1 Ekim 2010 Cuma

Muhasebe Mesleği

0 yorum

Yapmayınız, girmeyiniz, etmeyiniz, bulaşmayın bu mesleğe. dışardan bakıldığında masa başı, salla başı al maaşı gibi bir meslek olarak görülse de özellikle bunun serbest muhasebecilik,mali müşavirlik dalına hiç bulaşmayınız efendim.. illa ben muhasebeci olacağım diyorsanız gidiniz bi şirketin ön muhasebesinde fişleri faturaları giriniz ki bana sorarsanız ona bile yanaşmayınız sonuçta bu muhasebe denen meret her yerde aynıdır. Bunu işin içinde yedi sekiz senedir olan biri olarak söylüyorum..

Muhasebeci olacak "ben muhasebeye aşığım arkadaş hayatımın mesleği, bütün gün parayla pulla uğraşacağım" diyen çok ince fikirli bireyler öncelikli olarak bir tıp fakültesi öğrencisi ile eşdeğerde bir öğrenim süresine tabi olacaklarını bilmelidir. Şöyle ki: 4 senelik iktisat işletme gibi lisans mezuniyetinizin ardından şak diye muhasebeci olamıyorsunuz tabiki. bu uzun maceranızın sadece ufak, devede kulak kalacak kısmı. bundan sonra bağlı bulunduğunuz ilin serbest muhasebe odasına başvurup ilk kaydınız için şu an 950 tl civarında olduğu öngörülen ve size 3 sınav hakkı tanıyan meblağyı odanın hesabına yatırıyorsunuz. kayıt sırasında size bağlı olacağınız muhasebe odası bayıldığınız 950 tl karşısında adresinize sınavla ilgili hiçbir belge göndermiyeceğini ve gelişmeleri internetten takip edeceğinizi söyleyerek ense tıraşınızı görüp sizi tıpış tıpış evinize yolluyor.. haa sanmayın ki size staj başlama sınavı ile ilgili kitaplar verilecek açık öğretimdeki gibi. tabiiki o da yok.. bundan sonra türkiye şartlarındaki sayısal ortalamaları göze alarak bir seçim yapmanız gerekiyor. ya başarı ihtimali daha yüksek olan bir kursa kayıt olup 1000-1500 ytl arasında bir bedel vereceksiniz ya da başarı ihtimali daha düşük olmakla beraber 100 lira civarında bir bedel vererek yaklaşık olarak 2300 sayfalık kitabı hafızlayacaksınız(2 ciltlik meydan larusse diyebilirm). seçimi yaptıktan sonra sınava gireceksiniz. 3 hakkınız var. eğer bu 3 hakta başarılı olamazsınız meslek odası kaydınız siliyor. yeniden kayıt olmak için şimdi 950 tl olan bedelin o zamanın enflasyon durumuna göre tekabül eden ücretini ödeyeceksiniz. haa çook sevdiğiniz muhasebecilik mesleğine erişmek için meslek aşkıyla, şevkle çalışarak sınavı kazandınız. iş burda da bitmiyor. bundan sonra sizi süresi 3 sene olan bir staj süreci bekliyor( birkaç sene öncesine kadar 2 sene idi). odanın belirlediği belli bir süreye kadar mutlaka bi staj yeri bulmalısınız. bulamazsanız game over oluyorsunuz. üniversite mezunlarının dahi tırım tırım iş aradığı bir ortamda odanız hiçbir yükümlülük ve sorumluluk almadan size kısacası ne pok yaparsan yap bi staj yeri bul diyor. neyse onu da buldunuz farz edelim. hadi 3 sene içersinde de çelik gibi bir sinire sahip olup kanunlarla, mükelleflerle uğraşarak stajı tamamladınız. muhasebeci mi oldunuz ? hayır !! bundan sonra da staj bitirme sınavı adı altında bir sınavla karşı karşıya kalıyorsunuz. ve bu sınav staj başlama sınavı gibi test usulü değil yazılı usulü. size tanınan 4 hakkınız var. eğer ki bu 4 hakta başarılı olamazsanız müstakbel meslek odası size 3 sene sonra buluşalım diyip bundan sonraki staj bitirme sınavınızı 3 sene sonraya alıyor yani 2010 yılı içersinde bu sınavı veremezseniz bir sonraki buluşmanız 2013. tamam bütün bunlara gerek kalmadan staj bitirme sınavını da yazılı usulü bitirdiniz. süpersiniz belgenizi aldınız. hemen bir hesap makinesi çıkarıp minimum öğrenim sürenizi hesaplayalım. üniversite'de 4 sene tırım tırım tırmaladınız. sonrasında 3 senelik staj süresi(kalma ihtimallerini saymıyorum) ortalama olarak 7 sene. yani devletimiz size o kadar değer veriyor ki bu pis işe sokmak için sizin sabrınızı, sinirinizi 7 sene test ediyor. evet bir doktorla eşit olarak okutuyor. neyse belgeyi aldınız işiniz bitti mi peki ? hayır !! şap diye dükkan açıpta piyasadaki bütün defterleri toplayacağınızı mı sanıyorsunuz ? kim hiç bilmediği ve mesleğe yeni giren birine aynı standartlar altında defter verip mali yükümlülüğünü devreder. birde odanın bütün muhasebecilerin aynı bedelden defter tutma standartı buna eklenince serbest muhasebe belgesi olan bir muhasebecinin piyasada tutunma şansı ne kadar olabilir ?

