8 Aralık 2009 Salı

Uğur Uçar'ın Dönüşü

0 yorum


Şükürler olsun ki geri döndü belediye maçında oynadığı kusursuz futbol ile.. şu gözler görüyor ki iyi bir uğur uçar her halükarda o mevkiide o formayı sabri sarıoğlu'ndan alır.. Ama bizim kavrayamadığımız birşeyler olsa gerek ki belediye maçında şu an türkiye'nin en iyi sağ beki olarak gösterilen gökhan gönül'den kat ve kat üst performans gösteren uğur sabri'den o formayı alamayacak işte.. Son maçta defans menşeyli bir oyuncu olmasına rağmen gol dışında 2 asist girişimi ve defanstaki kusursuz futbolu dışında oynayabilmesi için acaba daha ne yapmalı ? Hemde çok ciddi bir sakatlık geçirmesine rağmen hala korkusuzca savaşıyor ve gözünü budaktan esirgemiyor.. Ne diyelim bizim futbol bilgimizin kavramaya yetmediği birşeyler olsa gerek..

7 Aralık 2009 Pazartesi

Fenerbahçe Maçından Sonra Neler Değişti ?

0 yorum


Sezon başında tıkır tıkır işleyen sistemin bu maçtan sonra ciddi şekilde sekteye uğradığı alenen şu haftalarda belli olmuş oldu.. 2-3 farklı galibiyetlerden sonra takımın 1-0'lık galibiyetlere razı olur noktaya gelmesi ciddi şekilde irdelenmesi gereken bir durum.. Peki anladığımız, görebildiğimiz kadarıyla neler oldu ? Neler değişti ? Elbette o maçtan önce de başta beşiktaş maçı olmak üzere takım bazı maçlarda tehlike sinyalleri veriyordu ama özellikle kadıköy'de oynanan maçtan sonra 8 maçlık seride gördüğümüz o tek tük maçlar son 3-4 karşılaşmaya yayılır, kabus gibi çöker oldu..


Öncelikle fenerbahçe maçından bu zamana kadar takımda değişenlerin neler olduğuna takımın temel taşı konumundaki bir kaç oyuncu çerçevesinden bakmak lazım.. Rijkaard aynı, taktik aynı mentalite aynı.. Ne olursa olsun sistemden ödün vermeyecek bir mentalite.. Ama değişen bazı futbolcular ve zaruri haller var..

O zamandan bu zamana en önemli değişiklik forvet hattında mecburiyetlerde meydana geldi.. Fenerbahçe maçında kimilerine göre talihsiz, kimilerine göre kasti bir müdahale ile baros devreyi kapattı.. Yerine gelen ise o vakte kadar gol krallığına oynayay ama bunun "gol krallığı orotoryosu" olduğu tez zamanda ortaya çıkan nonda.. Nonda'nın baros ile en büyük farkı ne peki ? Hız, hareketlilik kısacası cm tabiri ile patlayıcı, hareketli forvet ile çakılı forvet arasındaki temel farklılıklar.. Ha baros öyle bir zaman gelir ki saç baş yoldurur ama onun dışında hakan şükür üzerinde bir dönemler sıklıkla dönen "defansı oyalama" görevini de nonda'dan çok açık ve net ifa eder gözlerden kaçsa da.. Sürekli olarak hareket edip yer değiştirmesi, kendisini marke eden bir defans oyuncusunun dışında ikinci bir defans oyuncusunu ya da takım savunmasında yer alan bir oyuncuyu üzerine çekebiliyordu ki.. Bu da ekstradan boşluklar, orta saha oyuncularına beklenmedik pozisyon üretme imkanı sağlıyordu.. Peki nonda'nın "gol krallığı" piyesinden sonra neler oldu ? Hareketsiz bir hucum hattı.. Nonda'nın değilde kewell'ın, arda'nın açtığı boşluklar ile nonda'nın attığı bir gol ya da bi zahmet atmaya çalıştığı goller.. aradaki fark büyük.. Bitiricilik olarak benzer özelliklere sahip olduğu dünkü belediye maçı ile açıkça görülen barostan tek farkı top saklama özelliği olan nonda'nın bu sistemde pozisyon üretme ve takımdaki gizli forvetlere pozisyon sunma hususunda yapamadıkları ortada.. Bizim galatasaray'ın taktiğinden ve tek santraforlu bu taktikten anladığımız en uçtaki adamın hareketli bir oyuncu olması gereğidir.. Hayal ürünü gibi görünsede,varsayım gibi olsa da pozisyon sıkıntısının en büyük sebeplerinden biri bu zaruri değişim..

