11 Haziran 2010 Cuma
Emektar Çubuk Anten
Gönderen
Mario Jardel
2
yorum
Etiketler:
Çubuk anten,
dünya kupası
Sidik Yarışı Başladı
Gönderen
Mario Jardel
4
yorum
Az evvel lig tv'de adnan polat'ın açıklamasını dinledim.. Misilleme sorusuna beklediğim cevabı da verdi..Zannımca en büyük aday semih şentürk, belki tuncay şanlı.. Göreceğiz.. Artık ihtiyaç duyulan bölgelere transfer yapmayı unutup milletle transferde sidik yarıştıracağız.. Baltalarımızı biledik.. Bravo.. Bazı taraftarlar arasında gittikçe fenerbahçeleştiğimize dair bir kanı vardı.. Yanılmıyoruz..
-Fenerbahçe'ye missileme yapacak mısınız ?
+Zamanı gelince bir şeyler düşüneceğiz...
Etiketler:
adnan polat,
transfer
10 Haziran 2010 Perşembe
Dos Santos İçin Neyi Bekliyoruz ?
Gönderen
Mario Jardel
0
yorum
Eğer satış opsiyonu hala kulüpte ise dos santos için ne bekleniyor anlamak mümkün değil.. Rijkaard onu istiyor, o kalmak istiyor kulübün elinde 6 milyon euroluk bir opsiyon hakkı var ( hala devam ediyor mu bilmiyorum) ama biz maceralar peşinde koşmayı tercih ediyoruz.. Günlerdir alamadığımız stoch'un fenerbahçe'ye kaçmasına zerre kadar üzülmedim ve sinirlenmedim zira karşı yakanın takımı zaten aziz yıldırım döneminde türkiye'nin en antipatik takımı olma hüvveyitini kazanmıştı, transfer ile de ne kadar sempatik olduklarını egolarını tatmin ederek bir kere daha göstermiş oldular.. Ümit ederim bu sene saçma sapan işler yapan yönetimin aklını başına devşirtir bu transfer de dos santos'un bonservisi alınması konusunda bir ümit ışığı belirir.. Neyi bekliyoruz gerçekten ? Opsiyon hakkını kaybedip 6 milyon euroya alacakken 10-15 milyon euroya kaçmasını mı ?
Etiketler:
Giovanni Dos Santos,
Stoch
9 Haziran 2010 Çarşamba
Rabbena Hep Bana Servet
Gönderen
Mario Jardel
0
yorum
Bu gün lig tv'ye yaptığı açıklamalardan sonra Servet Çetin'in futbolu tamamen kendisi için oynadığını kesinlikle kollektif bir futbolcu olamayacağını rahatlıkla söyleyebilirim.. Zaten kalli döneminde kazanılan şampiyonlukta saçma sapan sebeplerle birilerine bozulup doğru düzgün kutlamalara katılmamasından bu yana servet'in futbolu kimin için oynadığına dair kafamda soru işaretleri vardı.. Kardeşim bütün sezon çırpınmışın, şampiyonluk gelmiş taş olsa erir sen sevinmek yerine soyunma odasında birilerine hömkürmeyi seçiyorsun.. Servette ki futbol karakteri bizim bildiğimiz profesyonellik ya da forma aşkından oluşan amatörlük kavramlarından çok daha farklı bir durum.. Kewell'ın aydın gibi basiretsiz, kendinden bezmiş bir futbolcunun arkasında yedek kulübesinde kalmasına karşın bu durum ile ilgili en ufak dahi çatlak ses oluşturmaması sonucu gördüğümüz inanılmaz profesyonellik ya da sabri'nin galatasaraylılığındaki amatörlüğün kıyısından, köşesinden dahi geçmeyen farklı bir bireysellik, futbol anlayışı.. Nitekim bu günkü ifadeleri beğenilecek hiç hoş değil, onu da geçtim bir forması ne olursa olsun bir futbolcuya yakışmayacak nitelikte.. halen sözleşmeli olduğu kulübü için "keşke BIRAKSALAR da gitsem, benim 5 maç oynamam beni değil esas kulübü (kulübümü değil) olumsuz etkiledi, istenmemem benim menfaatimedir böylece daha rahat giderim" tarzı açıklamalar tamamiyle egoistlik ile tanımlanacak şeyler.. Bıraksınlar deyip 3. çoğul şahıs haline