İşin içine zorla girmiş, istemeye istemeye sokulmuş biri olmanın etkisinden midir bilmiyorum ama bu yazımı okuyan sevgili genç arkadaşlarım varsa girmeyin bu mesleğe kardeşim dinleyin beni. Abi, kardeş nasihati olarak görün söylediklerimi.. valla yazık, billaha yazık. genç yaşınızda yazık etmeyin kendinize. Şu an bu işin içinden çıkmayı, yeni bir iş uğruna herşeyi sıfırdan alıp ygs'ye dahi hazırlanmayı düşünüyorum.. Lise zamanı kafamda kalan bazı idealleri gerçekleştirmeyi ümit ediyorum, yaş 27 olmuş breeh. nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım...

Servet Çetin Mevzusu

1 yorum


Kadroya alınmadığını gecenin bir körü galatasaraysözlükte hakkında 6 tane entry girilince öğrendim. Net bir şekilde isabet bir karar olmuş ya da kötü bir karar oldu demek şu an yersiz. Nitekim galatasaray'ın Ayhan Akman ile birlikte en çok forma giyen futbolcusu.. Savunma onun yokluğunda nasıl bir performans göstereceğine dair bir testten geçmedi. Karabük maçında büyük ihtimal yerine Gökhan Zan oynayacak ama şundan da eminim ki seçme şansı olsaydı büyük çoğunluğumuz Servet'i seçerdi. Hele hele henüz doksan dakika çıkarmamış Gökhan Zan'ın yerine...Herşeye rağmen ilk fikrim bu noktadan sonra kesilip atılmasının savunmada handikap yaratma ihtimalinin daha fazla olduğu yönünde..

