27 Ağustos 2010 Cuma

Çok Sevmiştik Be Taklacı !

0 yorum


Geliş haberini bir sabah öğrenmiştim. O zamana kadar oynadığın futbola dair en ufak bir bilgim dahi yoktu. galatasaray.org'ta öğrendiğim haberden sonra hemen dailymotion'da senin videolarına baktım. Genelde videoların lyon'dan önceki takımında oynadığın futbola aitti. Daha ilk izlenimimde türk futbolunda eşi benzeri görülmemiş yetenekte bir futbolcu aldığımıza kanaat getirmiştim. O çalımlar, sürat, metrelerce top sürdükten sonra dahi inanılmaz bir denge... Nitekim geldin Türkiye'ye.. Florya'da "selamınaleyküm" diyerek Haldun Üstünel'in yanında çaktın imzanı. Haldun Üstünel o gün bir bomba transferin daha geleceğinin müjdesini vermişti. İnanılmaz bir durumdu bu... Pireslerin, Gallardoların, İnsuaların kapısından dönen takım bu gün büyük futbolcuları kadrosuna katıyordu.. Haldun Üstünel'in ağzından çıkan bu laflardan sonra da herkes avrupa futbolunun çok önemli bir futbolcusunun transfer edileceğini biliyordu.. Bir kaç hafta sonra da Elano'nun haberi geldi.. Rüyada gibiydik.. Başımızda dünyanın en büyük teknik direktörlerinden biri ve türkiye standartlarının çok üstünde bir futbol takımı.. Uyum sürecinden sonra her şey o rüyaya yakışır gibi gitti.. Önce israil takımına karşı attığın muhteşem vole golü, sonrasında letonya takımına attığın ve attırdığın goller.. Çok iyi hatırlıyorum maçı izlediğim kahveyi daha ilk günlerinde "la la la la la abdul kader keita" diye inletmiştin... 7-8 hafta o rüyada kaldık.. Sonra karşı yakanın takımı ile oynanan maçta rüya kabusa döndü.. Sinirlerine hakim olamamış, carlos denen tahrikçinin kurbanı olarak çaktığın yumruk ile oyundan atılmıştın.. Tabi bundan sonra Türk futboluna marka değeri olan kim geldiyse itin bir yerine sokan medya devreye girdi.. Seni numaracılıkla, takım oyuncusu olmamakla suçladı... Bütün bunlara rağmen biz hep seni koruduk; sami yen'i, maçı izlediğimiz kahveyi abdul kader keita diye inlettik. Ama sana bizim gösterdiğimiz sevginin en ufağını bile göstermeyen patronların senin biletini kesmeye başlamışlardı.. Sezon bitti, dünya kupasında hepimiz senin için fildişili olduk; maçlarını izleyebilmek için mesaimizi erken bitirdik. Yeter ki bu akılalmaz adamı yedekte kalsa oyuna girdiğinde on beş dakika izleyelim diye.. Ancak biletin kesilmişti kara şimşeğim.. Medyada ilk olarak adnan polat'ın brezilya maçında kaka ile yaşadıkların için " bunu galatasaraylı bir oyuncunun yapması utanç verici" minvali açıklamalar duyulmaya başlamıştı.. Biz hiç ihtimal vermiyorduk ama meğerse o maç yapılan cerrahi operasyonun istem dışı son halkasını oluşturmuş..

Sabah uykumun arasında telefonuma gelen bir mesaj ile irkilmiştim.. İlk olarak sabah gelen bu mesajın arkadaşlardan gelen bir mesaj olmadığını, muhakkak bir transfer haberi olduğu fikri uyandı uyku sersemiyken.. Yarı uykulu yarı uyanık vaziyette telefonuma baktım.. Ancak o mesajı görür görmez uyku namına hiçbir şey kalmamıştı.. Mesajda o adamın bir senede kendini bu kadar sevdiren futbolcudan çok öte imkansız maçlarda umudu sembolize eden keita'nın 8 milyon euro karşılığında satıldığı söyleniyordu.. Kalktım, dişlerimi fırçaladım, yüzümü falan yıkadım.. İşe gidene kadar defalarca telefona baktım acaba mesajı yanlış mı okudum diye ama doğru olduğunu galatasaray'ın web sitesine girer girmez anladım.. İnanılır gibi değildi. Galatasaray kulübü para uğruna şu takıma on senede bir gelecek bir adamı satmıştı.. Sonrasında bazı "elit blogçular, yazarlar, sözlükçüler" senin satılma kararının doğru olduğunu yazdılar.. Bir sene sonra 2-3 milyon euroya satmak yerine bu sene 8 milyon euroya satmanın büyük bir iş olduğunu söylediler.. Paragraflarca yorum yazmak istedim ama sustum, en büyük cevabın sezon başladığında verileceğini biliyordum bu yönetimin her hamlesini alkışlayanların...

Bu günlere geldik nihayetinde.. Dün keita'nın satılması büyük bir başarıdır diyen sözümona mantıkçı yönetim şakşakçılarının tribünlerin her defasında "la la la la la abdül kader keita" diye bağırdıklarında neler hissettiklerini çok merak ediyorum... Bu isyan keita sevgisi ile beraber yönetime karşı oluşan nefrettir, bir feverandır.. Nitekim yönetim bizim taklacımızı, şu takımın en iyi oynayan adamını para uğruna elimizden aldı.. Çok sevmiştik be taklacı ! Şu takımda olsan iddia ediyorum dün elenmediğimiz adı sanı duyulmamış takımı elediğimiz gibi sivas'ı da yenmiş olacaktık.. Ama sportif başarıyı dolarların önünde tutanlar seni bizden kopardı, tıpkı dün Elano'yu sakat bahanesi ile ukrayna'ya göndermeyip takımın göz göre göre elenmesine çanak tuttukları gibi.. Seni hiç unutmayacağız kara şimşek.. Emin ol haksız yere seni bizden alanlar seni gözümüzde daha da efsaneleştirdi..Doyamadık sana..

