardır. Adnan Polat'ın gidişiyle beraberde kendsine büyük bir şans doğmuştur, çünkü arkasında eğer gelecek sezon takımda kalırsa istediği işleri yapacak bir yönetimin olma ihtimali muhtemeldir. kendisini şu 8 maçlık süreçte ispat edip önümüzdeki sezonda kulübün kendisine emanet edilmesi en büyük temennimdir.

20 Ekim 2010 Çarşamba

Rijkaard'ı Uğurluyoruz !

0 yorum


Eğer vaktim uyarsa bu çağrıya seve seve katılmak istiyorum. Bu gün haberi aldıktan sonra ne yaptığımın farkında bile değildim, ne kadar kötü olduğumu anlatamam çok sevmişiz ustayı.. Bir şeyler yapmak için şampiyonlar ligi şampiyonu apoleti ile milan'ı, arapların paralarını reddedip buranın yolunu tutmasını hayatım boyunca unutmayacağım bu mütevazi insanın..Gidişinin, adice sabote edilişinin bu kadar koyacağını hiç düşünmezdim.. bu güzel çağrı için fikir beyan eden herkese teşekkür ederim.. Galatasaray Türkiye'dir, tribünde dün terim'e "istifa" deyip, iki gün önce "rijkaard" a siktir çekenler değil ! Adi tezgahlara seyirci kalmamak için ustayı İstanbul'da ki son dakikalarında yalnız bırakmayalım ve galatasaray'ın ne kadar büyük olduğunı ispatlayalım. Ayrıntılar:

Sevinsin Kansızlar !

0 yorum


Sevinsin sporu sağlıklı yaşam için yapmayan profesyonel galatasaray düşmanı kansızlar, göbek atsın hocasını boykot edenler, kahkahalara boğulsun hocasının babası öldüğü gün maymunluk yapanlar, "kına yaksın bu sene hocamızın da son şansı" deyip yaptığı iğrençliği güvensizliğe mal edenler.. Başardınız; kalli ve skibbe'den sonunda Rijkaard'ın da başını yediniz. Çok hemde çok sevinmeniz lazım öyle böyle değil bu sefer başını yediğiniz adam dünyanın en elit teknik direktörlerinden biri, kabarsın koltuklarınız düzeniniz bir kere daha baskın çıktı.Gelmeden önce dünyanın sayılı takımlarını reddedip bir şeyleri başarmak, ispat etmek için çok daha ucuz bir paraya galatasaray'a koşan bir adamı yediniz, adam gibi adamı ! öyle ki hakan şükür gibi futbolcu eskisi, bu düzenin temelini atan bir adamda şu an geri dönmek üzere.. Hadi şimdi sevinme zamanı.. Hadi şimdi oynama zamanı ! Çıkın fener'i de yenin de bir kere daha sıvadığınız hocanızın beş para etmez biri olduğunu herkese ispat edin (!)Yaramıyor bize yaramıyor.. Biz tamamen farklı bir futbol ekolüyüz bitti artık o dönemler. Artık futbolcular önceden bir düşünürken şimdi bini düşünüyor.. Şu an rahmetli derwall gelse bu şebeklerin oyuncağı olurdu.. Tam zamanında gelmiş büyük alman, galatasaray'ın adının umut olduğu zamanlarda.. Yine söylüyorum seni hiç unutmayacağım büyük surinamlı.. Olur ya bir gün fener'e gitsen bile blogumda sağ köşede senin fotoğrafına yer vereceğim.. Her şeye rağmen adamsın usta ! Yolun açık olsun.. O kadar eminim ki gittiğin her yerde bunca şerefsizliğe maruz kalmana rağmen galatasaray'ın büyüklüğünü anlatacaksın.. Hemde seni kovduranları bildiğine rağmen.. O kadar insansın işte.. Çok üzgünüm, terim'in ilk gidişinde dahi bu kadar hüzünlenmemiştim.. O kendince haklı gerekçelerle gitmişti ama burada rijkaard "yalnız ve zavallı bir adam" olarak gitti, kovduruldu.. İçim acıyor...

18 Ekim 2010 Pazartesi

Fazlaydın Bu Ülkeye

3 yorum


Bir şeyler yazacaktım ama sildim; hoşuma gitmedi, içimden gelmedi. Hiçbir arzum yok yazmak içinde. Nasıl olabilir ki dün ruhsuz bir futbol ile mağlup olmuşsun, kale fenerbahçe maçında aykut'a emanet kalmış, Baros büyük ihtimal bu maçta yok ve 4-0'a dahi sevinecek duruma gelmiş bir taraftar profili var... Ne denir, ne yazılır boş boş küfür etmek dışında ? Diyeceğim ufak tefek şeyleri özetlemek istiyorum: Hala ben kendisine güveniyorum ve bu iğrençlikler içersinde en az suçlu olarak kendisini görüyorum.. takımdaki hizipçiler gitmedikçe nice Rijkaard'lar, nice terimler, nice skibbe'ler harcanacaktır.. Bu oyunda en az suçlu olan hala kendisidir. Bir yandan geçen seneki kadrosunun içine edip saçma sapan bir kadro sunan yönetim, diğer yandan bazı kansız futbolcular.. Sahaya sürülen birkaç tane hain olursa ve bu hainleri kadro dışı bırakacak dahi lüksü olmadıkça değil Rijkaard mourinho bile bir şey yapamaz.. Şunu da biliyorum ki kazanılması değil fark yememenin imkansız olduğu fenerbahçe maçı kendisine final maçı olarak sunulacak ve muhtemel farktan sonra hollanda bileti verilecek. Çok üzülüyorum, sen bu ülkeye fazlaydın usta.. Hemde bizim içimizdeki kansızlara, hainlere çok çok fazlaydın... Dün imparator terim diyen; ikinci fatih terim döneminde "terim istifa" diye tempo tutanlara çok fazlaydın, kalli gibi bir adamı dahi yemeyi başarmış futbolcu düzeninin yıkılmaz temelini atan yönetime çok fazlaydın...

30 Eylül 2010 Perşembe

Nice Senelere Büyük İnsan...

0 yorum

Değil kırk sekiz, elli sekize kadar şu takımda olmanı istiyorum usta. Her şeye rağmen sana güveniyoz hep bizimle kal...

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Rijkaard'ı Kovdurma Planı

1 yorum


25 Ağustos 2010 tarihinde alınan kararlar ile bu durum alenen belli olmuştur. Elano'nun belindeki sakatlık sebebi ile Ukrayna'da oynanacak Karpat Livy maçının kadrosuna alınmaması kelimenin tam anlamıyla bir skandaldır. Bu karar içersinde çok basit bir şeyi barındırıyor. O da yönetimin transferin son günü olan 31 ağustos'a kadar gelecek parayı önemseyip elde edilecek sportif başarıyı hiçe saymasıdır. Hiçbir şekilde iyi niyet barındırmayan, skandal bir karar bu ! Elano'nun Brezilya gazetelerine "oynamak istiyorum ama yönetim beni satmak istiyor" minvali açıklamalarını, rijkaard'ın "ona ihtiyacım var" sözlerini iyi biliyoruz. Ancak yönetim ısrar ile Rijkaard'ı dinlemiyor, istediği oyuncuyu almıyor ve resmen "bizi tazminat ile uğraştırmadan git artık" diyor. Koca galatasaray takımı sportif başarıları unutmuş böyle hinlik peşinde koşar olmuş, inanılacak şey değil. Bir kulüp bu kadar kötü niyetle yönetilemez. Bir sene öncesine kadar Rijkaard'ın tazminatını, transfer edilen pahalı futbolcuların maaşını düşünmediniz de şimdi mi kafanız dank etti ? Benim karpat livy maçında hiç ama hiç ümidim yok. Güç dengeleri sivas-galatasaray ya da galatasaray-bursaspor maçlarındaki dengelerden dahi çok uzaklaştı. Karpat livy karşısında sanki bir ikinci lig takımı gibi çıkacağız. Kaleci yok, defans kötü, bekler rezalet, orta saha barışlara emanet... Bu rezalette galatasaray'ın elenmemesini düşünmek çok büyük bir beklenti olarak kalıyor. Birkaç hafta öncesine kadar takımın eksikliklerinin transferler ile giderileceğini düşünüyordum ama o buzdağının arkasında neler neler varmış yeni yeni görüyoruz.. Malesef şu yapı içersinde değil 3, 13 futbolcu gelsin hatta jose mourinho gelsin hiçbir şey olmaz...