Sezona çok kötü başladı. Özellikle sırp takımı ile oynanan maçta üçüncü sınıf futbolcular karşısında düştüğü komedi durum hala aklımda.. Sonraki maçlarda biraz olsun toparladı ama Rijkaard ile yaşadığı futbol dışı anlaşmazlık had safhaya varmış olacak ki bu gün kadro dışı... Fısıltı gazetesi hafta içerisindeki bir idmanda rijkaard ile ağız dalaşına girdiğini söylüyor ki bu kuvvetli bir ihtimal.. 2009-2010 sezonu itibari ile servet çetin ile rijkaard arasında bir soğuk savaş vardı. Hatta hatırlayalım Servet artık açık sözlülükten öte bir cesaret ile sezon başında "bu sene hocamızın da son şansı, onların da bana ihtiyacı var( onlar kim arkadaş ?) bık bık bık gibi" fütursuzca açıklamalarda bulunuyordu. Bu bir profesyonel futbolcuya yakışmayan açıklama. Nereden buluyor acaba bu cesareti ? O zaman sormazlar mı Servet'e kimsin sen kardeşim futbolcu musun başkan mısın diye ? Adnan Polat neden kendi işini ilgilendiren bu zırvalara seyirci kaldı ? Bir insanın böyle bir açıklamayı yapması için demeçlerine muhattap tarafa sevgi duymaması, saygı beslememesi lazım.. Bu gün takımda rijkaard yerine fatih terim olsaydı yine "hocamızın son şansı" diyebilir miydi acaba servet ya da hiddink ile ilgili milli takım kampında böyle konuşabilir miydi ? Belli ki alternatifsiz içersinde ne pahasına olursa olsun ne söylerse söylesin oynayacağını çok iyi biliyordu..Bir karar alınması gerekiyorsa bu saçma açıklamaları yaptığı gün alınmalıydı ama işte o kısıtlı kadro yapısı.. Yönetim, disiplin timsali yönetim sportif başarıyı "keita'nın satılma gerekçesi olan disiplinden" dahi önde tutarak servet çetin'i takımda tuttu.. Alternatifler transfer edilemediği için mevcut kadro yapısı içersinde Lucas Neill ile birlikte şans buldu fakat dayanma sınırı bu güne kadarmış.. Yokluğu takımı olumsuz yönde etkileyebilir, öyle ya da böyle yavaş yavaş form tutuyordu.. Balta halen kayıp, g. zan ondan kötü, ali turan güvensiz... Tam ritmi yakalarken bu kararın verilmesinin sıkıntı yaratmamasını temenni ediyorum. Keşke bu karar henüz takım olma hüvviyetinin oluşmadığı sezon başında verilseydi de takım ritmini o mevkiide başka bir futbolcu ile bulsaydı.. Gökhan zan bir maç bile doksan dakika oynamadan, ali turan sağ bekte heder olmadan önce radikal bir operasyon yapılsaydı.. Şundan eminim ki bu karar Rijkaard'ın tek başına aldığı bir karar değil, yönetim ile birlikte aldığı karar. Umarım yavaş yavaş ivmenin kazanıldığı haftalarda takımı tekrardan duraklatacak sonuçlar beraberinde gelmez.

edit: Bu arada televizyonda yorumcu olarak görevini ifa eden derin galatasaray'ın kanatları altına alınacaktır, olası bir başarısızlıkta vurun abalıya misali onun üzerinden Rijkaard'a vurulacaktır.

30 Eylül 2010 Perşembe

Nice Senelere Büyük İnsan...

0 yorum

Değil kırk sekiz, elli sekize kadar şu takımda olmanı istiyorum usta. Her şeye rağmen sana güveniyoz hep bizimle kal...