Son olarak ağır konuşacağım ama Keita para uğruna kendi gitmek istedi, bizi sattı diyen bir insanın kafasında taşıdığı şeyin beyin olduğu konusunda şüphe duymaya başlayacağım. Buyrun lütfen bir zahmet başkanımız ne demiş okuyun:

bu sene transferde acele etmiyoruz, geç kaldığımız yönündeki eleştiriler yanlış. futbolcuyu transfer etmeden önce ciddi bir araştırma yapıyoruz. gerekli oyuncuları kadromuza katacağız. hatta bir iki oyuncu bitmiş bile olabilir. keita'nın satılmasına yeni karar vermedik. sezon sonu toplantılarında kararlaştırıldı

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Rijkaard'ı Kovdurma Planı

1 yorum


25 Ağustos 2010 tarihinde alınan kararlar ile bu durum alenen belli olmuştur. Elano'nun belindeki sakatlık sebebi ile Ukrayna'da oynanacak Karpat Livy maçının kadrosuna alınmaması kelimenin tam anlamıyla bir skandaldır. Bu karar içersinde çok basit bir şeyi barındırıyor. O da yönetimin transferin son günü olan 31 ağustos'a kadar gelecek parayı önemseyip elde edilecek sportif başarıyı hiçe saymasıdır. Hiçbir şekilde iyi niyet barındırmayan, skandal bir karar bu ! Elano'nun Brezilya gazetelerine "oynamak istiyorum ama yönetim beni satmak istiyor" minvali açıklamalarını, rijkaard'ın "ona ihtiyacım var" sözlerini iyi biliyoruz. Ancak yönetim ısrar ile Rijkaard'ı dinlemiyor, istediği oyuncuyu almıyor ve resmen "bizi tazminat ile uğraştırmadan git artık" diyor. Koca galatasaray takımı sportif başarıları unutmuş böyle hinlik peşinde koşar olmuş, inanılacak şey değil. Bir kulüp bu kadar kötü niyetle yönetilemez. Bir sene öncesine kadar Rijkaard'ın tazminatını, transfer edilen pahalı futbolcuların maaşını düşünmediniz de şimdi mi kafanız dank etti ? Benim karpat livy maçında hiç ama hiç ümidim yok. Güç dengeleri sivas-galatasaray ya da galatasaray-bursaspor maçlarındaki dengelerden dahi çok uzaklaştı. Karpat livy karşısında sanki bir ikinci lig takımı gibi çıkacağız. Kaleci yok, defans kötü, bekler rezalet, orta saha barışlara emanet... Bu rezalette galatasaray'ın elenmemesini düşünmek çok büyük bir beklenti olarak kalıyor. Birkaç hafta öncesine kadar takımın eksikliklerinin transferler ile giderileceğini düşünüyordum ama o buzdağının arkasında neler neler varmış yeni yeni görüyoruz.. Malesef şu yapı içersinde değil 3, 13 futbolcu gelsin hatta jose mourinho gelsin hiçbir şey olmaz...

22 Ağustos 2010 Pazar

Paramparça !