22 Ağustos 2010 Pazar

Paramparça !

1 yorum


Taktik, teknik varyasyonlara; oyun içi dizilişin takıma olan etkisine hiç girmek istemiyorum. Zira her teknik adamın takımını başarıya götürecek bir oyun varyasyonu, bir stratejisi vardır. Teknik adamların bu stratejisi de değerli oyuncular ile, taktiksel olarak takımın işlerliğini en iyi düzeye getirecek oyuncular ile gerçekleşir. Bir nevi kafasındaki oyun şablonuna uygun oyuncular ile. Yılmaz Vural'ın küçük takımları başarıya götürecek stratejileri olabilir. Bunu da kafasındaki taktiğe uygun bir oyuncuyu sıradan bir anadolu takımından transfer ederek gerçekleştirebilir. Ya da Mesut Bakkal, Ziya Doğan'da bunu yapabilir. Bu gün Rijkaard hiçbir teknik direktörün istemeyeceği durumdadır. Onun da kafasında büyük bir takımı başarıya götürecek formüller vardır ama yönetim o anadolu takımlarındaki çalışma şevkininin 1/10'unu bile gösterememektedir. Futbolu bırakalım.. Bir insan olarak düşünün. Çalışıyorsunuz ve patronunuz çok iyi bir eleman olduğunuz halde, çalışma arkadaşlarınızla şirketi başarılara götürdüğünüz halde çalışma arkadaşlarınızı işten çıkartıp anlaşamayacağınız, iş hakkında bilgisiz adamları alıyor, çalışma koşullarınızı değiştiriyor ve sizin başarılı olmanız için gerekli olan o ortamınızı elinizden alıyorsa ne kadar mutlu olursunuz ? Tekrar başarılı olmak için size hiçbir şekilde uymayan çalışma arkadaşlarınızla birlikte daha ne kadar çalışırsınız ? En önemlisi sizi attan inip eşeğe bindiren patron veya patronlarınıza ne kadar tahamül edersiniz ? Bu gün Frank Rijkaard'ın da durumu budur. Takımını başarıya götürecek teknik zekasının varlığından hala ve hala en ufak bir kuşkum dahi yok. Geçen aylarda bir yazı yazmıştım, Rijkaard'tan Lucescu yaratmak diye. Bütün fikirlerim malesef acı da olsa bir bir gerçekleşiyor. Hepimiz biliyoruz Rijkaard bir Eric Gerets, Mircea Lucescu ya da parıltısız kadrolar ile olağanüstü futbol oynatacak bir futbol adamı değildir. Futbol uleması kesilmek istemiyorum ama adamın elinde "güzel futbol" ekolüne ilişkin etiketleri Hollanda milli takımında ve Barcelona da olunca bunu net bir şekilde görüyoruz. Burdan çıkartacağımız sonuç: Rijkaard'ın kaliteli oyuncular ile göze hoş gelen futbolu oynatacağı yönündedir. Nitekim bunu geçen senenin ilk 9-10 haftasında çok net gördük. Ortalamanın üstünde, kumaşında kalite kokan Keita ile, Baros ile, Elano ile, Kewell ile bu takım fener maçına kadar super ligin %80 şampiyon adayıydı. Ancak ortaya çıkan sakatlıklar, fener maçının olumsuz havasının camiadan bir türlü silinememesi ve en önemlisi Baros ve Kewell'ın sakatlıkları takımın üzerine çöktü. O günden sonra Rijkaard sezon başındaki kadro kalitesine asla ulaşamadı.. Baros ve Kewell'ın sezonu kapatması, Keita'nın afrika uluslar kupasından dolayı eksikliği sezon başındaki o zenginliği bir türlü yakalatamadı teknik ekibe. Ama üzerinde durulması gereken bir husus ve çıkarım var. O da hülasa Rijkaard'ın kaliteli bir kadro ile şu takıma göze hoş gelen futbolu oynatabileceği gerçeğidir.

Peki 2010-2011 sezonunda neler oldu ? Adnan Polat'ın 2009-2010 sezonu sonunda aldığı kararları harfiyen uygulandı. Neydi bunlar:

1- Keita dünya kupası etiketi kullanılarak bir şekilde satılacaktı. Bunu ben demiyorum, Galatasaray Spor Kulübü başkanı Adnan Polat diyor. "Keita kendi gitti be kardeşim" diyenlere google'da Adnan Polat'ın demeçlerine dair ufak çaplı bir araştırma yapmalarını öneririm. Şu an maç stresi ile buna mecalim yok. Ancak okuduklarımı özetlersem yönetim Keita'nın satılması kararını sezon bitiminde aldığı bir toplantıda vermişti. Düşünün bu Keita 2009-2010 sezonunda kaç tane kilit maçı açmış bir adamdı.

2- Elano kulüp için 2009-2010 sezonundaki başarısızlık göz önünde bulundurulunca dünya kupası ile birlikte gelecek paralar açısından bulunmaz bir nimetti. Zira kulübe hiçbir katkısı olmayan Elano'da Brezilya milli takımının orta sahası etiketi ile satılacak. Yönetimin 2012 kriterleri görünümlü mali olarak kendini aklama politikasının kurbanı olacaktı. Ama beklenmeyen bir şey oldu ve Elano'nun sakatlığı planları alt üst etti.

3- Kewell taraftar için çok şey ifade etmesine karşın yönetim için ifade ettiği şey sadece paraydı. Tıpkı ticari bir meta gibi, sadece para ! Nitekim 2.5 milyon euroluk maaş çok görüldü ve "yaşlı sakat" gibi komik bahaneler ile serbest bırakıldı. Taraftarın tepkisi olmasa sözleşme yenilenmeyecekti bile. Ancak o adam formasının verilmesine, neredeyse Serdar Özkan ile aynı maaşı almasına aldırış etmeden gözü kapalı sözleşmeyi imzaladı. Bir düşünün 2010-2011 sezonunda yönetimin sezon sonunda öngördüğü gibi Kewell olmasaydı nasıl bir Galatasaray izlerdik ?