27 Eylül 2010 Pazartesi

26 Eylül 2010 Galatasaray - Belediyespor Maçı

0 yorum


Maç ile ilgili yorumda bulunmak istemiyorum. Zaten diğer arkadaşlar eminim ki maç ile ilgili analizlerini gayet güzel yapmışlardır sadete gelmek istiyorum hemen. Çıkartılan sonuçlara.. Şu açıkça görülmüştür ki Cana, Mustafa Sarp ve Ayhan'dan mücadele yönünden çok daha kuvvetli bir o kadarda güçlüdür. Ha bireysel hatalar yapmıştır ama Mustafa Sarp'ın kameralara yansımayan kaçak dövüşünün Cana'nın dün yaptığı bir kaç bireysel hatadan takıma çok daha fazla zarar verdiğini söylemek gerek. Dün ilk yarı itibari ile öyle ya da böyle buca, antep gibi maçlarda nal toplayan takım beşiktaş'ı son derece akıllı bir oyunla yenen belediyeye top göstermedi. Buraya değinmek lazım.. Bu elbette sadece Cana'ya bağlanacak bir şey değil ama o bölgedeki yapının savaşçı cana ile zirve yaptığı ortada. Nitekim onun ve takım savunmasının başarılı futbolu ile ilk yarı itibari ile galatasaray kalesinde minimum tehlike gördü. Pozisyon almasını, nerede nasıl mücadele edeceğini iyi biliyor Cana. Bu arada dün Bülent Yıldırım'ın ön yargılı tutumu ikinci yarıda Cana'nın kırmızı kart tehlikesi sebebi ile oyundan çıkmasına neden oldu. Allah aşkına cana'nın sarı kart gördüğü pozisyon dikkatle incelensin doğru düzgün dokunmuyor bile rakibe ancak bir kere isminin çıkması ve sert futbol anlayışı yetiyor işte. Galatasaray'ı Cana'nın olduğu maçlarda bekleyecek en büyük tehlike de budur. Hakemlerin ön yargıları..

Serkan kurtuluş muhteşemdi. Bir bek oyuncusu daha ne yapabilir ki ? Asistlerinden çok ikinci yarıda sekseninci dakikaya doğru rakibin ayağından tereyağından kıl çekme sureti ile kaptığı top olağanüstü idi. O müdahaleyi her oyuncu yapamaz ancak neill kapasitesinde defansif özellikleri olan bir oyuncunun yapacağı işti.. Yaser yıldız'ların gönderildiği dönemde onunda gidecek futbolcular arasında ismi geçiyordu ancak oynadığı şu oyun gelecekte yapabilecekleri konusunda insanı çok daha fazla ümitlendiriyor, beklentilerini arttırıyor.

Pino hakkında bir yorumda bulunmak istemiyorum. İyi desen değil, kötü desende değil nitekim ilk golde serkan kurtuluş'a verdiği süper topuk pası bunu teyit ediyor. Hakkında yorum yapmak için biraz daha beklemek gerek.. Misimovic hala kaçak dövüşüyor, ayhan yine bir iyi bir kötü istikrarsız grafiğini devam ettiriyor, milan baros muhteşem, ufuk her geçen gün galatasaray kalesini senelerdir koruyacağını kendine olan güveni ile gözler önüne seriyor, aydın yılmaz aynı hamam aynı tas...

Eğer ilerleyen haftalarda da galatasaray şu ilk yarıdaki futbolu oynarsa sezon başındaki kara bulutları dağıtabilir. ama o ikinci yarıdaki rezalet futbol yine keyifleri kaçırıyor. karnımıza krampları sokturuyor.. Ümit ederim galatasaray Fenerbahçe maçına kadar belediye maçının ilk yarısındaki formunu iki devreye de yaymaya çalışır. Bir istikrar yakalar.. Aksi taktirde benzer futbol kadıköy'de Fenerbahçe'ye karşı oynanırsa ilk yarıda 3-0 öne geçsek bile çizgiden çıkan mucizevi toplara dua etmek dışında yapacağımız bir şey olmaz.

Son sözüm ise taraftarımıza.. Allah aşkına rakip üzerimize akın akın gelirken şu "lay lay lom"a bir son verin ey güzel insanlar ! Galip giderken bir anda "yavşak" fenerbahçe tezahüratına geri dönmek adamların her galatasaray galibiyetini dünya kupası almışçasına sevinmelerine yol açmaktan başka hiçbir şeye yaramıyor şu takıntıyı bırakalım artık, ne oldu bize böyle ? Hakemlerin ve rakip futbolcuların dizlerini titreten ali sami yen cehennemi bu olmamalı...