1 yorum


Taktik, teknik varyasyonlara; oyun içi dizilişin takıma olan etkisine hiç girmek istemiyorum. Zira her teknik adamın takımını başarıya götürecek bir oyun varyasyonu, bir stratejisi vardır. Teknik adamların bu stratejisi de değerli oyuncular ile, taktiksel olarak takımın işlerliğini en iyi düzeye getirecek oyuncular ile gerçekleşir. Bir nevi kafasındaki oyun şablonuna uygun oyuncular ile. Yılmaz Vural'ın küçük takımları başarıya götürecek stratejileri olabilir. Bunu da kafasındaki taktiğe uygun bir oyuncuyu sıradan bir anadolu takımından transfer ederek gerçekleştirebilir. Ya da Mesut Bakkal, Ziya Doğan'da bunu yapabilir. Bu gün Rijkaard hiçbir teknik direktörün istemeyeceği durumdadır. Onun da kafasında büyük bir takımı başarıya götürecek formüller vardır ama yönetim o anadolu takımlarındaki çalışma şevkininin 1/10'unu bile gösterememektedir. Futbolu bırakalım.. Bir insan olarak düşünün. Çalışıyorsunuz ve patronunuz çok iyi bir eleman olduğunuz halde, çalışma arkadaşlarınızla şirketi başarılara götürdüğünüz halde çalışma arkadaşlarınızı işten çıkartıp anlaşamayacağınız, iş hakkında bilgisiz adamları alıyor, çalışma koşullarınızı değiştiriyor ve sizin başarılı olmanız için gerekli olan o ortamınızı elinizden alıyorsa ne kadar mutlu olursunuz ? Tekrar başarılı olmak için size hiçbir şekilde uymayan çalışma arkadaşlarınızla birlikte daha ne kadar çalışırsınız ? En önemlisi sizi attan inip eşeğe bindiren patron veya patronlarınıza ne kadar tahamül edersiniz ? Bu gün Frank Rijkaard'ın da durumu budur. Takımını başarıya götürecek teknik zekasının varlığından hala ve hala en ufak bir kuşkum dahi yok. Geçen aylarda bir yazı yazmıştım, Rijkaard'tan Lucescu yaratmak diye. Bütün fikirlerim malesef acı da olsa bir bir gerçekleşiyor. Hepimiz biliyoruz Rijkaard bir Eric Gerets, Mircea Lucescu ya da parıltısız kadrolar ile olağanüstü futbol oynatacak bir futbol adamı değildir. Futbol uleması kesilmek istemiyorum ama adamın elinde "güzel futbol" ekolüne ilişkin etiketleri Hollanda milli takımında ve Barcelona da olunca bunu net bir şekilde görüyoruz. Burdan çıkartacağımız sonuç: Rijkaard'ın kaliteli oyuncular ile göze hoş gelen futbolu oynatacağı yönündedir. Nitekim bunu geçen senenin ilk 9-10 haftasında çok net gördük. Ortalamanın üstünde, kumaşında kalite kokan Keita ile, Baros ile, Elano ile, Kewell ile bu takım fener maçına kadar super ligin %80 şampiyon adayıydı. Ancak ortaya çıkan sakatlıklar, fener maçının olumsuz havasının camiadan bir türlü silinememesi ve en önemlisi Baros ve Kewell'ın sakatlıkları takımın üzerine çöktü. O günden sonra Rijkaard sezon başındaki kadro kalitesine asla ulaşamadı.. Baros ve Kewell'ın sezonu kapatması, Keita'nın afrika uluslar kupasından dolayı eksikliği sezon başındaki o zenginliği bir türlü yakalatamadı teknik ekibe. Ama üzerinde durulması gereken bir husus ve çıkarım var. O da hülasa Rijkaard'ın kaliteli bir kadro ile şu takıma göze hoş gelen futbolu oynatabileceği gerçeğidir.

Peki 2010-2011 sezonunda neler oldu ? Adnan Polat'ın 2009-2010 sezonu sonunda aldığı kararları harfiyen uygulandı. Neydi bunlar:

1- Keita dünya kupası etiketi kullanılarak bir şekilde satılacaktı. Bunu ben demiyorum, Galatasaray Spor Kulübü başkanı Adnan Polat diyor. "Keita kendi gitti be kardeşim" diyenlere google'da Adnan Polat'ın demeçlerine dair ufak çaplı bir araştırma yapmalarını öneririm. Şu an maç stresi ile buna mecalim yok. Ancak okuduklarımı özetlersem yönetim Keita'nın satılması kararını sezon bitiminde aldığı bir toplantıda vermişti. Düşünün bu Keita 2009-2010 sezonunda kaç tane kilit maçı açmış bir adamdı.

2- Elano kulüp için 2009-2010 sezonundaki başarısızlık göz önünde bulundurulunca dünya kupası ile birlikte gelecek paralar açısından bulunmaz bir nimetti. Zira kulübe hiçbir katkısı olmayan Elano'da Brezilya milli takımının orta sahası etiketi ile satılacak. Yönetimin 2012 kriterleri görünümlü mali olarak kendini aklama politikasının kurbanı olacaktı. Ama beklenmeyen bir şey oldu ve Elano'nun sakatlığı planları alt üst etti.

3- Kewell taraftar için çok şey ifade etmesine karşın yönetim için ifade ettiği şey sadece paraydı. Tıpkı ticari bir meta gibi, sadece para ! Nitekim 2.5 milyon euroluk maaş çok görüldü ve "yaşlı sakat" gibi komik bahaneler ile serbest bırakıldı. Taraftarın tepkisi olmasa sözleşme yenilenmeyecekti bile. Ancak o adam formasının verilmesine, neredeyse Serdar Özkan ile aynı maaşı almasına aldırış etmeden gözü kapalı sözleşmeyi imzaladı. Bir düşünün 2010-2011 sezonunda yönetimin sezon sonunda öngördüğü gibi Kewell olmasaydı nasıl bir Galatasaray izlerdik ?

4- Kapalı kapılar arkasında neler konuşulduğunu bilmiyoruz ama Galatasaray'a hizmet aşkı için işini gücünü bırakıp Brezilyalara, İspanyalara, İtalyalara koşturan ve gerek vizyonu gerekse de futbolcu transferinde gösterdiği üstün başarı ile taraftarın gönlüne taht kuran Haldun Üstünel sindirildi. Elbette Galatasaray'a olan saygısından hiçbir zaman için konuşmayacağını bildiğimiz haldun üstünel bir açıklama yapmadan bunu bilemeyeceğiz ama böyle bir insan sindirildiğine, kulübe olan hizmet arzusu baltalandığına göre kapalı kapılar arkasında olağanüstü şeyler olmalı. Tahminim Haldun Üstünel'in aldığı oyuncuların yönetimin başarı anlayışına uymaması sebebi ile kulüp içersinde yalnız bırakılması ve sindirilmesidir. Onlarca akbabanın içinde yalnız kalmıştır Haldun Üstünel. Bir nevi "geçen seneki transferleri sen yaptın, kulübü onca borca soktun ve ne kadar başarılı olduğumuz ortada minvalindeki" suçlamalar ile karşı karşıya kalmıştır. Çünkü bunun dışındaki ufak tefek kırgınlıkların bu adamın hizmet aşkını yok edeceğine inanmıyorum. Ayrıca Kewell dahil getirdiği oyuncuların büyük çoğunluğunun satılması ya da satılmak istenmesi bir şey ifade etmiyor mu ?