Bir diğer unsur keita'nın cezası sebebiyle en formda olduğu zamanlar takımdan eksik kalması.. Antep maçından sonra vitese takan, sonraki uefa avrupa ligi ve diğer lig maçlarında futbol stili ile bu takımın en iyi oyuncusu olduğunu gösteren, ribery'den bile daha büyük haz veren bir keita.. Fenerbahçe maçından sonra yaşanan cezadan sonra rijkaard ile arasında kişisel bir husumet olduğunu sanmıyorum ama en azından rijkaard'ın affedemeyeceği taktiksel bir hata yapmasından ötürü teknik ekibin şu aralar pekte sıcak baktığı bir oyuncu olmadığı da açık.. Hele bursaspor maçında neeskens'in takımın tek pozisyon üreten ismi olan keita'yı alıp nonda'yı oyuna koyması taktiksel varyasyonlar ile açıkçası biraz zor açıklanacak birşey.. Bu durum keita'nın bireysel olarak teknik heyetin kafasında oluşturduğu şablona aykırı davranması ile oluşan bir durum gibi görünüyor.. Nitekim pao maçında oyuna girdikten sonra bir anda oyuna inanılmaz bir hareketlilik kazandıran keita herşeye rağmen oynamayı hak ediyordu.. Evet kewell, arda ve elano'nun da formu karşısında kimin yerine oynayacağı soru işaretiydi ama 0-0 giden bir maçın ikinci yarısında bu süreye kadar olan maçlarda takımın hücum hattındaki en önemli silahı oyuna girmiyor hatta nonda'ya bu derece tahammül edilmesine rağmen oyuna sürülmüyorsa yine üstünde durmak lazım ki teknik heyetin sabrını zorlayan birşeyler muhakkak vardır.. Şu an bunu anlayabilmek çok erken..

Fenerbahçe maçından bu zamana kadar olan sürede arda turan'ın formsuzluğunu da es geçmemek gerekir.. Her ne kadar son birkaç maç yeniden hareketlense de o zamana kadar oynanan maçların büyük çoğunluğunda "maçın yıldızı" olan futbolcunun bir anda "maçın en kötüsüne" dönüşmesi ister istemez ofansif gücü oluşturan bu oyuncunun etkisizleşmesi ile birlikte zenginliği de azaltıyor.. Son 2 maçta hareketlenen bir arda'nın özellikle belediye maçında pozisyon zenginliğine yaptığı katkıyı gördükten sonra formunun takım için ne kadar önemli olduğu görülmüştür..

Bir diğer unsur ise kaleci franco'nun güven vermeyişi.. Bir süre çok güzel götürdü ama galatasaray'ın üzerine kurşun gibi çöken fenerbahçe maçı onunda üstüne çöktü.. O maçta yaptığı hatalardan önceki 8-9 maçlık diliminde taraftarın kafasındaki kuşkuları ve o 4 gollük maziyi silen franco tekrardan kafalarda acabaları oluşturdu.. Nitekim son belediye maçı kendine güvensizliğin tavan yapmış halidir.. Üstüne gelen topu bile içeri alan bir duruma gelmesi ceza alanına yapılan her ortada yürekleri ağızlara getirmek için bir nedendi.. 8-9 maçlık dilimde en azından "santcis'ten daha iyi" denilen franco şu an güven açısından santcis'i mumla aratıyor...

Bunların dışında takımda oyununda değişiklik olan ve istikrarsızlık yaşayan bir oyuncu yok gibi.. Mustafa Sarp sezon başı neyse şu anda aslanlar gibi, kewell bildiğimiz kewell, ayhan akman sabır taşı, barış özbek dengesiz, sabri hiçbir zaman kendini geliştirmedi ve geliştiremez, balta, topal, zan, servet hepsi aynı..

Dünkü maç bu açıdan enteresandı.. Belediye'nin eksik oluşununda etkisi vardır ama eksikliklere rağmen elano ile 2 nonda ile 1 gol pozisyonu yakalamanın dışında arda'nın da 2 topu direkten döndü.. En azından gol dışındaki bu 5 pozisyondan 1'i gol olsaydı şu an hakem konuşulmayacaktı önemli olan bu.. Taktiksel varyasyonda çok önemli eksikliklere rağmen takımın bu kadar pozisyon üretişidir önemli olan.. Bunun belediye'nin eksikliklerinden mi yoksa taktiğin hazmedilmesinden mi oluştuğunu devre arasına kadar geçen periyot daha net şekilde göstericek.. Baros'un yokluğuna ve vasat nonda'ya rağmen bu derece pozisyon zenginliği oluşmasının en önemli sınavı devre sona erene kadar şu önümüzdeki 4-5 maçlık seri olacak..