14 Eylül 2010 Salı

13 Eylül 2010 Galatasaray - Gaziantepspor Maçı Üzerine

0 yorum


Bir şeyler karalamak istemiyordum, ama yine tutamadım kendimi. Takımda değişen hiçbir şey yok. Aynı hamam aynı tas. Sezon başı nasıl bulduysak öyle aldık milli maç arasından sonra da Galatasaray'ı. Ne bir eksik, ne bir fazla. Olumlu olarak söylenecek tek şey Emiliano İnsua'nın Hakan Balta'nın defolarını kapatabilecek yeterlilikte bir oyuncu olması ve Misimoviç'in yarattığı heyecan. Ancak arkasında Ayhan Akman ve Mustafa Sarp olduğu müddetçe de ondan wolfsburg performansı beklemek zor. Nitekim Ayhan ve Sarp'ın yetersizliği sebebi ile o da geriye gelme ihtiyacı hissediyor ve hücumdaki meziyetlerini yeterli ölçüde kullanamıyor.. İlk maç göstermiştir ki Misimovic'in defansif yanı Lincoln kadar dahi değil. lincoln'ün pres yapıp top kazandığı çok maçı hatırlarım. Bu sebepten böyle bir oyuncunun açığını kapatacak iki üç "savaşçı" oyuncunun varlığı bir zaruret bu takımda. Peki o "savaşçılar" ayhan ile sarp olabilir mi ? gaziantep maçında yeterli sinyaller alınmış olsa gerek. Ali sami yen'de bile bu orta saha ile rezalet bir oyun ortaya koyduğumuzu hesap edersek şu ligin en zor deplasmanı fenerbahçe maçında olacakları düşünmek istemiyorum. Evet lig sadece fenerbahçe maçlarından oluşmuyor ama malesef en iyi zamanlarımızda bile bu deplasmanda karşı yakanın takımına inanılmaz boşluklar verip, akılalmaz pozisyonlara sokmuştuk forvetlerini. O sebepten bu yapıda olacakları düşünmek istemiyorum.. Ne ayhan, ne sarp şu takımın oyuncusu değil.. Geçen postlarda da dediğim gibi mevcut yapı içersinde bir seçim yapmak gerekseydi Cana ile Barış özbek'i her halükarda ayhan ile sarp'a tercih ederdim.. Nitekim yetenekleri kısıtlı olmasına karşın barış özbek'in, mustafa sarp'tan defansif anlamda şu takıma daha fazla katkı sunacağına inanıyorum. En azından savaşmaktan yılmaması bile o mevkide oynaması için yeterli sebep. Cana ile ayhan akman kıyasına girmek istemiyorum bile..

Birde Elano Blumer mevzusu var ki anlamanın mümkünatı yok. Geçen sezon yerden yere vurulduğu maçlarda dahi kendisine sabır edilmesi taraftarıydım ama artık sabır sınırlarını zorluyor blumer. Problemi nedir, bunu kendisi dışında hiçkimse bilmiyor. İyi bir ücret alıyor, uyum sorunu gibi bir sorunu yok, koca bir sezonda takımdaki herkesi tanıdı hatta dün "mevkisinde oynamıyor" denilmesine karşın ilk defa brezilya milli takımında oynadığı mevkiiye benzer bir mevkiide de oynadı.. Brezilya ulusal takımının as oyuncusu antetli bir futbolcunun kalitesinden beklenmeyecek ölçüde, ali turan gibi paslar atmasının, ayhan akmanvari şutlar çekmesinin pozisyonu ile bir alakası olamaz. Lucescu ilk geldiği gün uzaktan çok sağlam şutlar çeker, öldürücü paslar atar referansı ile bizi heyecanlandırmıştı ama galatasaray ile çıktığı ilk maç dışında biz o uzaktan şutları göremedik. Elano mutsuz, bazı problemleri var ve kafasında galatasaray'ı bitirmiş.. heyecanını yitirmişse dünyanın en kaliteli futbolcusu da olsa şu takıma katkı sağlayamaz. Kalli döneminde heyecanını yitirmiş Lincoln ile Skibbe zamanında futbol arzusunu geri kazanan Cassio Lincoln geliyor gözlerimin önüne.. Ancak elano'nun sorunu bu da değil, rijkaard kendisine her türlü desteği de sunuyor arzusunu kazandırmak için her şeyi yapıyor.. Anladığım avrupa'ya transfer olamaması elano'da derin bir üzüntü yaratmış durumda.. Birde dunga'nın gidişi ile meziyetlerini avrupa futbol piyasasına gösterecek en önemli vitrinini kaybetmesi bunun cabası..