5- Giovanni Dos Santos'un şu an Totthenam'da banko oynamasının, öncesinde dünya kupasında yer almasının sebebi Frank Rijkaard'tır. Şu da bir gerçek ki bu adam şu an galatasaray'da olsa 7 milyon euroluk opsiyon bedelinin karşılığını fazlasıyla verebileceği gibi iyi bir miktara da kulüp şampiyonlar ligine kalsa o vitrin ile satılabilirdi. Ancak Santos'un Rijkaard'ı, rijkaard'ın santosu istemesi yeterli olmadı. Nitekim yönetimin yeni dönemdeki transfer politikası "Eğer pahalı oyuncular ile dahi başarılı olunamıyorsa neden şansımızı daha cüzii oyuncular ile denemiyoruz yönündeydi" alınmadı santos. Hemde Ribery örneğini bu camia yaşamışken.

Ve 22 Ağustos 2010 tarihi itibari ile takımın geldiği nokta. Kolu bacağı kırılmış, virane, derbeder inancını yitirmiş bir Galatasaray. Takım oyunu unutulmuş herkes Kewell ve Baros'un bireysel yeteneği ile maçı çevirebilme yeteneğine sarılıyor. Takımın en aşağa üç tane transfere ihtiyacı var ama galatasaray yönetimi tarihler ne zamanı gösterirse " bakın transfer sezonu daha bitmedi x güne kadar oyuncu alacağız " tarzı komik açıklamalarda bulunuyor. Peki aldığınız oyuncuyu transfern son günü o mali kriterlerinize uygun olarak getirebileceğinize ne kadar inanıyorsunuz ? Alacağınız oyuncu ne zaman hazır olacak ? Ne zaman kadroya girmeye başlayacak ? Bunların cevabını elbette yönetimde biliyor ama şu an inanılmaz bir kaos var. Yönetim hangi oyuncu ile ilgilense tokadı ordan yiyor, hatta o kadar komik ki satılması dış kapının dış mandalı diego'nun gelişine bağlı olan Misimovic'e bel bağlanıyor. Peki Diego gelmezse o meşhur b planı ne olacak ? Yeni Bratuları, Petreleri mi bekleyelim ?

Saha içersindeki hiçbir oyuncuya kızmıyorum. Çünkü herkes kimin ne yapacağını biliyor. Taraftar televizyondan gördüğüne göre hergün bu adamların yüzünü gören Rijkaard'ın da durumun farkında olmaması mümkün değil. Onunda beklediği bir mucize, onun da bel bağladığı bireysel yetenekler. O da barış'ın burnunun ucundaki adama top atamayacağını, Mustafa sarp'ın savrukluğunu ya da Servet'in sakarlıklarını biliyordur. Kızıyoruz ama allah için kimi oynatsın ? Ya da Barış'a bağırıyoruz ama bu adamdan Elanoluk bekleyip 35-40 metrelik düzgün pas atmasını ummak ne kadar doğru ? Şu an bu kaos ortamında, şu sıkıntılarda mucizelerden başka bir şey bekleyemeyiz, takım oyunu oynamak kesinlikle imkansız dediğim gibi ne Frank Rijkaard Lucescu ne de Barış Özbek, Mustafa Sarp; elano ya da Keita.

Geleceğe bakacak olursak malesef çok karanlık. Dilim varmak istemiyor ama şahsen ben bir yönetici olsam ve Rijkaard'ın aldığı maaşı 2012 kriterleri isimli kriterler bahanesi ile fazla bulsaydım yapacağım şeyler: İstikrarı yıkmak için takımın en iyi oyuncularını göndermek, teknik adamın anlaşabileceği bir yöneticiyi küstürmek, istediği transferleri yapmamak ve aba altından sopa göstermek adına sözümona teknik ekibe gözdağı verici açıklamalar olurdu. Bunu Mehmet Helvacı'nın karpat livy maçından sonraki "Şu an Rijkaard ile konuşacağımız kötü bir durum söz konusu değil" açıklamalarından gayet iyi anlıyoruz. Biri teknik ekibi göndermek için "Yanılıyorsun arkadaş şunlar yapılmalı" diyorsa önerisine açığım, görünen köy kılavuz istemiyor. İşte bu gelecekte olacak aforizmalı felaket senaryosu bu. İyi niyetli bir senaryo ise olası bir Rijkaard istifasıdır. Eğer mucize gerçekleşmez ve şu takım en az üç tane transfer yapmaz ise Rijkaard'ın sezon sonunu tamamlaması olası değildir. Yönetim anormal, son derece düşündürücü gafletleree düşüp 2010-2011 sezonunda aciz bir tutum sergilemiştir. Bu yüzden bundan sonrası Rijkaard'ın istifasından ya da gönderilmesinden başlayacak bir çok sonuca gebedir. Son olarak şu camiada hala "Fatih Terimciler" olduğunu görmek beni derin hezeyanlara sevk ediyor. Allah için biz ikici gelişindeki o nahoş anıları sildik daha ne istiyorsunuz Fatih Terim'den, daha ne kadar yıpratacaksınız Terim'i ? Hala şu yönetim anlayışı ile başarının mümkün olmadığını sorunun teknik yetersizlikten öte sezon sonunda alınan inanılmaz hatalı kararlar olduğunu göremediniz mi ?