4- Kapalı kapılar arkasında neler konuşulduğunu bilmiyoruz ama Galatasaray'a hizmet aşkı için işini gücünü bırakıp Brezilyalara, İspanyalara, İtalyalara koşturan ve gerek vizyonu gerekse de futbolcu transferinde gösterdiği üstün başarı ile taraftarın gönlüne taht kuran Haldun Üstünel sindirildi. Elbette Galatasaray'a olan saygısından hiçbir zaman için konuşmayacağını bildiğimiz haldun üstünel bir açıklama yapmadan bunu bilemeyeceğiz ama böyle bir insan sindirildiğine, kulübe olan hizmet arzusu baltalandığına göre kapalı kapılar arkasında olağanüstü şeyler olmalı. Tahminim Haldun Üstünel'in aldığı oyuncuların yönetimin başarı anlayışına uymaması sebebi ile kulüp içersinde yalnız bırakılması ve sindirilmesidir. Onlarca akbabanın içinde yalnız kalmıştır Haldun Üstünel. Bir nevi "geçen seneki transferleri sen yaptın, kulübü onca borca soktun ve ne kadar başarılı olduğumuz ortada minvalindeki" suçlamalar ile karşı karşıya kalmıştır. Çünkü bunun dışındaki ufak tefek kırgınlıkların bu adamın hizmet aşkını yok edeceğine inanmıyorum. Ayrıca Kewell dahil getirdiği oyuncuların büyük çoğunluğunun satılması ya da satılmak istenmesi bir şey ifade etmiyor mu ?

5- Giovanni Dos Santos'un şu an Totthenam'da banko oynamasının, öncesinde dünya kupasında yer almasının sebebi Frank Rijkaard'tır. Şu da bir gerçek ki bu adam şu an galatasaray'da olsa 7 milyon euroluk opsiyon bedelinin karşılığını fazlasıyla verebileceği gibi iyi bir miktara da kulüp şampiyonlar ligine kalsa o vitrin ile satılabilirdi. Ancak Santos'un Rijkaard'ı, rijkaard'ın santosu istemesi yeterli olmadı. Nitekim yönetimin yeni dönemdeki transfer politikası "Eğer pahalı oyuncular ile dahi başarılı olunamıyorsa neden şansımızı daha cüzii oyuncular ile denemiyoruz yönündeydi" alınmadı santos. Hemde Ribery örneğini bu camia yaşamışken.

Ve 22 Ağustos 2010 tarihi itibari ile takımın geldiği nokta. Kolu bacağı kırılmış, virane, derbeder inancını yitirmiş bir Galatasaray. Takım oyunu unutulmuş herkes Kewell ve Baros'un bireysel yeteneği ile maçı çevirebilme yeteneğine sarılıyor. Takımın en aşağa üç tane transfere ihtiyacı var ama galatasaray yönetimi tarihler ne zamanı gösterirse " bakın transfer sezonu daha bitmedi x güne kadar oyuncu alacağız " tarzı komik açıklamalarda bulunuyor. Peki aldığınız oyuncuyu transfern son günü o mali kriterlerinize uygun olarak getirebileceğinize ne kadar inanıyorsunuz ? Alacağınız oyuncu ne zaman hazır olacak ? Ne zaman kadroya girmeye başlayacak ? Bunların cevabını elbette yönetimde biliyor ama şu an inanılmaz bir kaos var. Yönetim hangi oyuncu ile ilgilense tokadı ordan yiyor, hatta o kadar komik ki satılması dış kapının dış mandalı diego'nun gelişine bağlı olan Misimovic'e bel bağlanıyor. Peki Diego gelmezse o meşhur b planı ne olacak ? Yeni Bratuları, Petreleri mi bekleyelim ?

Saha içersindeki hiçbir oyuncuya kızmıyorum. Çünkü herkes kimin ne yapacağını biliyor. Taraftar televizyondan gördüğüne göre hergün bu adamların yüzünü gören Rijkaard'ın da durumun farkında olmaması mümkün değil. Onunda beklediği bir mucize, onun da bel bağladığı bireysel yetenekler. O da barış'ın burnunun ucundaki adama top atamayacağını, Mustafa sarp'ın savrukluğunu ya da Servet'in sakarlıklarını biliyordur. Kızıyoruz ama allah için kimi oynatsın ? Ya da Barış'a bağırıyoruz ama bu adamdan Elanoluk bekleyip 35-40 metrelik düzgün pas atmasını ummak ne kadar doğru ? Şu an bu kaos ortamında, şu sıkıntılarda mucizelerden başka bir şey bekleyemeyiz, takım oyunu oynamak kesinlikle imkansız dediğim gibi ne Frank Rijkaard Lucescu ne de Barış Özbek, Mustafa Sarp; elano ya da Keita.

Geleceğe bakacak olursak malesef çok karanlık. Dilim varmak istemiyor ama şahsen ben bir yönetici olsam ve Rijkaard'ın aldığı maaşı 2012 kriterleri isimli kriterler bahanesi ile fazla bulsaydım yapacağım şeyler: İstikrarı yıkmak için takımın en iyi oyuncularını göndermek, teknik adamın anlaşabileceği bir yöneticiyi küstürmek, istediği transferleri yapmamak ve aba altından sopa göstermek adına sözümona teknik ekibe gözdağı verici açıklamalar olurdu. Bunu Mehmet Helvacı'nın karpat livy maçından sonraki "Şu an Rijkaard ile konuşacağımız kötü bir durum söz konusu değil" açıklamalarından gayet iyi anlıyoruz. Biri teknik ekibi göndermek için "Yanılıyorsun arkadaş şunlar yapılmalı" diyorsa önerisine açığım, görünen köy kılavuz istemiyor. İşte bu gelecekte olacak aforizmalı felaket senaryosu bu. İyi niyetli bir senaryo ise olası bir Rijkaard istifasıdır. Eğer mucize gerçekleşmez ve şu takım en az üç tane transfer yapmaz ise Rijkaard'ın sezon sonunu tamamlaması olası değildir. Yönetim anormal, son derece düşündürücü gafletleree düşüp 2010-2011 sezonunda aciz bir tutum sergilemiştir. Bu yüzden bundan sonrası Rijkaard'ın istifasından ya da gönderilmesinden başlayacak bir çok sonuca gebedir. Son olarak şu camiada hala "Fatih Terimciler" olduğunu görmek beni derin hezeyanlara sevk ediyor. Allah için biz ikici gelişindeki o nahoş anıları sildik daha ne istiyorsunuz Fatih Terim'den, daha ne kadar yıpratacaksınız Terim'i ? Hala şu yönetim anlayışı ile başarının mümkün olmadığını sorunun teknik yetersizlikten öte sezon sonunda alınan inanılmaz hatalı kararlar olduğunu göremediniz mi ?