Hülasa üç büyükler hatta bursa ve trabzon'da dahil edilirse şampiyonluğa oynayan takımlar içersinde fenerbahçe ile yarışıyoruz. Ölü toprağı bir türlü atılamadı üzerimizden.. Bu arada aydın için de bir çift laf söylememek olmaz. Elano nasıl heyecanını yitirdiyse aydın da yitirdiği heyecanı geri kazanmış. Belki bu sene "ya herru ya merru" son şansı olduğunun bilincinde olduğu için koskoca galatasaray'da bir daha oynayamama korkusuyla çabalamaya başladı. Artık kiralık olarak pişme hüvviyetini de yitirdi. Şansını kullanamazsa devre arasında soluğu karabük, sivas, gençlerbirliğinde alacak.. Ne olursa olsun isteksiz, dünyaya geldiğine pişman bir oyun oynayacaksa elano'nun yerine heyecanını geri kazanmış aydın'ı tercih ederim.. Kendisinden daha önceki yazdıklarım da okunursa nefret etsemde...

6 Eylül 2010 Pazartesi

Gözümüz Şenlensin Biraz

0 yorum



Şu golü ilk defa uefa kupası özet görüntülerini star'da izlerken görmüş ağzım beş karış açık kalmıştı. Nitekim Misimoviç transfer olduktan sonra da ilk olarak aklıma attığı bu akılalmaz gol geldi. Beşiktaş'a attığı golü bile sonradan anımsadım. Arkadaş o nasıl bir bilektir, bu ne inanılmaz bir vuruş tekniğidir, hepsinden öte bu nasıl bir keskin futbol zekasıdır. Uzun süredir Hagi'nin attığı golleri anımsatan gol atma yeteneğine sahip bir futbolcuyu şu takımda görmemiştik. Şimdiden Antep maçını iple çeker oldum.

edit: Blogger'da videoların açılmama sorunu ısrarla devam ediyor. İşte o gol

http://www.timsah.com/Misimovic-90a-takti/edd0depaICp

1 Eylül 2010 Çarşamba

Misimovic Üzerinden Felaket Senaryoları

2 yorum


Aslında bu transfer hakkında bir şeyler söylemeyi düşünmüyordum ; ama bu gün bazı yerlerde Misimovic'in oyun felsefesinin galatasaray'a katkıdan çok zarar getireceğine dair birkaç yazı okuyunca yazma gereği duydum.

Bir takımı başarıya götüren en önemli unsurun saha içersindeki 4-3-3, 4-2-2, 3-5-2 gibi dizilişlerden çok oyuncu tercihleri ve o oyuncuların teknik direktörün oyun felsefesini sahaya nasıl yansıttığıdır benim gözümde. Misal elinizde kalibresiz oyuncular varsa hangi taktiği uygularsanız uygulayın başarısızlık kaçınılmazdır. Takımın çıtası belli bir yerden üste çıkmaz. Ama elinizde bölgesinin adamı ve teknik direktörün oyun felsefesini sahaya yansıtacak futbolcular varsa başarı er ya da geç gelecektir. Bu gün galatasaray bu iki oyuncu profilinin karışımı bir kadroya ve futbol felsefesi kaliteli futbolcular ile birlikte güzel oyuna hitap eden bir teknik adama sahip.

Ne diyordu Ukrayna takımına elendikten sonra Rijkaard ? Takımda kalite yok, sakat çok. Peki milli maç arasından sonra neler değişecek ? Misimovic ve insua gelecek, cana daha da adapte olacak, her ne kadar inanılmaz formsuz olsa da defansa daha akıllı top çıkaran hakan balta gelecek, pino ve kewell iyileşecek, elano daha hazır olacak.. Kıssadan hisse sezon başı ile mukayese edersek kadro yapısı büyük bir değişime uğrayacak iki hafta içinde. Bu büyük bir umut ışığı olarak görünüyor gelecek haftalar için..