getirdiği kulüp kendisini sivas'tan alıp 8.5 milyon euroluk bir futbolcu haline getiren galatasaray kulübüdür. Benim 5 maç oynamam kulübü olumsuz etkiledi diyen servet bu sezon yaptığı hatalar ile kaç maç kaybettirdiğini bilmeyecek kadar saçmalamıştır.. Oynadığı taktirde de yapacağı hatalar ile aslında değerinden daha da düşüreceğini bilmemektedir.. Bu dakikadan sonra kulübünü üçüncü çoğul şahısa dönüştüren ve bıraksınlar da gideyim diyen bir futbolcunun kulübe hiçbir katkısı olamaz.. Zaten lucas'ın yanına yeni bir yabancı futbolcu transferi söz konusu olacağı için de kalması durumunda servet'te oynayamıyacağını az çok biliyor.. Gitme isteği bu sebepten ötürüdür ki daha çok perçinleniyor.. Ne diyebiliriz yolun açık olsun servet, kalli döneminde yaptıkların unutulacak şeyler değil ama 3-4 maç arka arkaya oynamadın diye köprüleri attığın takım galatasaray değil de hedeflediğin avrupanın kalbur üstü bir takımı olursa oralarda kalıcılığın galatasaray kadar olur mu onu merak ediyorum..
Etiketler:
Servet Çetin
7 Haziran 2010 Pazartesi
Karşı Yakadan Ne Farkınız Kaldı ?
Gönderen
Mario Jardel
0
yorum
Bu gün haber platformlarına Cassio Lincoln'ün galatasaray gibi etik değerlere önem veren bir takımda inanmak istemediğimiz bir iddiası gündeme düştü.. Lincoln galatasaray kariyerinin sonlandığı ve ego savaşında bülent korkmaz'a daha doğrusu derin galatasaray'a yenildiği hamburg maçından sonra o zamana kadar yönetimdeki en büyük destekçisi haldun üstünel'in soyunma odasında yakasına yapışıp amiane tabir ile " Sen galatasaray'ın 20 senelik kaptanına nasıl küfür edersin ulan!" diye tartakladığını iddia etti..Haldun üstünel'den bir yalanlama bekliyordum ama Üstünel az evvel olayın tamamiyle doğru olduğunu yalan olanın ise o an içki aldığı iddiası olduğunu bu gün dha'ya açıkladı..Haldun üstünel sezon başında yaptığı transferler ile hepimizin ağzına bir parmak bal çalmış burdan bu alenen belli oluyor.. İş kulüp yönetimi konusuna geldiğinde ise elimizde olan koca bir sıfır, amatörün de ötesinde soyunma odasına inilen iğrenç bir anlayış... Ortada etik değerlere hakaret varsa gereken cezanın kadro dışı bırakmaktan oyuncunun satılmasına kadar gideceğini hepimiz biliyoruz ama o zamanlar eyyamın en büyüğü yapılıp "lincoln ile aramızda hiçbir sorunumuz yok biz oyuncumuzun da teknik direktörümüzün de arkasındayız" açıklamaları yapılmıştı.. Bizim belirli bir kültürümüz vardı bir zamanlar.. Hani galatasaray etiği, galatasaray ilkeleri.. Bizim yöneticilerimiz soyunma odasına inmez, takıma karışmaz, yetkilerinin sadece idari anlamda olduğunu bilirdi.. Ucuz etin yahnisi ile paşalar gibi kavrulurdur, bizim değerlerimiz o yahniyi bile en iyi şekilde pişirirdi.. Hatta senelerdir karşı yakanın takımının başkanı soyunma odasına inip futbolcuları azarladığı, bizde böyle bir yönetim anlayışı olmadığından ötürü galatasaraylılığımız ile övünürdük, ilkelerimiz ile gurur duyar bu ilkelerin getirdiği başarıların tadını çıkarırdık.. Ama görüyoruz ki Adnan Polat'ın yönetimde ağırlığını koyduğu günden bu yana galatasaray ciddi şekilde fenerbahçeleşiyor.. Soyunma odasına giren yöneticiler, kendi kusurlarını görmeyip hakemlere bahane bulan başkanlar, göz boyama adına alınan transferler.. Meğer