29 Temmuz 2010 Perşembe

Perşembenin Gelişi

1 yorum


Galatasaraysozlukte olsun, ekşide olsun çeşitli oluşumlarda olsun bakıyorumda kimi Barış'a, Sarp'a, Ayhan'a kızmış; kimi Rijkaard'a ateş püskürüyor Emre çolak, Musa, Cana dururken bu arkadaşlar niye oynatıldı diye. Herkesin kendince haklı bir gerekçesi vardır ama teknik ekibe bu kadroyu sunup eksikliklere adam gibi bir tane dahi transfer yapmayan "mali denge" ile kafayı bozmuş yönetimin basiretsizliğini yadsımayalım. Yönetim bu gün nasıl bir ateş ile oynadığını biraz olsun kestirmiş olsa gerek. oynadıkları ateş bu gün tur atlanması halinde basitçe eli yakmış olabilir ama uzun vadede ortaya çıkan başarısızlıklarda kimlerin neresi yanar kestirilemeyen budur.
Galatasaray Spor Kulübünü'nün futbol şubesi özellikle bu sezon rezalet şekilde yönetiliyor. gerek izlenen transfer politikası, gerek teknik ekibe "başarılı olmak zorunda" gibi sözlerle verilen buram buram baskı kokan destek, gerekse yönetimdeki en başarılı adamın sindirilmesi ile noktalanan büyük anlaşmazlıkların ufak bir sonucu dün alınan başarısız sonuçla dışa vurmuş oldu. Keita satıldığı gün bazı arkadaşlar "işte canım seneye 2'ye 3'e satmaktansa şimdi 8'e satarız parayı kurtarırız" demişlerdi. Lütfen bırakalım şu işleri futbolda para önemli ama bu kervan başarı ile yürüyor kulübü tamamen paraya odaklarsan taraftarı hiçe sayarsın. Tıpkı 15-20 gün öncesine kadar Kewell'ın durumunun netlik kazanmaması gibi.. Eğer politikan günü gelince her oyuncunun satılmasından ibaret ise o politka ile ağızınıza sakız ettiğiniz o istikrarı nasıl yakalayacaksınız acaba ? Bu gün rijkaard'ın elinde geçen seneki takım olsa ve hazırlık kampı o futbolculardan oluşsaydı kendisinden 4-5 gömlek aşağada olan bu takım karşısında turu sıkıntıya sokan bu sonuç kesinlikle alınmazdı. Şu soruların cevabı o kadar zor olmasa gerek:

1- Keita'yı "Aman kardeşim bir kaç sene sonra piyasası olmaz hazır sıcak parayı bulmuşken satalım" deyip gönderen, Elano'yu "Seneye Dunga da yok Brezilya milli takımında da olmaz elden çıkarmak gerek" düşüncesi ile kendince şark kurnazlığı yaparak göndertmek isteyen Rijkaard mıdır ? Şu takımda hala Florya'da idmana çıkarılan barış özbek'e, ayhan akman'a, mustafa sarp'a alternatif oluşturulamamasının sorumlusu teknik ekip midir ? yönetim özellikle 2010-2011 sezonu itibari ile rijkaard'ın isteklerini ne ölçüde yerine getirmiştir ? Dünyaca ünlü bir teknik direktörü türkiye'ye getirirken bulundukları vaatlerin kaçını şu an gerçekleştirmişlerdir ?

2- Herkes kaleciden dem vuruyor ama kapalı kapılar arkasında neler konuşulduğu belli değil. acaba rijkaard yönetimden bir kaleci istedi mi ? yönetim malum gerekçesi "mali kriterler" i öne sürerek bu isteğe olumlu ya da olumsuz bir cevap verdi mi ?

3- Adnan Sezgin ve Polat, takımda sayısı hiçte az olmayan yeteneksiz, basiretsiz, bu formayı kaldıramayacak oyuncular yerine Polak ve Grella isimli iki oyuncunun peşinden ne gibi vasıfları olduğu için koşmaktadır ? Teknik ekibin önüne çıkıp "mali kriterlerimiz buna el veriyor" diyebilmek, dünyaca ünlü bir teknik adama verilen sözleri yerine getirmeyip geçen seneki süper kadroyu bozmak, her sene istikrar istikrar diyip takımın içine dinamit yerleştirmek ancak inanılmaz bir tezatla her sene neşteri yanlış yere vurup takımın dengelerini alt üst etmek nasıl bir anlayışının ürünüdür ?

4- Adnan Polat geçen sezonun sonunda "Takımda köklü değişiklikler yapacağız" derken bu değişikliği ilk olarak neden Keita ile yaptı ? Bahsi geçen yeteneksiz oyuncular yerine hangi yerli oyuncular alınabildi ? Yeteneksiz oyuncular hala bu takımda kalırken takımın en yetenekli oyuncuları neden para uğruna gözden çıkarıldı ? Bu nasıl bir "mali denge" anlayışıdır ki şu takım orta sahadaki bu vasıfsız elemanların yerine koca transfer döneminde eli yüzü düzgün tek bir yerli oyuncu alamamıştır ? Adnan Polat'ın dediği kadrodaki köklü değişiklik neden lafta kaldı ?

5-Bu seneki transfer politikasının geçen sene ile mukayese edilirse 180 derece değişiklik gösterip rahmetli özhan canaydın dönemine geri dönüş yapmasının arkasındaki sebep nedir ? son birkaç sene itibari ile "marka değeri" oluşturan futbolcular transfer ederek büyüyen galatasaray'ı küçültmek nasıl bir akıl ürünüdür ? Yönetim neden açıkça paranın bittiğini söylemiyor ? Söyleyemiyor ? Acaba mali genel kurulda aklanabilmek için mi maaşı yüksek oyuncular elden çıkartılıyor ?
....
Sorular böyle uzar gider. ama şunu söyleyebilirim ki şu şartlar altında hömkürecek en son isim varsa o da Rijkaard'tır. Elindeki malzeme bellidir. Verilmek istenen malzemelerde bellidir. Şu an ki futbolcu yapısı ile "güzel futbol" sevdalısı Rijkaard'tan total futbol fantezisi beklemek imkansızdır. Bunu daha önce de söyledim, yönetim bu transfer politikası ve yapmak istediği icraatleri ile Rijkaard'ın da kimyası ile oynuyor.Hani adamı yıpratmanın bundan daha iyi bir yöntemi de olamaz. Kalburüstü, ihtiyaçları üstünkörü karşılayacak bir futbolcu olarak Grella'yı alırsınız, Polak'ı alırsınız 2-3 vasat futbolcu daha getirisiniz sonrasında futbol adına işler yolunda gitmez, kötü sonuçlar gelir, sağda solda "teknik ekibin istediği futbolcuları aldık ama olmadı" dersiniz sezon arasında da hollandalıyı postalarsınız iş biter ! Hem böylece Rijkaard'ın da yıllık 3 milyon euro civarındaki maaşından da kurtulmuş olursunuz, ne güzel geğil mi ? Yönetim olarak siz zaten üzerinize düşen görevi yaptınız, teknik ekibin isteklerini harfiyen yerine getirdiniz. Tebrikler galatasraay yönetimi !

26 Temmuz 2010 Pazartesi

Rijkaard'tan Lucescu Yaratmak İsteyen Yönetim

0 yorum


Lincoln ile Leverkusen maçında soyunma odasında yaşanan, ancak Fenerbahçe başkanından beklenebilecek bir hareket ile yaptığı ve o zaman zorbalık olarak nitelendirdiği davranıştan sonra Haldun Üstünel kendisi hakkındaki fikirlerimi bir anda alaşağa etmişti ;ama bu gün bir kez daha anlıyoruz ki Fenerbahçe'ye Ortegaları, Anelkaları getiren Hakan Bilal Kutlualp neyse galatasaray'a Elanoları, Kewelları, Keitaları, Dos Santosları getiren Haldun Üstünel'de bizim için oymuş meğerse. Keşke şimdi de birilerine kafa göz dalsaydı da şu yönetimde kalsaydı diyorsam, o gün yaptığını zorbalık bu gün ise "yeterki kalsaydı" kılıfına sokuyorsam durumun vahameti ve Galatasaray için ifade ettiği değeri varın hesap edin.
Dos santos'un transferini çok iyi hatırlıyorum. Santos'a düzenlenen, kendisinin bile hayalet görmüşçesine nereye indiğini şaşırdığı, şahşahalı karşılamadan sonra Ntv hava alanında o şahşalı karşılamadan kurtulmayı başaran Haldun Üstünel ile ufak bir röportaj yapmıştı. Üstünel'de her zamanki mütevaziliği ile "transfer bir ekip işidir, lütfen bu transferleri bir tek bana mal etmeyin." gibi laflar etmişti. bundan önceki transferlerde de basına yaptığı açıklamalarda hep bu sözlerini tekrarlar dururdu üstünel. Peki, filmi ileri saralım. Onun mantığı ile gidelim, transferleri haldun üstünel'e mal etmeyelim ve bu çerçevede transferlere haldun üstünel'in gidişinden sonra gelenlere ve bu gelenlerin galatasaray'ın marka değerine olan katkılarına bir kere daha bakalım:

2010-2011 sezonu itibari ile Adnan Sezgin'in Haldun Üstünel'in deyimi ile ekip işi olan transferlerde etkin rol üstlendiği dönemde gündeme gelen ve alınan oyuncular: lorik cana, vince grella, juan pablo pino, çağlar birinci, serdar özkan, mehmet batdal, kim kallström vs..

Haldun Üstünel'in transferde aktif rol üstlenirken gündeme gelen ve takıma kazandırılan oyuncular, yani 2009-2010 sezonu: keita, elano, milan baros, leo franco, jo alves, giovanni dos santos, ( bu dönemde yurt içindeki transferler ile adnan sezgin'in ilgilendiği biliniyordu)

Daha önceki sezonlarda transfer edilen carruscaları, inamotoları; lincolnleri, kewelları bu listeye dahil bile etmiyorum. Eğer elinizde vasat futbolculardan bir şeyler oluşturacak bir teknik kadro varsa değil inamotoları, isterseniz San Marinolu bir futbolcu alın o takımda sırıtmaz. bu mesele değil.Burada söz konusu olan elindeki teknik direktörünü dahi doğru düzgün tanımadan onun oyun sistemine randıman sağlaması şüpheli olan futbolcuları almaktır. Rijkaard geçen sene başarısız olmuş olabilir bunun çeşitli sebepleri de olabilir. Sakatlıklar, rijkaard'ın ilk sezonu olması, yabancı futbolcuların ilk sezonda uyum sıkıntısı çekmesi bunda bir etkendir. Ama o kaliteli kadroyu bozup " o kadar para veriyoruz olmadı madem öyle biz de değişiriz rijkaard'ta bize uyar" diyip kalburüstü futbolcular ile ilgilenmek ne kadar mantıklıdır ? Rijkaard'ın elinde mevkiisinde tam olarak istediklerini gerçekleştiremeyen oyuncular ile neler yapabileceği tam bir soru işaretidir. Ama elinde kaliteli futbolcular varken yapabildikleri Barcelona örenğinde ortadayken geçen seneki kadro ne akla hizmet bozulur ? Barcelona'yı uç bir örnek olarak söylemiyorum zira Galatasaray'ın geçen seneki oyuncu kadrosu öyle ya da böyle iyi bir teknik direktör ile bu ligte birkaç takviye yapılarak "güzel futbol" anlayışına uygun futbol oynayan bir takım olabilirdi. Ama bir seneyi, istikrar adına kasadan çıkacak paraları hesap edip onu bunu satmak ve küçülmek rijkaard'ın oluşturmak istediği güzel futbol anlayışına uygun mudur ? Küçük futbolcular ile büyük başarılar elde etme stratejisi kulüp tarihi boyunca sadece 30-40 yılda bir bu takımın başına gelebilecek lucescu gibi mucizevi bir adamın hünerinde başarıya ulaşmıştır. Nitekim bunu gerek beşiktaş'ta, gerekse galatasaray'da gerçekleştirmiş, istediği transferler limitsizce yapılınca ise shaktarı uefa şampiyonu yapmıştır. Şimdi ise biz "total futbol, göze hoş gelen oyun felsefesi" ekolünden gelen Rijkaard ile lucescuculuk oynuyoruz. yönetim rijkaard'tan kendi felsefesinden vazgeçip, kalbur üstü futbolcular ile bir şeyler yapmasını istiyor. bir nevi "değişim" açılmı gibi komedi açılımlar yaparak olayı şirin göstermeye çalışıyor. Rijkaard'tan değişimi beklemek ve kendisinin bile sonunu tam olarak kestiremeyeceği yeni bir oyun felsefesi oluşturmasını istemek kumar değil de nedir ? Güzel futbol isteyen taraftarı nasıl tatmin edebilir bu sene Rijkaard'tan isteneler? teknik direktörü yıllarca başarıya ulaşacağı felsefesinden vazgeçirip mecburiyetler neticesinde kumara yöneltmek takıma ne kazandırır ? Rijkaard bu sene galatasaray'da oynatmak isteyeceği futbol felsefesini daha önce çalıştırdığı takımlarda uygulama imkanı bulup başarıya ulaşabilmiş midir ? Herkes biliyor ki bu teknik ekip bu topraklara herkesin hayalini kurduğu, Barcelona modeli göze hoş gelen futbolu Galatasaray'a uygulatması için getirildi. Peki onun elinden bu felsefeye uygun olan Elano'yu, Kewell'ı, Santos'u alıp 2-3 milyon dolara alınan futbolcular ile bu boşlukları doldurmaya çalışmak Rijkaard'tan mucizeyi istemek değildir de nedir ? Şunu diyorum ben güzel futbol hepimiz biliyoruz ki kaliteli futbolcular ile oynanır. Kaliteli futbolcular takımdan bu sene itibari ile bir bir koparılırken yerine rahmetli Özhan Canaydın döneminde gündeme gelen futbolculara benzer isimlerin getirileceği gündemi meşgul ediyor. Grella, Polak vs..Madem böyle bir küçülme hamlesi söz konusuysa güzel futbol için getirdiğiniz sonra da bir bir aslarını aldığınız Rijkaard macerasına gireceğinize yollasaydınız Rijkaard'ı bu sene fas'a giden Gerets'i getirseydiniz. Hem bu hayalperestlikte olmazdı ama Rijkaard'tan Lucescu olmasını beklemek kesinlikle çok büyük bir hayalperestlik ve yönetim aciziyeti. Nitekim bu sene gündeme gelen oyuncular net bir şekilde bunu işaret ediyor.
Kısaca bu sezon yönetim ateş ile oynuyor. Zarın nasıl geleceği belli değil. Keita ile yapılamayanın Serdar Özkan ile yapılacağını beklemek, Pino'nun sıçrama yapacağını ummak malesef büyük beklentiler. evet gerçekleşme ihtimali elbette var ama geçen seneki formlardan bir yorum yaparsak yapacağımız tek değerlendirme beklenti oluyor Güzel futbol ekolünden gelen bu adama listesinde olmayan, kalbur üstü oyuncuları sunarak başarıya ulaştırmaya çalışmak, bildiği oyun felsefesinden vazgeçirmek çok büyük bir macera. Rijkaard'a geçen seneki kadro bozulmadan bir sene daha verilemli, en azından anlayışına daha uygun olan o kadro mutlaka korunmalıydı. Tarumar edilecekse de o teknik kadro en azından bundan sonraki sezon dağıtılmalı ve küçülme stratejisi madem öyle o zaman teknik ekiple beraber uygulanmalıydı. Şimdi ise yepyeni bir macera bekliyor hollandalıları. Ucuz etin yahnisinden krallara layık bir sofra oluşturmak. Sözü tekrar haldun üstünel'e getirirsek kendisi bir teknik direktörün orta bütçeli bir takımda çalışmak isteyeceği transfer becerisine sahip yegane yöneticilerden biriydi. nitekim o gittikten sonra gündeme gelen oyuncular ve oluşan transfer stratejiisi gözler önünde. Rijkaard'ı çok taraftar olarak çok seviyorum. Ama yönetimin bu saçma sapan transfer politikasının gerek Galatasaray'a, gerekse teknik ekibe zarar vermesinden imtina ediyorum.