Hemen misimovic'in olumsuz katkı yapma ihtimaline gelirsek. Eğer misimovic teknik heyetin kendisine verdiği görevleri yerine getirirse koşmaması sebebi ile olumsuz bir etki yapması mümkün değildir. Zaten Rijkaard'ın da fatih terim'in tıpkı felipe'ye yaptığı gibi koşmaması sebebi ile misimovic'e olumsuz bakacağına ihtimal vermiyorum. Elbet teknik heyet onların defolarını kapatabilmek adına arkalarına sadece defans yapmaları için bazı oyuncuları monte edecektir. Misal sezon başından beri ne görüyoruz galatasaray'da ? Barış Özbek'in ileriye çıkışları, mustafa sarp'ın ileriye koşuları ve hem ofansif hem de defansif yük taşımaları sebebi ile orta sahanın ciddi anlamda çöküşünü.. Dikkat edilirse 1-0 öne geçilen maçlarda dahi oyunu kopartabilecek bir kilit adamın eksikliğinden ötürü yeteneksiz orta saha geriye çekiliyor, kontra atağa çıkarken ani yakalanıyor ve gol yemek hatta maçı vermek kaçınılmaz oluyordu. Ancak misimovic'in gelişi ile bu ofansif yükler kendisine, defansif yetkinlikler ise sadece o mevkiideki görevini yapması için Cana, M.Sarp, Ayhan, Barış gibi oyuncular arasında paylaştırılacaktır. Bu bağlamda da salt görevini yapacak oyuncular misimovic'in defansif eksikliğini pekala kapatabilir. O yüzden teknik ekibin bunu dikkate alarak barış, ayhan, sarp üçlüsünden oynayacak olanları geçen haftalardaki kadar ileriye koşular yapmak için görevlendireceklerini sanmıyorum.. Zaten üçünün ofans gücünü çarpsan bir misimovic etmiyor.

Böyle kilit bir oyuncuya kesinlikle ihtiyacı vardı takımın. Özellikle geçen haftalar; keita'nın satılışından sonra oyunu çözebilecek kilit bir oyuncunun eksikliğini tokat gibi yüzümüze çarpmıştı. Bursaspor maçında baros ve kewell endeksli hücum hattının nasıl çaresiz kaldığını ve düğümlendiğini hatırlayalım. Galatasaray'da artık gerek duran toplar, gerek uzaktan şutlar, gerekse öldürücü paslar ile heran her şeyi yapabilecek bu düğümü çözebilecek kilit bir oyuncu var. Ayrıca fatih terim'in felipe'ye ettiklerinden sonra şu koşmayan oyuncu geyiğinden ben nefret ediyorum. Allah aşkına o felipe bu gün galatasaray'a gelse kim "koşmuyor" diye yok felipe gelmesin diyebilir ? Şu da var Barış özbek'in ofansif yeteneksizliklerinden nefret ederim ama şu bir gerçek ki mücadeleci bir futbol yapısı var. Malesef ki sarp ve ayhan ile kıyas edersek elde avuçta kalan gözünü budaktan sakınmayan oyuncu kontenjanından geriye bir o kalıyor. Gereksiz maceraları denemeyip sadece defansif orta saha olarak takım içerisine monte edilir, Rijkaard'ın dediklerini yapmak dışında gereksiz işlere girmezse Cana ile beraber orta sahnın türkiye ligi kapsamında defansif yükünü çekerler. O yüzden şimdiden "her şey daha da kötü olabilir" tarzı felaket senaryoları ile kafalarımızı bulandırmadan böyle bir yeteneği ali sami yen'de izlemenin keyfini yavaş yavaş sürmeye başlayalım.

Related Posts with Thumbnails

Kimsin Sen ?

 
Super Mario Jardel - Template By Blogger Clicks