29 Temmuz 2010 Perşembe

Perşembenin Gelişi

1 yorum


Galatasaraysozlukte olsun, ekşide olsun çeşitli oluşumlarda olsun bakıyorumda kimi Barış'a, Sarp'a, Ayhan'a kızmış; kimi Rijkaard'a ateş püskürüyor Emre çolak, Musa, Cana dururken bu arkadaşlar niye oynatıldı diye. Herkesin kendince haklı bir gerekçesi vardır ama teknik ekibe bu kadroyu sunup eksikliklere adam gibi bir tane dahi transfer yapmayan "mali denge" ile kafayı bozmuş yönetimin basiretsizliğini yadsımayalım. Yönetim bu gün nasıl bir ateş ile oynadığını biraz olsun kestirmiş olsa gerek. oynadıkları ateş bu gün tur atlanması halinde basitçe eli yakmış olabilir ama uzun vadede ortaya çıkan başarısızlıklarda kimlerin neresi yanar kestirilemeyen budur.
Galatasaray Spor Kulübünü'nün futbol şubesi özellikle bu sezon rezalet şekilde yönetiliyor. gerek izlenen transfer politikası, gerek teknik ekibe "başarılı olmak zorunda" gibi sözlerle verilen buram buram baskı kokan destek, gerekse yönetimdeki en başarılı adamın sindirilmesi ile noktalanan büyük anlaşmazlıkların ufak bir sonucu dün alınan başarısız sonuçla dışa vurmuş oldu. Keita satıldığı gün bazı arkadaşlar "işte canım seneye 2'ye 3'e satmaktansa şimdi 8'e satarız parayı kurtarırız" demişlerdi. Lütfen bırakalım şu işleri futbolda para önemli ama bu kervan başarı ile yürüyor kulübü tamamen paraya odaklarsan taraftarı hiçe sayarsın. Tıpkı 15-20 gün öncesine kadar Kewell'ın durumunun netlik kazanmaması gibi.. Eğer politikan günü gelince her oyuncunun satılmasından ibaret ise o politka ile ağızınıza sakız ettiğiniz o istikrarı nasıl yakalayacaksınız acaba ? Bu gün rijkaard'ın elinde geçen seneki takım olsa ve hazırlık kampı o futbolculardan oluşsaydı kendisinden 4-5 gömlek aşağada olan bu takım karşısında turu sıkıntıya sokan bu sonuç kesinlikle alınmazdı. Şu soruların cevabı o kadar zor olmasa gerek:

1- Keita'yı "Aman kardeşim bir kaç sene sonra piyasası olmaz hazır sıcak parayı bulmuşken satalım" deyip gönderen, Elano'yu "Seneye Dunga da yok Brezilya milli takımında da olmaz elden çıkarmak gerek" düşüncesi ile kendince şark kurnazlığı yaparak göndertmek isteyen Rijkaard mıdır ? Şu takımda hala Florya'da idmana çıkarılan barış özbek'e, ayhan akman'a, mustafa sarp'a alternatif oluşturulamamasının sorumlusu teknik ekip midir ? yönetim özellikle 2010-2011 sezonu itibari ile rijkaard'ın isteklerini ne ölçüde yerine getirmiştir ? Dünyaca ünlü bir teknik direktörü türkiye'ye getirirken bulundukları vaatlerin kaçını şu an gerçekleştirmişlerdir ?

2- Herkes kaleciden dem vuruyor ama kapalı kapılar arkasında neler konuşulduğu belli değil. acaba rijkaard yönetimden bir kaleci istedi mi ? yönetim malum gerekçesi "mali kriterler" i öne sürerek bu isteğe olumlu ya da olumsuz bir cevap verdi mi ?

3- Adnan Sezgin ve Polat, takımda sayısı hiçte az olmayan yeteneksiz, basiretsiz, bu formayı kaldıramayacak oyuncular yerine Polak ve Grella isimli iki oyuncunun peşinden ne gibi vasıfları olduğu için koşmaktadır ? Teknik ekibin önüne çıkıp "mali kriterlerimiz buna el veriyor" diyebilmek, dünyaca ünlü bir teknik adama verilen sözleri yerine getirmeyip geçen seneki süper kadroyu bozmak, her sene istikrar istikrar diyip takımın içine dinamit yerleştirmek ancak inanılmaz bir tezatla her sene neşteri yanlış yere vurup takımın dengelerini alt üst etmek nasıl bir anlayışının ürünüdür ?

4- Adnan Polat geçen sezonun sonunda "Takımda köklü değişiklikler yapacağız" derken bu değişikliği ilk olarak neden Keita ile yaptı ? Bahsi geçen yeteneksiz oyuncular yerine hangi yerli oyuncular alınabildi ? Yeteneksiz oyuncular hala bu takımda kalırken takımın en yetenekli oyuncuları neden para uğruna gözden çıkarıldı ? Bu nasıl bir "mali denge" anlayışıdır ki şu takım orta sahadaki bu vasıfsız elemanların yerine koca transfer döneminde eli yüzü düzgün tek bir yerli oyuncu alamamıştır ? Adnan Polat'ın dediği kadrodaki köklü değişiklik neden lafta kaldı ?