Elbette bu böyle gitmeyecek zamanla bu eksikliklerin büyük çoğunluğu düzelecektir.. Baros dönecek, keita oynayacak, franco kafadaki soru işaretlerini daha da netleştirecek.. İşte o zaman galatasaray'da fenerbahçe maçından sonra yaşanan düşüşün yükselişe mi çıkacağını yoksa aynı istikrarsızlıkla mı gideceğini büyüteç altına alıp daha net inceleme fırsatımız olacaktır.. Şu teknik ekip burdayken felaket senaryoları yazmak için yarım sezonu baz almaktan daha anlamsız birşey olamaz..

1 Aralık 2009 Salı

Pes Etmedin Fifa !

0 yorum

Hatırlarım fifa'nın 96 yılında varolduğu günden, futbol konusunda bilgisayardaki tekeli aldıktan sonra makineme yüklediğim bleem ismindeki emulator ile ilk defa winning eleven 4 ile tanışmıştım.. Hatta oyunuda tesadüfi eseri almıştım.. Oturduğum semtte playstation cd'leri satan bir yerde fifa dışında ilk futbol oyununu gözüme kestirmiştim o da winning eleven olmuştu.. Hatırladığım ronaldo soccer gibi bir oyun vardı ama onu bleem çalıştırmamıştı..


Grafikler bilgisayar ortamında emulator'un sunduğu imkanlar sebebiyle kısıtlı, hız yavaş bazende emulatorun ayarsızlığından ötürü çok hızlı olmasına rağmen bu oyun kendini oynatıyordu arkadaş ! Bağlatıyordu.. Hele hele brezilya'nın 98 dünya kupasında giydiği forma, taffarel'in kaleci kazağı ile benzer şekilde yapılması hala aklımda oyundan aldığım zevki katlayan unsurlar olarak.. Tabi bağlayan tek şey bu ince detaylar değildi o zamana kadar robotvari bir oynanışa bürünmüş fifa'ya nazaran çok daha keyifli oynanışı, inanılmaz kontrol özgürlüğü idi pesi keyifli kılanlar.. Hatta lisans sorunu olmasına rağmen.. Aslında kelimelerle anlatılamayacak birşey o keyifli anları anlatabilmek..

Sonrasında tabi bilgisayar yetmez oldu.. Paraya kıyılıp playstation makineleri alındı safi bu oyunu oynamak için.. Sonrasında çıkan iss, pes, winning eleven serileri bu oyuna olan açlığı bir türlü dindiremedi.. Öyle ki saatlerce oynansa bile doyulamıyordu.. Arkadaş ortamlarındaki turnuvalar, oyun içersindeki isimsiz oyuncularla rüya takımı kurma sevdası uykusuz geceleri beraberinde getiriyordu..

Zaman ilerledi tıpkı emulatorlerden evrimleşip bir zamanlar playstation 1 aldırdığı gibi playstation 2 aldırmıştı.. Playstation cafede görünen oyun kendine hasta bırakmış biriktirilen paralarla o makine sırf bu oyun için önce sirkeci doğubanka gidilip sonra televizyonun altına koyuvermiştik güzelim makinemizi.. Yine senelerdir esamesi okunmayan fifa'ya karşı ezici bir üstünlük.. Hatta fifa'nın ne ara çıktığını bile umursatmayacak bir bağımlılık...

Derken playstation 2 kalıplarına sığmadı oyun ve daha fazla grafik ve detay özgürlüğü sunan playstation 3 platformunda kendini buluverdi.. Ancak bu sefer enteresan bir durum vardı yıl 2008'e geldiğinde.. 09 versiyonunda fifa'nın forumlarda büyük bir iddia ile hazırlandığı, bu sefer herşeyin farklı olacağı söyleniyordu.. Derken oyunlar görücüye çıkmaya başladı.. Sahneye ilk olarak 09 fifa çıktı..

Tabi sırf futbol oyunları özellikle de pes için binlerce liraları vermeye hazır olan kullanıcıların kafasını karıştırıyordu bu durum.. Özellikle ciddi oyun incelemelerinin yapıldığı objektif bazı sitelerde fifa'nın pesten üstün çıkması kafa karışıklıklarını ciddi derecede arttırıyordu.. Gel gelelim vakti zamanında bu süreci yaşayan ve safi futbol oyunları özellikle de pes için playstation 3 alan şahsım bütün bunları düşünerek radikal ve riskli bir karar alıp ilk oyun tercihini fifa'dan yana kullanıyordu... Riskliydi çünkü bir oyunun fiyatı 100 tl civarındaydı.. En kötü ve berbat ihtimalde oyunun herşeye rağmen trişka çıkması karşısında hiçte ucuz olmayan bir meblağnın sokağa atılmasıydı..