11 Haziran 2010 Cuma

Alooo Halduun Kaçtı mı Stoch ? Vallaha mı la ?

0 yorum

Milliyet'in haberine gülünmez de napılır ? Bu nasıl bir hayal gücüdür, bu nasıl sallama yeteneğidir arkadaş anlamak mümkün değil.. Hepsini geçtim birde diyalog yazmış adamlar ya, pes valla ! Böyle bir durumun ortaya çıkması için ya haldun üstünel'in diyaloğu birebir medyaya açıklaması ya rijkaard'ın hollanda'dan servis etmesi ya da milliyetin telefon dinlemesi lazım ki hiçbiri mümkün değil.. Tamamen işkembe-i kübra bir haber işte.. Artık milliyetin bu tarz haberleri okuyucularını güldürmek için yazdığını düşünüyorum.. bir arada messi'nin rijkaard'ı arayıp carrusca'yı oynatın kral çocuktur dediğini yazmışlardı.. alem şu milliyet..


19 Ocak 2010 Salı

Rijkaard Atkısı

0 yorum


Acaba bu atkı nerede bulunur ? Herhalde bu perşembe semt pazarını da gezerim artık birebir aynısını bulabilmek için.. Malesef gsstore'da satılan 3-4 tane atkı çeşidinin hiçbiri rijkaard ve neeskens'in taktığı atkının birebir aynısı değil.. Acaba geldiğinden bu yana taraftarın çok sevdiği ve artık yarattığı tarz ile de taraftarı kendisine hayran bırakan bu adama dair neden store da bu ürünün satışı yapılmaz ? Artık tek umut semt pazarları oldu.. Bu arada bu şalı bulan ve nereden temin ettiğini paylaşan biri de olursa çok bahtiyar olurum..

7 Aralık 2009 Pazartesi

Fenerbahçe Maçından Sonra Neler Değişti ?

0 yorum


Sezon başında tıkır tıkır işleyen sistemin bu maçtan sonra ciddi şekilde sekteye uğradığı alenen şu haftalarda belli olmuş oldu.. 2-3 farklı galibiyetlerden sonra takımın 1-0'lık galibiyetlere razı olur noktaya gelmesi ciddi şekilde irdelenmesi gereken bir durum.. Peki anladığımız, görebildiğimiz kadarıyla neler oldu ? Neler değişti ? Elbette o maçtan önce de başta beşiktaş maçı olmak üzere takım bazı maçlarda tehlike sinyalleri veriyordu ama özellikle kadıköy'de oynanan maçtan sonra 8 maçlık seride gördüğümüz o tek tük maçlar son 3-4 karşılaşmaya yayılır, kabus gibi çöker oldu..


Öncelikle fenerbahçe maçından bu zamana kadar takımda değişenlerin neler olduğuna takımın temel taşı konumundaki bir kaç oyuncu çerçevesinden bakmak lazım.. Rijkaard aynı, taktik aynı mentalite aynı.. Ne olursa olsun sistemden ödün vermeyecek bir mentalite.. Ama değişen bazı futbolcular ve zaruri haller var..

O zamandan bu zamana en önemli değişiklik forvet hattında mecburiyetlerde meydana geldi.. Fenerbahçe maçında kimilerine göre talihsiz, kimilerine göre kasti bir müdahale ile baros devreyi kapattı.. Yerine gelen ise o vakte kadar gol krallığına oynayay ama bunun "gol krallığı orotoryosu" olduğu tez zamanda ortaya çıkan nonda.. Nonda'nın baros ile en büyük farkı ne peki ? Hız, hareketlilik kısacası cm tabiri ile patlayıcı, hareketli forvet ile çakılı forvet arasındaki temel farklılıklar.. Ha baros öyle bir zaman gelir ki saç baş yoldurur ama onun dışında hakan şükür üzerinde bir dönemler sıklıkla dönen "defansı oyalama" görevini de nonda'dan çok açık ve net ifa eder gözlerden kaçsa da.. Sürekli olarak hareket edip yer değiştirmesi, kendisini marke eden bir defans oyuncusunun dışında ikinci bir defans oyuncusunu ya da takım savunmasında yer alan bir oyuncuyu üzerine çekebiliyordu ki.. Bu da ekstradan boşluklar, orta saha oyuncularına beklenmedik pozisyon üretme imkanı sağlıyordu.. Peki nonda'nın "gol krallığı" piyesinden sonra neler oldu ? Hareketsiz bir hucum hattı.. Nonda'nın değilde kewell'ın, arda'nın açtığı boşluklar ile nonda'nın attığı bir gol ya da bi zahmet atmaya çalıştığı goller.. aradaki fark büyük.. Bitiricilik olarak benzer özelliklere sahip olduğu dünkü belediye maçı ile açıkça görülen barostan tek farkı top saklama özelliği olan nonda'nın bu sistemde pozisyon üretme ve takımdaki gizli forvetlere pozisyon sunma hususunda yapamadıkları ortada.. Bizim galatasaray'ın taktiğinden ve tek santraforlu bu taktikten anladığımız en uçtaki adamın hareketli bir oyuncu olması gereğidir.. Hayal ürünü gibi görünsede,varsayım gibi olsa da pozisyon sıkıntısının en büyük sebeplerinden biri bu zaruri değişim..

Bir diğer unsur keita'nın cezası sebebiyle en formda olduğu zamanlar takımdan eksik kalması.. Antep maçından sonra vitese takan, sonraki uefa avrupa ligi ve diğer lig maçlarında futbol stili ile bu takımın en iyi oyuncusu olduğunu gösteren, ribery'den bile daha büyük haz veren bir keita.. Fenerbahçe maçından sonra yaşanan cezadan sonra rijkaard ile arasında kişisel bir husumet olduğunu sanmıyorum ama en azından rijkaard'ın affedemeyeceği taktiksel bir hata yapmasından ötürü teknik ekibin şu aralar pekte sıcak baktığı bir oyuncu olmadığı da açık.. Hele bursaspor maçında neeskens'in takımın tek pozisyon üreten ismi olan keita'yı alıp nonda'yı oyuna koyması taktiksel varyasyonlar ile açıkçası biraz zor açıklanacak birşey.. Bu durum keita'nın bireysel olarak teknik heyetin kafasında oluşturduğu şablona aykırı davranması ile oluşan bir durum gibi görünüyor.. Nitekim pao maçında oyuna girdikten sonra bir anda oyuna inanılmaz bir hareketlilik kazandıran keita herşeye rağmen oynamayı hak ediyordu.. Evet kewell, arda ve elano'nun da formu karşısında kimin yerine oynayacağı soru işaretiydi ama 0-0 giden bir maçın ikinci yarısında bu süreye kadar olan maçlarda takımın hücum hattındaki en önemli silahı oyuna girmiyor hatta nonda'ya bu derece tahammül edilmesine rağmen oyuna sürülmüyorsa yine üstünde durmak lazım ki teknik heyetin sabrını zorlayan birşeyler muhakkak vardır.. Şu an bunu anlayabilmek çok erken..