5-Bu seneki transfer politikasının geçen sene ile mukayese edilirse 180 derece değişiklik gösterip rahmetli özhan canaydın dönemine geri dönüş yapmasının arkasındaki sebep nedir ? son birkaç sene itibari ile "marka değeri" oluşturan futbolcular transfer ederek büyüyen galatasaray'ı küçültmek nasıl bir akıl ürünüdür ? Yönetim neden açıkça paranın bittiğini söylemiyor ? Söyleyemiyor ? Acaba mali genel kurulda aklanabilmek için mi maaşı yüksek oyuncular elden çıkartılıyor ?
....
Sorular böyle uzar gider. ama şunu söyleyebilirim ki şu şartlar altında hömkürecek en son isim varsa o da Rijkaard'tır. Elindeki malzeme bellidir. Verilmek istenen malzemelerde bellidir. Şu an ki futbolcu yapısı ile "güzel futbol" sevdalısı Rijkaard'tan total futbol fantezisi beklemek imkansızdır. Bunu daha önce de söyledim, yönetim bu transfer politikası ve yapmak istediği icraatleri ile Rijkaard'ın da kimyası ile oynuyor.Hani adamı yıpratmanın bundan daha iyi bir yöntemi de olamaz. Kalburüstü, ihtiyaçları üstünkörü karşılayacak bir futbolcu olarak Grella'yı alırsınız, Polak'ı alırsınız 2-3 vasat futbolcu daha getirisiniz sonrasında futbol adına işler yolunda gitmez, kötü sonuçlar gelir, sağda solda "teknik ekibin istediği futbolcuları aldık ama olmadı" dersiniz sezon arasında da hollandalıyı postalarsınız iş biter ! Hem böylece Rijkaard'ın da yıllık 3 milyon euro civarındaki maaşından da kurtulmuş olursunuz, ne güzel geğil mi ? Yönetim olarak siz zaten üzerinize düşen görevi yaptınız, teknik ekibin isteklerini harfiyen yerine getirdiniz. Tebrikler galatasraay yönetimi !

26 Temmuz 2010 Pazartesi

Rijkaard'tan Lucescu Yaratmak İsteyen Yönetim

0 yorum


Lincoln ile Leverkusen maçında soyunma odasında yaşanan, ancak Fenerbahçe başkanından beklenebilecek bir hareket ile yaptığı ve o zaman zorbalık olarak nitelendirdiği davranıştan sonra Haldun Üstünel kendisi hakkındaki fikirlerimi bir anda alaşağa etmişti ;ama bu gün bir kez daha anlıyoruz ki Fenerbahçe'ye Ortegaları, Anelkaları getiren Hakan Bilal Kutlualp neyse galatasaray'a Elanoları, Kewelları, Keitaları, Dos Santosları getiren Haldun Üstünel'de bizim için oymuş meğerse. Keşke şimdi de birilerine kafa göz dalsaydı da şu yönetimde kalsaydı diyorsam, o gün yaptığını zorbalık bu gün ise "yeterki kalsaydı" kılıfına sokuyorsam durumun vahameti ve Galatasaray için ifade ettiği değeri varın hesap edin.
Dos santos'un transferini çok iyi hatırlıyorum. Santos'a düzenlenen, kendisinin bile hayalet görmüşçesine nereye indiğini şaşırdığı, şahşahalı karşılamadan sonra Ntv hava alanında o şahşalı karşılamadan kurtulmayı başaran Haldun Üstünel ile ufak bir röportaj yapmıştı. Üstünel'de her zamanki mütevaziliği ile "transfer bir ekip işidir, lütfen bu transferleri bir tek bana mal etmeyin." gibi laflar etmişti. bundan önceki transferlerde de basına yaptığı açıklamalarda hep bu sözlerini tekrarlar dururdu üstünel. Peki, filmi ileri saralım. Onun mantığı ile gidelim, transferleri haldun üstünel'e mal etmeyelim ve bu çerçevede transferlere haldun üstünel'in gidişinden sonra gelenlere ve bu gelenlerin galatasaray'ın marka değerine olan katkılarına bir kere daha bakalım:

2010-2011 sezonu itibari ile Adnan Sezgin'in Haldun Üstünel'in deyimi ile ekip işi olan transferlerde etkin rol üstlendiği dönemde gündeme gelen ve alınan oyuncular: lorik cana, vince grella, juan pablo pino, çağlar birinci, serdar özkan, mehmet batdal, kim kallström vs..

Haldun Üstünel'in transferde aktif rol üstlenirken gündeme gelen ve takıma kazandırılan oyuncular, yani 2009-2010 sezonu: keita, elano, milan baros, leo franco, jo alves, giovanni dos santos, ( bu dönemde yurt içindeki transferler ile adnan sezgin'in ilgilendiği biliniyordu)