ancak sonuç, verilen paralar pişmanlığın esamesini oluşturmayacak derecede büyük bir memnuniyetle geri dönüyordu.. oyun içersinde alınan zevk belkide onlarca sene sonra ilk defa bir fifa serisinde bu kadar yüksek düzeydeydi.. Ufak tefek hatalarda çıkan patchler ile düzelince 2009 yılı fifa için bir milat olmuştu seneler sonra.. Neresi anlatılır, hangi kısmın mükemmeliğinden bahsedilir bilmiyorum ama şunu net olarak söyleyebilirim ki fifa seneler sonra "playstation 3" platformunda tabir yerindeyse ölüm uykusundan uyanmış ve kusursuz bir oyun sürmüştü piyasaya..Elbette çok ciddi pes fanatiklerini kapamadı ama işe fanatiklikten ziyade objektif ve önyargısız olarak bakanlar kararlarından ötürü pişman değildi..

Herşeye rağmen en büyük pes fanatiklerinin bile 2009 serisindeki gelişmesini taktir etti fifa'nın playstation 3 platformunda.. ve o fifa 2010'da da durmadı ve şu an oynadığımız kusursuz oyunun zevkini bizlere tattırdı.. Fazla birşey diyemiyorum oyunun güzelliklerinin ne olduğu zaten birçok forumda, oyun sitelerinde yazıyor.. Çok farklı bir şey senelerdir oynadığım pes'i alıp bir denemeyi bile aklıma getirmiyor bu fifa.. çok acayip birşey..

Bu arada 10 serisinde galatasaray'dan bahsetmek gerekirse keşke elano dışındaki futbolculara da özen gösterseydin be fifa diyorum ve tek kırık notumu buradan veriyorum.. Orada da keita'nın oyun tarzının gerçekteki futbol stili ile inanılmaz benzerliği bu kırık notu verirken bile elimi titrettiriyor.. Bu kadar mı benzer oyunu arkadaş ?

24 Kasım 2009 Salı

Rijkaard mı ? Antrenör Değil !

2 yorum


Açıkçası dün herhangibir spor programını izlemedim.. Malum böyle bir haftada rezil bir oyunla puan kaybetmişiz birde medya maymunlarının çemkirmesini hiç çekemeyiz ki ne kadar kulaklarımızı tıkayıp gözlerimizi yumsakta bazı şeylerin nete düşmesi karşısında saklanamıyoruz.. Dün ekşiden duydum gece geç saatlerde hıncal uluç zırvalamalarını.. Bekliyordum açıkçası.. En iyi zamanında bile, takımın keyif verdiği sezon başından beri bir puntunu bulup kündeye getirmeye çalışan hıncal bey nihayet beklediği fırsatın manisaspor maçı sonrası olduğuna karar verdi ve bombaladı.. "Rijkaard antrenör falan değil, zaten kazandığı başarıları da o zamanlar karşısına kendisini yenecek kalitede bir takım çıkmadığı için kazandı" Ne denilebilir bilemiyorum ama o zamanlar galiba real madrid vardı dimi.. Sonra chelsea falan da vardı galiba.. Hem bu adam real madrid ile bir sezonda minimum 2 kere karşılaşıyordu da.. Ama yok real madrid barça'yı yenecek kalitede bir takım değil.. Hele mourinho'nun chelsea'si hiç değil.. Wenger'in arsenal'i mi hadi canım..

Hadi teknik eleştirisini, taktiğini oyuncu tercihlerini eleştirebilirsin ama be adam barcelona'nın başındayken hiç mi iç geçirmedin böyle bi adam galatasaray'ın başında olsaydı diye kalliler ile eriyip bittiğimiz günlerde.. Makine intizamı ile top oynayan barça'da bütün herşeyi oyuncuların üstüne yıkacak kadar futbol bilgisine sahipsen ki büyük ihtimal öyle görünüyor hep konuş.. Konuş ki senin köylü dediğin adamların bu ülkenin en büyük teknik direktörü olduğu gerçeği ortaya çıkınca tokat gibi yapıştıralım bu gerçekleri yüzüne.. Konuş ki kabadayı dediğin teknik direktörler bu ülkeye yedi düvelde başarılar kazandırınca dediklerini yut.. Ama yok olacak, düzelecek gibi değil gerçekler tokat gibi çarpmadığı içindir bu pişkinlik işte.. Lucescu, fatih terim, şenol güneş.. Bütün bunlardan sonra hala peşin hükümlülüklerle zırvalıyor ve ders almıyorsan diyecek laf bulamıyorum..

22 Kasım 2009 Pazar

Sistemin Adamı Olamayacaklar !