Fenerbahçe maçından bu zamana kadar olan sürede arda turan'ın formsuzluğunu da es geçmemek gerekir.. Her ne kadar son birkaç maç yeniden hareketlense de o zamana kadar oynanan maçların büyük çoğunluğunda "maçın yıldızı" olan futbolcunun bir anda "maçın en kötüsüne" dönüşmesi ister istemez ofansif gücü oluşturan bu oyuncunun etkisizleşmesi ile birlikte zenginliği de azaltıyor.. Son 2 maçta hareketlenen bir arda'nın özellikle belediye maçında pozisyon zenginliğine yaptığı katkıyı gördükten sonra formunun takım için ne kadar önemli olduğu görülmüştür..

Bir diğer unsur ise kaleci franco'nun güven vermeyişi.. Bir süre çok güzel götürdü ama galatasaray'ın üzerine kurşun gibi çöken fenerbahçe maçı onunda üstüne çöktü.. O maçta yaptığı hatalardan önceki 8-9 maçlık diliminde taraftarın kafasındaki kuşkuları ve o 4 gollük maziyi silen franco tekrardan kafalarda acabaları oluşturdu.. Nitekim son belediye maçı kendine güvensizliğin tavan yapmış halidir.. Üstüne gelen topu bile içeri alan bir duruma gelmesi ceza alanına yapılan her ortada yürekleri ağızlara getirmek için bir nedendi.. 8-9 maçlık dilimde en azından "santcis'ten daha iyi" denilen franco şu an güven açısından santcis'i mumla aratıyor...

Bunların dışında takımda oyununda değişiklik olan ve istikrarsızlık yaşayan bir oyuncu yok gibi.. Mustafa Sarp sezon başı neyse şu anda aslanlar gibi, kewell bildiğimiz kewell, ayhan akman sabır taşı, barış özbek dengesiz, sabri hiçbir zaman kendini geliştirmedi ve geliştiremez, balta, topal, zan, servet hepsi aynı..

Dünkü maç bu açıdan enteresandı.. Belediye'nin eksik oluşununda etkisi vardır ama eksikliklere rağmen elano ile 2 nonda ile 1 gol pozisyonu yakalamanın dışında arda'nın da 2 topu direkten döndü.. En azından gol dışındaki bu 5 pozisyondan 1'i gol olsaydı şu an hakem konuşulmayacaktı önemli olan bu.. Taktiksel varyasyonda çok önemli eksikliklere rağmen takımın bu kadar pozisyon üretişidir önemli olan.. Bunun belediye'nin eksikliklerinden mi yoksa taktiğin hazmedilmesinden mi oluştuğunu devre arasına kadar geçen periyot daha net şekilde göstericek.. Baros'un yokluğuna ve vasat nonda'ya rağmen bu derece pozisyon zenginliği oluşmasının en önemli sınavı devre sona erene kadar şu önümüzdeki 4-5 maçlık seri olacak..

Elbette bu böyle gitmeyecek zamanla bu eksikliklerin büyük çoğunluğu düzelecektir.. Baros dönecek, keita oynayacak, franco kafadaki soru işaretlerini daha da netleştirecek.. İşte o zaman galatasaray'da fenerbahçe maçından sonra yaşanan düşüşün yükselişe mi çıkacağını yoksa aynı istikrarsızlıkla mı gideceğini büyüteç altına alıp daha net inceleme fırsatımız olacaktır.. Şu teknik ekip burdayken felaket senaryoları yazmak için yarım sezonu baz almaktan daha anlamsız birşey olamaz..

24 Kasım 2009 Salı

Rijkaard mı ? Antrenör Değil !

2 yorum


Açıkçası dün herhangibir spor programını izlemedim.. Malum böyle bir haftada rezil bir oyunla puan kaybetmişiz birde medya maymunlarının çemkirmesini hiç çekemeyiz ki ne kadar kulaklarımızı tıkayıp gözlerimizi yumsakta bazı şeylerin nete düşmesi karşısında saklanamıyoruz.. Dün ekşiden duydum gece geç saatlerde hıncal uluç zırvalamalarını.. Bekliyordum açıkçası.. En iyi zamanında bile, takımın keyif verdiği sezon başından beri bir puntunu bulup kündeye getirmeye çalışan hıncal bey nihayet beklediği fırsatın manisaspor maçı sonrası olduğuna karar verdi ve bombaladı.. "Rijkaard antrenör falan değil, zaten kazandığı başarıları da o zamanlar karşısına kendisini yenecek kalitede bir takım çıkmadığı için kazandı" Ne denilebilir bilemiyorum ama o zamanlar galiba real madrid vardı dimi.. Sonra chelsea falan da vardı galiba.. Hem bu adam real madrid ile bir sezonda minimum 2 kere karşılaşıyordu da.. Ama yok real madrid barça'yı yenecek kalitede bir takım değil.. Hele mourinho'nun chelsea'si hiç değil.. Wenger'in arsenal'i mi hadi canım..

Hadi teknik eleştirisini, taktiğini oyuncu tercihlerini eleştirebilirsin ama be adam barcelona'nın başındayken hiç mi iç geçirmedin böyle bi adam galatasaray'ın başında olsaydı diye kalliler ile eriyip bittiğimiz günlerde.. Makine intizamı ile top oynayan barça'da bütün herşeyi oyuncuların üstüne yıkacak kadar futbol bilgisine sahipsen ki büyük ihtimal öyle görünüyor hep konuş.. Konuş ki senin köylü dediğin adamların bu ülkenin en büyük teknik direktörü olduğu gerçeği ortaya çıkınca tokat gibi yapıştıralım bu gerçekleri yüzüne.. Konuş ki kabadayı dediğin teknik direktörler bu ülkeye yedi düvelde başarılar kazandırınca dediklerini yut.. Ama yok olacak, düzelecek gibi değil gerçekler tokat gibi çarpmadığı içindir bu pişkinlik işte.. Lucescu, fatih terim, şenol güneş.. Bütün bunlardan sonra hala peşin hükümlülüklerle zırvalıyor ve ders almıyorsan diyecek laf bulamıyorum..

16 Ekim 2009 Cuma

2 Tane Daha Sektirseydin Keşke Lincoln !

0 yorum


Acıyorum bunlara ben, hakikaten acıyorum özellikle yaptıklarından çok çenesi iş yapanlara.. hani birşeyler yapamazsın ama akil bir adam olursun, haddini bilirsin, yaptıklarının yapamadıklarının farkında olursun, konuşmazsın sırf sustuğun için bile saygınlık kazanırsın alay konusu olmazsın o da yok.. Misal hakan şükür polemiklerinden sonra bile ortada "bar bar konuşmaması" ile ersun yanal o zaman olmasa bile futbolu bırakan hakan şükür'ü gördükten sonra şu an bunlardan çok daha büyük saygınlık kazandı, fatih terim, mustafa denizli'den sonra bu ülkenin adı geçen en saygın adamlarından biri olmasında çenesine hakim olmasınında payı büyüktür.. Neyse konumuza geçelim.. Mevzu bahis Yanal değil..