Daha önceki sezonlarda transfer edilen carruscaları, inamotoları; lincolnleri, kewelları bu listeye dahil bile etmiyorum. Eğer elinizde vasat futbolculardan bir şeyler oluşturacak bir teknik kadro varsa değil inamotoları, isterseniz San Marinolu bir futbolcu alın o takımda sırıtmaz. bu mesele değil.Burada söz konusu olan elindeki teknik direktörünü dahi doğru düzgün tanımadan onun oyun sistemine randıman sağlaması şüpheli olan futbolcuları almaktır. Rijkaard geçen sene başarısız olmuş olabilir bunun çeşitli sebepleri de olabilir. Sakatlıklar, rijkaard'ın ilk sezonu olması, yabancı futbolcuların ilk sezonda uyum sıkıntısı çekmesi bunda bir etkendir. Ama o kaliteli kadroyu bozup " o kadar para veriyoruz olmadı madem öyle biz de değişiriz rijkaard'ta bize uyar" diyip kalburüstü futbolcular ile ilgilenmek ne kadar mantıklıdır ? Rijkaard'ın elinde mevkiisinde tam olarak istediklerini gerçekleştiremeyen oyuncular ile neler yapabileceği tam bir soru işaretidir. Ama elinde kaliteli futbolcular varken yapabildikleri Barcelona örenğinde ortadayken geçen seneki kadro ne akla hizmet bozulur ? Barcelona'yı uç bir örnek olarak söylemiyorum zira Galatasaray'ın geçen seneki oyuncu kadrosu öyle ya da böyle iyi bir teknik direktör ile bu ligte birkaç takviye yapılarak "güzel futbol" anlayışına uygun futbol oynayan bir takım olabilirdi. Ama bir seneyi, istikrar adına kasadan çıkacak paraları hesap edip onu bunu satmak ve küçülmek rijkaard'ın oluşturmak istediği güzel futbol anlayışına uygun mudur ? Küçük futbolcular ile büyük başarılar elde etme stratejisi kulüp tarihi boyunca sadece 30-40 yılda bir bu takımın başına gelebilecek lucescu gibi mucizevi bir adamın hünerinde başarıya ulaşmıştır. Nitekim bunu gerek beşiktaş'ta, gerekse galatasaray'da gerçekleştirmiş, istediği transferler limitsizce yapılınca ise shaktarı uefa şampiyonu yapmıştır. Şimdi ise biz "total futbol, göze hoş gelen oyun felsefesi" ekolünden gelen Rijkaard ile lucescuculuk oynuyoruz. yönetim rijkaard'tan kendi felsefesinden vazgeçip, kalbur üstü futbolcular ile bir şeyler yapmasını istiyor. bir nevi "değişim" açılmı gibi komedi açılımlar yaparak olayı şirin göstermeye çalışıyor. Rijkaard'tan değişimi beklemek ve kendisinin bile sonunu tam olarak kestiremeyeceği yeni bir oyun felsefesi oluşturmasını istemek kumar değil de nedir ? Güzel futbol isteyen taraftarı nasıl tatmin edebilir bu sene Rijkaard'tan isteneler? teknik direktörü yıllarca başarıya ulaşacağı felsefesinden vazgeçirip mecburiyetler neticesinde kumara yöneltmek takıma ne kazandırır ? Rijkaard bu sene galatasaray'da oynatmak isteyeceği futbol felsefesini daha önce çalıştırdığı takımlarda uygulama imkanı bulup başarıya ulaşabilmiş midir ? Herkes biliyor ki bu teknik ekip bu topraklara herkesin hayalini kurduğu, Barcelona modeli göze hoş gelen futbolu Galatasaray'a uygulatması için getirildi. Peki onun elinden bu felsefeye uygun olan Elano'yu, Kewell'ı, Santos'u alıp 2-3 milyon dolara alınan futbolcular ile bu boşlukları doldurmaya çalışmak Rijkaard'tan mucizeyi istemek değildir de nedir ? Şunu diyorum ben güzel futbol hepimiz biliyoruz ki kaliteli futbolcular ile oynanır. Kaliteli futbolcular takımdan bu sene itibari ile bir bir koparılırken yerine rahmetli Özhan Canaydın döneminde gündeme gelen futbolculara benzer isimlerin getirileceği gündemi meşgul ediyor. Grella, Polak vs..Madem böyle bir küçülme hamlesi söz konusuysa güzel futbol için getirdiğiniz sonra da bir bir aslarını aldığınız Rijkaard macerasına gireceğinize yollasaydınız Rijkaard'ı bu sene fas'a giden Gerets'i getirseydiniz. Hem bu hayalperestlikte olmazdı ama Rijkaard'tan Lucescu olmasını beklemek kesinlikle çok büyük bir hayalperestlik ve yönetim aciziyeti. Nitekim bu sene gündeme gelen oyuncular net bir şekilde bunu işaret ediyor.
Kısaca bu sezon yönetim ateş ile oynuyor. Zarın nasıl geleceği belli değil. Keita ile yapılamayanın Serdar Özkan ile yapılacağını beklemek, Pino'nun sıçrama yapacağını ummak malesef büyük beklentiler. evet gerçekleşme ihtimali elbette var ama geçen seneki formlardan bir yorum yaparsak yapacağımız tek değerlendirme beklenti oluyor Güzel futbol ekolünden gelen bu adama listesinde olmayan, kalbur üstü oyuncuları sunarak başarıya ulaştırmaya çalışmak, bildiği oyun felsefesinden vazgeçirmek çok büyük bir macera. Rijkaard'a geçen seneki kadro bozulmadan bir sene daha verilemli, en azından anlayışına daha uygun olan o kadro mutlaka korunmalıydı. Tarumar edilecekse de o teknik kadro en azından bundan sonraki sezon dağıtılmalı ve küçülme stratejisi madem öyle o zaman teknik ekiple beraber uygulanmalıydı. Şimdi ise yepyeni bir macera bekliyor hollandalıları. Ucuz etin yahnisinden krallara layık bir sofra oluşturmak. Sözü tekrar haldun üstünel'e getirirsek kendisi bir teknik direktörün orta bütçeli bir takımda çalışmak isteyeceği transfer becerisine sahip yegane yöneticilerden biriydi. nitekim o gittikten sonra gündeme gelen oyuncular ve oluşan transfer stratejiisi gözler önünde. Rijkaard'ı çok taraftar olarak çok seviyorum. Ama yönetimin bu saçma sapan transfer politikasının gerek Galatasaray'a, gerekse teknik ekibe zarar vermesinden imtina ediyorum.