0 yorum


Tıpkı bir fenerbahçeli'nin ya da galatasaray'ın mağlubiyetine sevinen birinin ağzından dökülen sözler gibi ama malesef takım içersinde rijkaard'ın gazı bitmiştir daha doğru bir ifade ile profosyonel anlayıştan yoksun, bu anlayışla avrupada oynama hayalleri kuran bazıları rijkaard'ın taktik anlayışını tüketmiştir.. zaten 11 kişiden 3 kişi bir şekilde yan yana geldi mi haydi haydi yeter..

Sezon başında 1-0 ile yetinmeyen ayağa paslar ve kontra atakları affetmeyen 90'dakika izlemenin keyiften yetmediği bir takım varken bu gün 1-0 olsun bizim olsun anlayışının hüküm sürdüğü ve güzel futboldan uzak tamamiyle skora dayalı bülent korkmaz dönemi havasının estiği bir takım var.. Bu kesin ve net.. manisaspor maçı bunu teyit etmiştir. Birtek baros'un olmaması bu takımın oyununu bu kadar etkilememeli ya da keita'nın yokluğu rijkaard'ın sisteminin bir tek oyuncunun üzerine yığıldığı gibi bir yanlışlığı kabul ettirmemeli.. Ayan beyan ortada bazı futbolcular ile rijkaard'ın yıldızı barışmayacak.. İşin tuhafı ısrarla yaptıkları ile kafasını yiyecekler hollandalının..

1- Herşeye rağmen elano blumer'e sabır gösterilmeli evet bariz hatalar yapıyor, kritik top kayıpları takıma olağan dışı kontra ataklar yedirtiyor ama şu takımın kapasitesi artık elano blumer'in kötü oyununu bertaraf edecek kalitede öyle olmalı.. Nitekim ilk yarıda da fena değildi elano nitekim irdelenmesi gereken daha önemli konular vardır ki takıma elano'dan daha çok zarar veren ve elano'nun uyum sorunu gibi bir gerekçesi varken hiçbir gerekçe olmaksızın takımı, sistemi baltalayanlardır bunlar..

2- 28 yaşında galatasaray'a gelen mustafa sarp'ın 1 sene öncesine kadar şu takımda mehmet topal'dan fersah fersah üstün oynayacağını ummazdım ama bu gün golü yedirtmesine rağmen şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki 4 tane topal'ı yan yana koysan bir tane sarp etmiyor.. Bundan daha kötü bir topal göremiyeceğiz kesinlikle.. Diyarbakırspor maçında yedirdiği golden sonra bu gün doğru ya da yanlış yaptığı hareketin akabinde yedirdiği gol.. Onun dışında gerek defansif, gerek ofansif olarak son derece silik basiretsiz bir futbol.. Ne yaptığını anlayamıyorum topal'ın bir oyuncu bir teknik direktör değişikliği ile bu kadar "dökülüyor" ise bu oyuncunun kalitesi tartışılmalıdır.. Sezon başında ada'ya gideceği konuşuluyordu acaba ufak bir sistem değişikliğinde(öyle umuyoruz) bile bu derece sefillere oynayan topal everton'da ne yapacaktı ?

3- Ayhan akman ilk yarıda her zamanki gibi oyunun hızını kesen yegane adamlardandı.. hatta topal'dan daha çok göze battı hataları ile.. Olmuyor, yürümüyor ama işte onun gibi 3-4 adam yan yana gelince bir takımın çöküşü böyle gerçekleşiyor..

4- Belki bu gün göze batmadı ama şu kalitedeki bir takımın stoperi gökhan zan ile servet ikilisi olamaz. Olsa bile bu ikilinin şu takımda uzun pas atma gerekçesi kesinlikle yoktur.. buna sabri sarıoğlu'da dahil.. Sezon başında hiç olmadık şekilde son 4-5 maçtır bu adamlar ısrarla uzun paslar yapıyor ve ataklar sabun gibi eriyor.. Ortada birkaç tane geçerliliği olabilecek gerekçe var.. Birincisi ya rijkaard bu adamların 4-5 maçtır ısrarla saçma sapan uzun pas yaptıklarını görmüyor, ya bunu yapmalarını istiyor ya da bu ikili maç içersinde kontrolü kaybediyor.. Olacak şey değil ! Eğer sistemin kontrolünü kaybedecek ve yükünü taşıyamıyacaklarsa bu görev bilinci ile o bölgeye kesinlikle neşter vurulmalıdır.. Galatasaray'ın farkı arttırma çabaları mütemadiyen teknik beceriden yoksun adamların ( topal, sabri, gökhan, servet) uzun pas denemeleri sebebiyle eriyip gidiyor devamında da skora yatan bir takım ortaya çıkıyor.. Hepsini geçtim bu takım çıplak gözle gördüğüm en iyi defans ikilisini popescu bülent, song tomas, kısmende servet song ile yakaladıysa bu ikililerden en az birinin kaliteli yabancı olması galatasaray'ın ve türk futbolunun kabul göreceği defans anlayışı ile ilgili fikir veriyor olsa gerek..