görmeyeli köprünün altından ne sular geçmiş, olaylar transferlerle nasıl makyajlanıp taraftar uyutulmuş haberimiz yok.. Şimdi kendimizi lincoln'ün yerine koyalım.. Kulüpte yabancılar hariç istisnasız hiçbir futbolcu sizi sevmiyor, yönetici bütün futbolcuların içersinde soyunma odasında kapıyı açarak bir anda yakanıza yapışıp sizi kepaze ediyor.. Ne yaparsınız ? Ne düşünürsünüz yabancı bir coğrafyada bu olaylar başınıza gelirse ? lincoln'ün sezon başında kampa katılmama boşluğunun altı daha bir dolmaya başladı... Hala nazlı, kaprisli diye suçlar mıyız bu sevgisizlik ortamında lincolnü ? Kulüp tarihinin en pahalı takımının sefillere oynamasının altındaki gerçekleri şimdi çok daha iyi görmeye başlıyoruz.. Hatırlıyorumda bir dönemler anelka'ları, appiahları, tuncay'ları elinde bulunduran karşı yakanın takımı gururlu, ilkelerinden taviz vermeyen bir başkana karşı şampiyonluğu vermiş galatasaray son maçta ilicler, necatiler, cihanlar, sabriler ile tarihe geçecek bir şampiyonluk kazanmıştı.. Şimdi karşı yakanın rolünü oynayan yöneticilerimiz malesefki aynı senaryoyu yabancı futbolcular üzerinde uyguluyor.. Sonra da takımdan, bu anlayıştan başarı bekliyoruz... Büyük transferler ama sezon sonu uefada 2 ön eleme oynayacağı için sevinme noktasına gelen bir takım.. Rahmetli başkana özellikle ribery'nin kaçırılmasından ötürü inanılmaz bir kin beslemiş, çok kızmıştım ama kazandırdığı başarılar getirdiği ilkeler ne kadar önemliymiş şimdi çok daha iyi anlıyorum.. Nur içersinde yat büyük başkan, senden özür diliyorum...
edit: Yazdıklarımdan sonra ligtv.com.tr'de hakan şükür'ün "lincoln'ü dövüyorlardı" açıklamasını gördüm.. Hakan'ın bu zamana kadarki hiçbir açıklamasını samimi bulmuyordum ama yöneticilerce kabul edilen bu olaydan sonra bu açıklamayı samimi bulmamak mümkün değil..
Etiketler:
Haldun Üstünel,
Yönetim
Kpss - Tasarı Eğitim Kurumları
Gönderen
Mario Jardel
0
yorum
kendileri hakkında uzun uzadıya birşeyler yazabilmek için artık uygun zamandır. bu eğitim kurumu ile yaklaşık 3 ay önce müşerref oldum.. yollarımın kesiştiği nokta ise kpss isimli sınavdı.. aslında ilk etapta kafamda dershaneye gitme fikri yoktu, nitekim tarih, coğrafya, türkçe gibi sözel dersler ezber yönüm kuvvetli olduğu için şahsım adına bir problem oluşturmuyordu ama ne zaman işin içine matematik girdi ve 2009 kpss'de çıkan kol soruları gördüm film o an koptu.. koptuğu an ise sınava 4 ayın kaldığı bir dönemdi.. he uzun gibi görünebilir ama sadece hafta sonu gidebileceğim için işin içine de matematik gibi geniş kapsamlı bir ders girince kayıt olduktan sonra özellikle matematik dersinde hocanın hızlandırılmış tur yapacağını yani konuları normal kapsamdan daha hızlı anlatacağını öğrendim.. yani benim için en önemli olan ders 4 ay içersinde sadece hafta sonlarında 2 saatlik süreçte 1 konunun anlatılabilmesi için hızlandırılmış tura tabiydi.. neyse dedim.. ilk haftalarda anlatılan üslü sayılar, köklü sayılar gibi konular ne kadar hızlandırılmış dahi olsa ea öğrencisi olan şahsım için anlayabilmek zor olmamıştı.. diğer dersler ise çokta problem çıkartacağını düşünmediğim için anlama ya da anlamamayı kafama takmıyordum. zaten dershaneye kayıt olana kadar tarih ve vatandaşlığı bitirmiştim.. neyse.. haftalar geçtikten sonra öğretmen kadrosu ve eğitimi ile ilgili fikirlerim kafamda daha da netleşmeye başladı.. nitekim artık öğretmen kadrosunu ilk kayıt olduğumuz gibi değil 3-4 aylık buranın öğrencisi olarak değerlendirebiliyorduk.. bu şekilde şu tarihe kadar geldik.. nitekim öğretmen kadrosu ile ilgili bilgi vermek gerekirse