20 Temmuz 2010 Salı

Galatasaray Bizim İçin Sıradan Rakip

0 yorum


Ben de özel bir rakip diyeceğini umut etmiyordum zaten. Yine taraftarına şirin görünmek, için yapılan bilinçsizce saçma sapan bir açıklama. Daha önce ki versiyonlarıda 4-5 senelik kaptanına dayılanmış, tribünlere 6 işareti falan yapmıştı. Türk futbol tarihine Emre Belözoğlu kadar antipatik bir futbolcu daha gelmeyecektir. O derece ki artık insanlar bu adam milli takımda gol attığında dahi sevinemeyecek duruma geliyorsa burda hiç kimse sevinmeyen, sevinemeyen taraftara kızmasın. Rakibine saygı duymayan bir insanın rakipleri tarafından da saygı görmesini bekleyemezsiniz.

14 Temmuz 2010 Çarşamba

Rijkaard'ın Son Sezonu Mu ?

0 yorum

Rijkaard'ın kontratı bu sezonun sonunda bitiyor. Ben seneye değil de ondan sonraki seneye bakıyorum, başımızda böyle bir teknik direktör varken bir gün gitmesi beni çok korkutuyor. Hele hele Fatih Terim'in hala bir takım ile anlaşamaması o korkularımı daha da perçinliyor. Yönetimin önünde ciddi bir yol ayrımı var iki sene sonra. Ya Rijkaard'ı ikna edecekler ya da Rijkaard ile sözleşme yenilenmiyecek(yenilenemiyecek). Açıkçası ben gelecek sezon Rijkaard'ın çok istememe rağmen Türkiye'de kalacağını sanmıyorum. Özellikle 2010-2011 sezonunun kamp aşamasında yönetim hiçte olumlu referanslar vermiyor. Kamp çalışmaları başladı ama rapor edilen aksaklıklara dair istenen oyunculardan nokta atışı transfer babında "Lorik Cana" hariç hiçbiri oyuncu henüz alınmadı. Alınsa bile kamp çalışmalarına, oyuncunun mental hazırlığına Rijkaard'ın büyük önem verdiğini biliyoruz. Geçen sene gerek Elano'nun, gerekse Keita'nın haftalar sonra doğru düzgün forma şansı bulduklarını bizzat gördük. Bu bağlamda yönetim hocanın kafa yapısı ile hiçte uyuşmuyor. Rijkaard oyuncuların bir an önce alınıp takıma adapte olmasını en iyi şekilde lige hazırlanmasını isterken yönetim hala çingene pazarlığı peşinde. Bunun dışında Kewell: "Rijkaard beni istiyor." demesine karşın yönetim sakatlığı bahane ederek bu gün belki de Çağlar Birinci'ye sunulan bir teklif ile Kewell'ın kapısını çalıyor ve transfer hususunda ısrar etmiyor. Dos Santos'un da teknik ekip tarafından istendiğini biliyoruz ama yönetim değil opsiyon kullanmak, pazarlığa bile girişmedi. Bunların Rijkaard'ı memnun etmediği kesin bir şey. Kim olursa olsun istediği yapılmadığı zaman mutsuz olur. Kafasındaki başarı şablonuna uygun sistemin oluşturulması adına bu planlara dair gerekli olan yapı taşları oluşturulmadı mı bir teknik adamın mucize babında gelecek başarı ile avunup kulüpte kalması zor. Malesef ki sadece Türkiye'de değil dünyada başarısızlıkların faturası teknik direktörlere kesilir. Kimse sezon başında Rijkaard onu istedi ama bu alındı diye sorgulamaz, herkes abalıya vurur. Muhtemel bir başarısızlıkta Türkiye'de ki spor ulemalarının neler söyleyebileceğini çok iyi biliyoruz. Yönetimin bu gaza geleceğine de. Tıpkı Skibbe'de olduğu gibi. Zaten Adnan Polat'ın yakın zamanda söylediği " Biz de değişeceğiz, Rijkaard'ta değişecek.. Geçen sezon Rijkaard'ın alışma dönemiydi, böyle büyük hocalara müsamaha göstermek gerek ama bu sezon başarı gelmelidir" sözleri aslında o kadar çok şey içeriyor ki, nereye çekersen çekilir bu laf. Özellikle ben ikinci sözü muhtemel bir başarısızlıkta Rijkaard'ın kesinlikle gönderileceğine yoruyorum. O yüzden Rijkaard'ın sonunda başarı da gelse, başarısızlıkta gelse 2 sene sonra Florya'da olacağını sanmıyorum. Kim bilir belki bu zihniyetler onu göndermek için belki sezon sonunu bile beklemez ? Söz konusu Rijkaard'ın apoletleri arasında güzel futbol ve Şampiyonlar ligi şampiyonluğu varsa, avrupa'nın sayılı kulüpleri tarafından bizim lucescu gibi her teknik direktör değişiminde gündeme geliyorsa kalması çok ama çok zor. Düşünün avrupa basını geçen sene Milan'ın, bu sene de Liverpool'un hollandalıyı istediğini yazdı.

Related Posts with Thumbnails

Kimsin Sen ?

 
Super Mario Jardel - Template By Blogger Clicks