5- Şu kalitedeki bir takımın 1-0'ın üzerine yatıpta yenilen golden sonra hakemin üstüne yüklenmesi utanç vericidir.. Gökhan zan, topal maçtan sonra hangi gerekçe ile hakemin üstüne yürüdüler anlayamadım zira hakem 5 dakika uzamayan maçı 5 dakika uzatarak belki birazda endirek vuruşun suçluluğu ile galatasaray'ın gol atması için elinden geleni yaptı.. Ama yine diyorum şu takım manisa karşısında üzerine yattığı skordan sonra hakeme çullanıyorsa bu kesinlikle utanç verici !

6- Bana bu nahoş başlığı attıran aslında tüm takım değildir, sisteme uymaktan öte olaya gaz anlayışı ile bakan, pofpoflanmalarla hadi koçumlarla giden, sistem disiplininden yoksun adamlardır.. Şu takımdan topal, ayhan, sabri çekilse ve rijkaard sezon başında alt yapıdan pişirdiği adamlara "ekstradan hiçbirşey yapmamalarını sadece kendi söylediklerini yapmaları" gerektiğini söylese herhalde bu toy adamlar rijkaard'a kafa tutup saçma sapan uzun paslarla, sisteme uymayan hareketlerle takımı bu kadar baltalamazlardı.. Şu açıkça görülüyor takımda bazı oyuncular bu taktiğin ve rijkaard'ın adamı değiller.. Bilmiyorum usta daha kenardan bunlara ne kadar dayanıcak

7- Bu disiplinden yoksun kısaca rijkaard'ın sezon başı röportajında farkedip söylediği " türk futbolunda herşeyden biraz var ama hiçbirşey tam değil" anlayışının ağırlığını hissettiren bu adamlar takım içersinde olduktan sonra ufak mucizler dışında tam anlamıyla işleyen bir taktik görmemiz malesef mümkün değil.. Artık buna inanmaya başladım.. Şu maçta en suçsuz ve haline en çok üzüldüğüm adamlar sistemi baltalanan rijkaard ve neeskenstir.. Eğer barcelona apoleti ile adam bir oyuncusunu agresif olmayın diye uyarıp oyuncusu ısınırken takımı geriyorsa, uzun pas atmayın dediği atamlar saçma sapan uzun pas atıyorsa daha nasıl lafını dinlettirebilir ki ? falakaya mı yatıracak ?

Şu fırsat kaçırıldıktan hele bu kadar rezil bir futbolla kaçırıldıktan sonra benim sezon başından beri düzelmeyen topal, 4-5 maçtır saç baş yolduran ayhan, bazı arkadaşların ısrarla geliştiğini iddia ettiği sabri, uzun pas atmaları ancak meşe odunuyla engellenecek gökhan zan ve servet olduğu müddetçe güzel oyundan ümidim yok, çok kötü kırıldı..


18 Kasım 2009 Çarşamba

Yiğit Şardan'ın Demek İstediği ?

2 yorum


Takımımız gsbonus kart ile güzel bir uygulama başlatmış.. Daha önce vakıfbank'ın böyle bir kulüp kartı vardı ama malum vakıflar bankasının pratik bir banka olmaması ve bir gişe işlemi için bile saatlerce kuyrukta bekletme çilesi ile müşterilerini baş başa bıraktığı için kulübün kredi kartı işlerlik kazanmıyordu.. evet kulübümüzü seviyoruz ama bir kredi kartı ödemesi için bile saatlerce kuyrukta beklemek ve bu iğrenç bankanın çilesini çekmek apayrı bir şey.. Bahsi geçen banka türkiye'de 100-150 sıra öne atıp tek gişe çalıştıran ve hala vezne gibi bir uygulaması olan türkiye'nin tek bankası.. Bu bağlamda garanti bankası gibi vakıflarla mukayesesi dahi yapılamayacak bir banka ile bu işin anlaşılması iyi olmuş ancak kafalarda bazı konulardaki soru işaretleri de artmadı değil..

Özellikle yiğit şardan'ın "kart olmayana bilette yok" minvalindeki açıklaması kafaları karıştırdı. Bu proje telekom arena için düşünülüyormuş.. Sanırım elektronik bir sistemle ve "mybilet" in uygulamasına benzer bir uygulama ile kredi kartından alınan biletler stat önündeki elektronik gişelerden verilecek.. Herhalde kulüp böylece kendi düşüncesine göre işi gücü olmayan, olay çıkarmaya meğilli ipsiz sapsız tayfayı bu uygulama ile saf dışı etmiş olacak. ama yöneticilerin hesap etmediği ya da gelecekte muhakkak çözmek zorunda olduğu bazı şeyler var..