coğrafya: sanırım tasarı'da 2 ya da 3 tane coğrafya öğretmeni var.. bizim derslerimize gelen coğrafya öğretmeni esmer, kısa saçlı bilgili genç bir öğretmen.. anlatımı konu hakkında bilgisi olmayan birini belki sıkabilir ama özellikle dağıttığı notların hakkını vermek lazım.. belki de bilgisayar bilgisi ile de doğru orantılı olarak çıkarttığı notlar çok iyiydi.. sınıf özellikle sayısalcılar anlatımından sıkılabilir ama dağıttığı notlara dahi çalışmak yeterlidir. piyasada fasiküllerce anlatılan ders kitapları arasında kaybolmanın bir mantığı yok
türkçe : bizim dersimize gelen türkçe öğretmeni uzak ara tasarı dershanelerinin en iyi türkçe öğretmenidir. canlı, sempatik, insanlara ismi ile hitap eden, müthiş espiriler yapan herşeyden öte birşeyler öğretebilmek için çırpınan öğretme kaygısı taşıyan süper bir adamdır.. hedefimde dershaneye gelirken türkçeye dair bir beklentim yoktu ama özellikle türkçe öğretmeninin sayesinde bilmediğim ve pratik bir çok şey olduğunu öğrendim.. notları da son derece açık ve nettir..özellikle türkçe konusunda sıkıntıları olan birçok sayısalcı arkadaş dahi bu öğretmen sayesinde türkçe'ye, paragraf sorularına sempati duymayı başarmıştır..
vatandaşlık: son zamanlarda ders programımıza eklendi. ilk etapta bu derse tarih hocasının geleceği söylenmişti ki gelseydi bu facia olurdu(sebebi az sonra) korktuğum olmadı. cep telefonuma mesaj gelince ilk hafta bu derse tarih öğretmeni gelecek diye gitme gereği duymadım ama sonradan giden arkadaşlardan aldığım bilgi ile hata ettiğimi anladım.. nitekim tasarı sadece vatandaşlık dersi için özel bir üniversitede öğretim görevlisi olan bir hukukçu ile anlaşmış.. anlatımı çok iyidir, vatandaşlık gibi sıkıcı bir dersi bile hukukçu olan bu öğretim görevlisinin dinlenebilir kıldığını rahatlıkla söyleyebilirim.. nitekim ders günü sınıfın tıka basa dolu olması da bunun en büyük ispatı..
matematik : bizim dersimize bayan bir öğretmen geliyor.. ilk konularda herşey çok iyi gidiyordu ama ne zaman iş problemlere geldi ve sınıfın yüzde 70'i tırtladı o zaman herşey altüst oldu.. belki dershane müfredatından ötürü birşeyleri yetiştirmek zorundadır, böyle bir baskı vardır ama temeli olmayan, hatta bu konuları kafasında tabu yapmış olan kpss mağdurları, sözelciler 2 saatte tabir yerindeyse bir çırpıda yetiştirilen 30 sorudan ne anlayabilir ki ? nedir bunun elzemi ? 10 soru 15 soru çözersin işin mantığını kavratırsın, öğrenci diğer soru tiplerinde zaten o mantığı kavrar ise çözümü otomatik olarak kendi bulur. ama sistem gereği yetiştirebilmek için 30 soruyu bir anda 2 saate yetiştirmeye çalışırsan malesef sınıf pek birşey anlamaz.. kısaca sayısalcılar için matematik öğretmenimiz iyidir hatta sözelciler içinde iyidir ama sözelciler ve matematikte sorunu olanlar problemler konusunda sorun yaşayabilirler.. bilmiyorum belki normal kur olsaydı daha farklı da gelişebilirdi bazı şeyler..