Dile kolay Anadoluda 4 büyük takım haricinde bütün takımları çalıştırıp bir tek takımda bile 2 sene hoca olarak üst üste kalamamak( 3 sene kaldığı varsa bana hatırlatırsa pek memnun olurum), gittiği her takımı mütemadiyen küme düşme potasına sokarak belalarla, sövülerek kovulmak ciddi bir teknik direktörlük aciziyetidir.. Buna karşın sadece bizim güzel ülkemizde olan bir paradoks olmakla beraber küme düşme potasına giren, kalbur üstü, vasat erdoğan'dan daha önce kuyruğu yansın yanmasın her türlü takımımız yine yeni yeniden kendisinden medet umarlar.. Ne yapmıştır erdoğan arıca bu güne kadar biraz bakalım wikipedia'yı kaynak göstererek..


"2006/2007 sezon ortasında Gaziantepspor'un teknik direktörlüğüne getirilmiştir. Oradan istifa edip 2007/2008 sezon ortasında Çaykur Rizespor'un teknik direktörlüğüne getirilmiştir. 2007-2008 sezonunun bitmesine kısa bir süre kala Çaykur Rizespor'la ayırdıktan sonra 2008-2009 sezonunun 10. haftasında Hacettepe'nin teknik direktörlüğüne getirilmiştir."

Dikkat edilirse wikipedia'ya biografisini yazan arkadaş bile kendisinin 2006-2007 yılından önceki jet teknik direktörlüğüne yetişememiş.. Önceki kariyeri "daha önce de birçok anadolu takımını çalıştırmıştır" denilerek kestirip atılmış.. Şimdi olaya biraz daha derinlemesine bakalım.. Misal kulüp başkanısınız ve kalburüstü takımınızı çalıştırmanız için teknikdirektör seçmeniz gerekiyor.. Bir tarafınızda futbolu bıraktığı 1990 yılından beri( 20 yıl geçmiş sanırım) teknik direktör olarak en iyimser 20'nin üstünde takım çalıştıran, tek meziyeti milli takımımızın şerefli mağlubiyetler aldığı, ingiltere'den 7-8 yediği dönemlerde 30 kez milli takıma faal futbolcuyken seçilmiş olan bir "teknik" adam.. Diğer tarafta türk futbolunun altın çağında futbolu bırakmış, en kaliteli teknik adamlarla çalışmış, bu dinazorlardan sıyrılıp şans bekleyen ve erdoğan arıca'yı zannımca tek kerameti olan "milli olma düzeyinde katlayan" tecrübesiz, başarıya aç bir teknik adam.. Bir nevi şu aralar dünyayı saran, koca milan'a bile ilham veren mini guardiola emsali.. Hangisi sizce ? Denenmiş ve defalarca başarısız olan mı, denenmeyen başarılı olması arıca emsallerinden daha yüksek olan bir hoca mı ? Hani en basitinden teknik direktörlük kriterinde milli olmak baz alınsa diyelim.. Bunlara 20 senede 20'den fazla şans verilip hala da verilmeye devam ediyorsa ve bundan sonra da verilecekse futbol ulemaları "bu ülkede biz futbolcudan öte teknik direktör yetiştiremiyoruz" demesin lütfen.. Turkcell super lig senelerdir ismini duyduğumuz aynı adamlarla dönüyor, dönmeye de devam edecek..

Ha bütün bunları şunun için söylüyoruz.. Az çok galatasaray bloglarını takip edenlerin bildiği üzere jet erdoğan anladığımız dille "rijkaard'ta bir keramet yok bakın rijkaard'tan sonra hiçbir teknik direktörlük tecrübesi olmayan guardiola barça'yı nerelere getirdi" buyurmuş.. Sana lincoln'ün sektirdiği toplar fazla gelmiş be erdoğancığım, hala hazmedememişsin bak kızılay maden suyu ciddi atılım içersinde fazla da pahalı değil git bi ondan iç soğuk soğuk, ferah ferah.. Hani 4-5 kere daha sektirse acaba daha neleri tartışacaktın merak ediyorum.. Ya da biz yanlışız zaten galatasaraylı blog yazarları rijkaard'a dokunulmazlık verdi ya.. Doğru canım, dokunun dokundurun bol bol haklısınız.. Erdoğan görmüş doğruyu işte.. Senin, benim 2 günlük bebe guardiola'nın bile şampiyon yaptığı takım ne de olsa.. Analize ne hacet

http://chaogrey.blogspot.com/2009/10/usta-sen-ne-yaptn-yahu.html

http://objektifanatik.blogspot.com/2009/10/erdogan-arca-frank-rijkaard-napms-ki.html

12 Ağustos 2009 Çarşamba

Profosyonelliğe İnat Amatör Frank Rijkaard !

1 yorum


El Mundo Deportivo, Rijkaard’ın, Milan ve Chelsea’den aldığı 5 milyon euroluk teklifleri geri çevirerek, paraya değil, futbola aşık olduğunu kanıtladığını da ifade etti.

milliyet'in kolpa haberlerine doğal olarak inanmakta güçlük çektiğimiz için bu da elmundodeportivo'nun sitesinde verdiği haber

Chelsea y Milan y que le paga un sueldo anual de unos 5 millones de euros.

bu da haberin tam linki

http://www.elmundodeportivo.es/gen/20090811/53762001235/noticia/rijkaard-resurge-en-turquia.html


Eğer böylesine olağanüstü kariyere sahip bir adam galatasaray'ın çıkması mümkün olmayan ancak avrupa'nın süper takımlarının ve arapların sunacağı 5 milyon euroluk bir rakamı reddedip, hala kesin olmayan ama kulaktan dolma haberlerle bu tutarın 1-1.5 milyon euro eksiğini kabul ediyor, büyük kulüplerin şanını, şöhretini arapların parasını elinin tersiyle itip buralara kadar şampiyonlar ligi şampiyonu heybeti ile geliyorsa o adamın chelsea ve milan'da gerçekleşmesi mümkün olmayan, ancak buralarda gerçekleştireceği bir şey vardır o da günümüzde para ile eşdeğer görünen profosyonelliğe esir olmayıp başarının körüklediği amatör bir ruh ile Tarih Yazmak ! Büyüksün rijkaard.. Şanı, Şöhreti en önemlisi Parayı seçmeyip, bir şeylere inandığın o yolda ilerlediğin için.. profosyonellere inat amatör olduğun için çok daha büyüksün ! Biz değil 1 milyon euro, 200-300 bin euro ile "profosyonellik" diyerek kulüp satanları gördük.

25 Temmuz 2009 Cumartesi

Adam Olabilmek !

2 yorum


Galatasaray’ın Hollandalı çalıştırıcısı, önceki gece saat 02.00’da yanına takım kaptanı Arda’yı da alarak hastaneye kaldırılan Serdar Eylik’i ziyaret etti. Rijkaard oyuncusuna moral verdi, ciddi bir problemin olmamasına sevindiğini söyledi.

Dünyanın en kariyerli teknik direktörü ve adam gibi bir adam.. Serdar Eylik hayatı boyunca bu ziyareti unutamaz, seneler sonra çocuklarına bile anlatır hastane kapısından giren iri fizikli hollandalıyı görünce duyduğu heyecanı..Dün şampiyonlar ligi kupasını messi ile ronaldinho ile kaldıran avrupayı dize getiren adam bu gün gecenin 2 sinde sakatlanan oyuncusunu unutmayıp hastanelere koşuyor.. Adamsın sen !

Related Posts with Thumbnails

Kimsin Sen ?

 
Super Mario Jardel - Template By Blogger Clicks