Bankalar genelde maaş bordrosu olmadan ya da kendi kriterlerine uygun bir gelire sahip olmadan kredi kartı vermeye yanaşmazlar bizim bildiğimiz üzere.. Peki bu bağlamda patronun çıkarları doğrultusunda mecburen asgari ücretli gözüken veyahut bordrolu olması mümkün olmayan üniversite öğrencileri ile istisnai bazı durumları olan telekom arenadan nasıl bilet alacaklar ? Keşke yiğit şardan böyle keskin açıklamalar yapmadan önce ufak gibi görünen ancak çok önemli olan bu detayı da göz ardı etmeseydi.. En basitinden şu an bordrolu olarak bir işte çalışmıyorum, aile işimizi yapıyorum ve bu bağlamda bir kredi kartı almam çok zor gibi duruyor.. çıkartabileceğim tek kart aile bireylerinin birinin üzerinden ek kart olur.. Acaba galatasaray aşığı biri olarak birkaç sene sonra maça gitme arzum sırf bu bürokrasiler sebebiyle engellenecek mi ? Eğer kulüp gerçekten bunu "ipsiz sapsız, işsiz güçsüz adam bizim maçımıza gelmesin" diye düşünüyor ve taraftarın durumunu gözardı ederek böyle bir uygulamaya geçiyorsa acaba sosyetik, tiyatro gibi maç izlemeye gelen taraftar ile motive edici taraftar arasına bir mesafe koymuş olmuyor mu ? Barcelona seyircisini de görüyoruz.. Gol atılana ve tehlikeli pozisyonlar oluşana kadar tiyatro gibi maç izleyen bir kuru kalabalık.. evet 70.000- 80.000 kişi ama tat yok.. Umarım bu tarz bir uygulama galatasaray seyircisinin kalitesinde düşüklüğe yol açmaz.. Ya da herşey düşüncelerimizden farklı gelişir belki de gs bonus için istenen şartlar daha esnek olur bunu zamanla göreceğiz.

Eğer gsbonus kart için istenen şartlar esnetilmez ve normal bir kredi kartı talebinde istenen her türlü formalite burda da istenirse bir tek çıkış yolu kalıyor o da ek kart.. garanti'nin sitesinde gs bonus ve ek kart ile ilgili herhangibir ibare görünmüyor.. Umarız zamanla bu sistem de oturur.. En azından kendi imkanları kredi kartı almaya yetmeyen taraftar ailesinin geliri üzerinden bir ek kart çıkartabilir.. Kulüp kısa zamanda taraftarın kafasındaki soru işaretlerini kaldıracak bir açıklama yapmalı.. telekom arena'da olamama, bir maç bile izleyememe kabusu zira şu an içimi kemiriyor..

2 Kasım 2009 Pazartesi

Nonda'ya Güvenmek

0 yorum


Takıma oynamaktan, salt yeteneklerini kullanmaktan ziyade birlikte oynamayı sevdiği topçularla oynayınca futboldan keyif alan asıl kabiliyetini o zaman kullanan aksi durumda ise ayaklarına betonları, demirleri bağlayan, futbola lanet ettirendir kongoludur shabani..

3 senedir bu takımda futbol adına, mevkiisi adına, galatasaray adına yaptıklarını, yapamadıklarını çok iyi biliyoruz.. Şampiyonluk golünü attığı sezon nonda'nın hakan şükür'ün gölgesinde kalmasına rağmen tadını damağımızda bırakan futbolu ile resitaline koyduğu harikulade bir noktaydı.. Ancak skibbe ve bülent korkmaz yönetiminde yapamadıkları ve o koyduğu noktaya yeni bir satır başıyla devam edememesi ? İlk olarak sözleşme uzatıp hazır paraya sırtını dayaması dedik ama nonda paşa 2009-2010 sezonuna öyle bir girdi ki %90'ına yedekte başladığı sezonun 10. haftasında süper ligin gol kralı oldu.. süper bir istatistik.. Hazır para alması sonucu sırtını eurolara dayaması tezi biraz çürür gibi oldu.. Ancak 2009-2010 sezonunda gözümüze başka bir şey daha takıldı.. Nonda'nın en iyi anlaştığı adam keita ile beraber oynarken gösterdiği istek ve olmadığı maçlarda sahada yapabildikleri.. İşte anahtar buradaydı.. Bir analiz yapılır nonda'nın rigobert song, abdul kader keita ile oynadığında koşma, isabetli şut, pas gibi istatistikler ortaya konulur bunlar oynamadığı zamanki istatistikler ile karşılaştırılırsa dediklerimiz alenen teyit edilmiş olur..