tarih: gelelim en sevdiğim ama dershanede dinledikten sonra kafamın allak bullak olduğu sinir olma noktasına geldiğim derse.. dershanede sanırım 3 tane tarih öğretmeni var.. bir bayan, iki erkek.. erkek öğretmenlerden birinin dersinin full çektiği konuyu çok iyi anlattığı söyleniyor ancak severek çalıştığım ve bitirdiğim bir ders olduğu için benim bu ders peşinde koşturmak gibi sıkıntım olmadı.. ancak diğer erkek tarihçinin anlatım yönünden zayıf olduğu ve dersin çok sıkıcı geçtiği diğer kurlardan gelen öğrencilerin büyük çoğunluğunun söylediği bir konu.. şimdi hemen bizim kurumuza gelen bayan öğretmen hakkında malumata geçelim.. dediğim gibi tarihi çok sevdiğim için bu ders ile ilgili bir sıkıntım yoktu ancak ne zaman bu bayanın karmakarışık, sınırlı bilgisayar bilgisi ile hazırladığı notlara gözüm takıldı kafam allak bullak oldu.. notlar o kadar yetersiz ve direkt ezbere göre hazırlanmış ki kpss müfredatından öte sanki lisede yazılı bir sınava hazırlanacaksınız.. hiçbir şekilde yorum yok, notları direkt olarak bilgilerden oluşuyor kpss müfredatından son derece uzak ve alakasız.. dersler ise bu karışık notların öğretmen tarafından kısmen okunması ile geçiyor.. hani lise müfredatına göre hazırlanan notlar dedik ya.. kendinizi sınıfta gerçekten bazen derslerde bir üniversite mezunu, tamamen kpss sınavına hazırlanmak maksadı ile buraya gelen bir mağdur olarak değilde lise öğrencisi gibi bulabiliyorsunuz.. söz gelimi bir soru sorduğunuzda bu öğretmen sizi " sen bıdı bıdı bilmem ne ile uğraşırken notlarına baksaydın onu notlarında görürdün" gibi gerekçe ile azarlayabilir.. sıkılıp dersten çıkmak istediğinizde "lütfen benim dersimde kaçmayın, kaçacaksanız benim dersimden önce kaçın" gibi bir gerekçe ile size kızabilir ya da arkadaşınıza bir şey söylemek istediğinizde " bir öğretmenin en sinir olduğu şey dersinde konuşulmasıdır" gerekçesini yüzünüze vurup sınıf içersinde sizi rencide edici uyarılarda bulunabilir.. buradaki insanlar üniversite mezunu ve nasıl davranılması gerektiğini, derste konuşulmaması gerektiğini ve bunun sinir bozucu olduğunu az çok biliyorlar.. ama herkesin içinde söylemek ve diğer insanların içersinde bunu vurgulamanın gizli bir tılsımı olsa gerek ? Ha birde ders arasında çıkmak isteyip hakkınız olan test ve ders notlarnı isterseniz "dersimi bölüyorsunuz" gerekçesi ile testleri vermediği de görülmüştür.. Hemde arada çıktığınız halde ! o yüzden tarih konusunda bir beklentiniz var ise bahsettiğim sınıfın full olduğu hoca dışındaki diğer hocalardan pekte birşey beklemeyin.. ihtiyaç, yediiklim gibi yayınlardan çalışmak hatta video.google'da ki pelin isimli öğretmenin anlatımı ile hazırlanmak kpss mağduru arkadaşlarımız için tarih açısından çok daha faydalı olacaktır..