Eğer shabani nonda'nız varsa kısaca "kanka" sı olacak futbolcunuz sahada olmadığı müddetçe 10 kişi oynamaya muktedirsiniz.. Ha ben nonda'dan yararlanmak isterim derseniz kongolu kamyon şoförü ya da kömür işçisini bile sahaya koysanız nonda motoru takar.. Verim dediğimiz şey nedir ? Oynama şevki, isteği ve hırsı ile ortaya çıkan bir olgudur... Yani gol kaçırsa rezalet bir bitiricilik yeteneğine sahip olsa bile milan baros'un her zaman yaptığı gibi rakip defansın gardını düşürüp kewell'a, arda'ya gol attırmaktır.. Santrafor mevkiinde dikilip rakip defansı kariyerinin en kolay maçına çıkartmak değildir.. Bazı şeytani (!) futbol beyinleri de bunu görmekten aciz futbol zekaları ile baros'a dürbünün tersi, nonda ya oturdukları yerden dürbünün düz tarafından bakarak rijkaard'a sallar.. Neyse tekrar nonda ya dönersek..

Nonda istenenleri, kalıbından futbolculuğundan beklenenleri ne zaman yapar ? 2 sene önce aynı toprakların futbolcusu olmaktan ötürü büyük yakınlık kurduğu rigobert song oynadığı zaman yapar.. Bu sene abdul kader keita oynadığı zaman.. Bunu görmekte öyle aman aman futbol analizcisi olmayı gerektirmez.. Geçen sene kendi kıtasından, dilinden bir oyuncu olmadığı zaman nonda'nın ne derece sefillere oynadığını ve kendine lanetler ettirdiğini biliyoruz.. Peki bu sene ne değişti ki nonda maçların %90'ına yedek çıkmasına rağmen şu an gol kralı ? ya da 2 sene önce geçen seneki nonda'ya göre ne değişikti ? Çok basit vatandaşı sayılacak bir keita geldi, geçen seneninde reçetesi çok basit rigobert song gidince takım içersinde anlaşabileceği futbol oynamaktan keyif alacağı bir adam kalmadı.. Öyle nefret duydu ki futbola adım atacak takati hissetmedi nefret ettiği gibi bizlerede ettirdi.. potansiyelini sahaya sürerse yedek çıktığı maçlarda bile gol krallığına oynayacak bu adamdan yararlanmak malesef sizin teknik, taktik zekanız kapsamında olacak birşey değildir sözün özü.. kendisine bağlıdır..

Bu gün bir halı saha maçına gittiğimizde, hatta futboldan uzaklaşalım yeni bir işe girdiğimizde bile patronların afrasına tafrasına birlikte göğüs geremiyeceğimiz, anlaşamayacağımız iş arkadaşlarına karşı beraber hareket edeceğimiz bir insanın varlığı olmayınca yaptığımız işten keyif alamayız, o işe girdiğimize lanet ederiz.. sonuçta bu işin sonu sırf parası için katlanılmak zorunda kalınan işte o işi sevmemekten dolayı oluşan hataların neticesinde kovulmaya kadar varır.. Birde olaya tam tersten bakarsak.. gün içersinde işlerimizi beraber yapabileceğimiz, aynı memleketliniz, halinizden anlayan, iş çıkışında bile beraber vakit geçireceğimiz, beraber olmaktan büyük güven duyduğunuz bir dostun varlığı nasıl bir motivasyon kazandırır ? Acaba o zamanda yaptığımız işten aldığımız tatmin bu kadar az olur mu ?

Açıkçası nonda'nın anlaşabileceği adamlar olmadığı müddetçe saha içersinde salla başı al maaşı zihniyetinden vaz geçeceğine ihtimal vermiyorum.. 3 senede bizim gördüğümüz karakterin kökleri ta kişiliğine kadar uzanıyor nonda'nın.. Skibbe dönemindeki nonda'nın fransa basınına verdiği demeçlerde skibbe'ye "bizi çalıştırmıyor, iyi bir teknik direktör değil, yanlış taktik veriyor" minvalinde laflar ettiğini biliyoruz.. Peki böyle düşünen, hocasını sevmediği açıkça belli olan bir adam takımın başındaki hocanın kellesini kurtaracak şeyler yapabilir mi ? Geçen seneye şahit olanlar bunu bir kere daha düşünmeli, dikkatle tartmalı..

Related Posts with Thumbnails

Kimsin Sen ?

 
Super Mario Jardel - Template By Blogger Clicks