dershanenin genel ortamından bahsetmek gerekirse: ben öğrenci işlerinde sıkıntı yaratacak bir durum ile karşılaşmadım, personeli iyi niyetli.. konuları yetiştirebilmek için çalışıyorlar bunu rahatlıkla söyleyebilirim.. misal bir kaç arkadaşımdan bazı kpss kurslarında derslerin boş geçtiğini dahi duydum.. nitekim tasarı da böyle birşey yok.. 1 ay kala kur açsa bile dersleri öyle ya da böyle yetiştirirler, olmadı ek ders koyarlar.. sınıfları iyidir, kantini yeterlidir bu açıdan da dershane hakkında olumsuz birşey söylemek haksızlık olur.. ayrıca istediğiniz derse girebilme gibi bir hakkınızda var.. misal burada kpss öğrencisisiniz gidin isterseniz dgs matematiğe girin hiçbir problem oluşturmaz... öğretmenlerin dağıttığı testler ise değişiklik göstermekte.. nitekim tarih testlerini hiç beğenmeme rağmen ( 4-5 tane kitapçık ve konuların pekişmesi için hazırlanan basit sorulardan oluşuyor bu testler ) matematik testleri güzeldir, türkçe testleri oldukça zor olup coğrafya biraz basit kaçmaktadır.. hoş bu işlere bir standart getirmekte zor zaten
hülasa buradaki eğitimimin son 1 ayına gelmiş biri olarak söyleyeceğim şu ki işinizi belli bir plan programa sokmak istiyor ve bunu yapacağınıza inanıyorsanız dershane size yardımcı olabilir.. nitekim 2-3 hafta sonra bir yığın biriken test ister istemez sizi o testleri çözme hususuna zorlayacaktır.. onun dışında bu konuda bir inancınız yok ya da olağanüstü bir beklentiniz varsa boşuna paranızı sokağa saçmayın.. zira bu dershanede size bir sihirli değnek deyecek ya da matrixte morpheus'un neo'ya yaptığı gibi kimse beyninize ders konularını yükleyecek değil.. klasik ama herşey sizin isteğinizde bitiyor.. o yüzden gerçekten faydalı olacağına inanacaksanız böyle bir yatırım yapın...
Etiketler:
dershane,
Kpss,
tasarı,
tasarı eğitim kurumları
3 Haziran 2010 Perşembe
Güngör'de Gider
Gönderen
Mario Jardel
1 yorum
Bu gün ajanslara Emre Güngör'ün Gaziantepspor tarafından resmen istendiği hatta Galatasaray ile anlaşıldığı işin bir tek Emre ile anlaşmaya kaldığına dair haberler düştü.. Kulüpten hiçbir yalanlama yok, kulislerde sezon sonundan beri Güngör'ün gönderileceği söyleniyordu nitekim iş son aşamaya gelmiş.. Galatasaray yönetimi ne yaptığını bilmiyor ! Müzmin sakat gökhan zan yangından mal kaçırırcasına sözleşmesi biter bitmez transfer ediliyor türkiye'nin en iyi defans adamı sakat gerekçesi ile kulüpten resmen postalanıyor ! Adnan Polat yönetimi yavaş yavaş sonunu hazırlıyor.. tüzük değişikliği girişimi ile liselilerin dolayısıyla muhalefetin tepkisi yeteri kadar çekilmişti bu saçma sapan ve kulübü başarısızlığa götürmesi alenen belli olan sözümona operasyonlar ile camia içersinde yönetime yapılan eleştirilerin dozu daha da sertleşecektir.. Ancak bu tepkinin kaynağı bu sefer liseliler değil taraftar olacak..tobbias'a senelerce tahamül edilmesine karşın avusturalya basınına defalarca galatasaray'da çok mutlu olduğunu açıklamasına rağmen yarım sezon içersinde muamma sakatlık gerekçeleri ile harry gönderiliyor, sonra alt yapıdaki potansiyel 4 yetenekli futbolcunun küme düşen takımın sol beki ile takası gündeme getiriliyor, daha dün keita'nın dahi gönderilebileceği dedikoduları ortada dönüyor şimdi de gaziantepspor başkanı emre güngör transferinin bitme noktasına geldiğini söylüyor.. Neler oluyor bize ? Bunun adı istikrar değil bunun adı tutarsızlık.. 2 - 3 senedir bu takımda olan, oynadığı zamanda ligin en kaliteli oyuncuları olduğunu kanıtlayan adamları sağlık kurulu skandalını görmeksizin göndermek midir istikrar ? Sakat diye oyuncu gönderip müzmin sakat adamları transfer etmek nasıl bir zihniyetin eseridir ?
Etiketler:
Emre Güngör,
galatasaray
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








