Hatırlarım fifa'nın 96 yılında varolduğu günden, futbol konusunda bilgisayardaki tekeli aldıktan sonra makineme yüklediğim bleem ismindeki emulator ile ilk defa winning eleven 4 ile tanışmıştım.. Hatta oyunuda tesadüfi eseri almıştım.. Oturduğum semtte playstation cd'leri satan bir yerde fifa dışında ilk futbol oyununu gözüme kestirmiştim o da winning eleven olmuştu.. Hatırladığım ronaldo soccer gibi bir oyun vardı ama onu bleem çalıştırmamıştı..
1 Aralık 2009 Salı
Pes Etmedin Fifa !
24 Kasım 2009 Salı
Rijkaard mı ? Antrenör Değil !
22 Kasım 2009 Pazar
Sistemin Adamı Olamayacaklar !

Tıpkı bir fenerbahçeli'nin ya da galatasaray'ın mağlubiyetine sevinen birinin ağzından dökülen sözler gibi ama malesef takım içersinde rijkaard'ın gazı bitmiştir daha doğru bir ifade ile profosyonel anlayıştan yoksun, bu anlayışla avrupada oynama hayalleri kuran bazıları rijkaard'ın taktik anlayışını tüketmiştir.. zaten 11 kişiden 3 kişi bir şekilde yan yana geldi mi haydi haydi yeter..
Sezon başında 1-0 ile yetinmeyen ayağa paslar ve kontra atakları affetmeyen 90'dakika izlemenin keyiften yetmediği bir takım varken bu gün 1-0 olsun bizim olsun anlayışının hüküm sürdüğü ve güzel futboldan uzak tamamiyle skora dayalı bülent korkmaz dönemi havasının estiği bir takım var.. Bu kesin ve net.. manisaspor maçı bunu teyit etmiştir. Birtek baros'un olmaması bu takımın oyununu bu kadar etkilememeli ya da keita'nın yokluğu rijkaard'ın sisteminin bir tek oyuncunun üzerine yığıldığı gibi bir yanlışlığı kabul ettirmemeli.. Ayan beyan ortada bazı futbolcular ile rijkaard'ın yıldızı barışmayacak.. İşin tuhafı ısrarla yaptıkları ile kafasını yiyecekler hollandalının..
1- Herşeye rağmen elano blumer'e sabır gösterilmeli evet bariz hatalar yapıyor, kritik top kayıpları takıma olağan dışı kontra ataklar yedirtiyor ama şu takımın kapasitesi artık elano blumer'in kötü oyununu bertaraf edecek kalitede öyle olmalı.. Nitekim ilk yarıda da fena değildi elano nitekim irdelenmesi gereken daha önemli konular vardır ki takıma elano'dan daha çok zarar veren ve elano'nun uyum sorunu gibi bir gerekçesi varken hiçbir gerekçe olmaksızın takımı, sistemi baltalayanlardır bunlar..
2- 28 yaşında galatasaray'a gelen mustafa sarp'ın 1 sene öncesine kadar şu takımda mehmet topal'dan fersah fersah üstün oynayacağını ummazdım ama bu gün golü yedirtmesine rağmen şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki 4 tane topal'ı yan yana koysan bir tane sarp etmiyor.. Bundan daha kötü bir topal göremiyeceğiz kesinlikle.. Diyarbakırspor maçında yedirdiği golden sonra bu gün doğru ya da yanlış yaptığı hareketin akabinde yedirdiği gol.. Onun dışında gerek defansif, gerek ofansif olarak son derece silik basiretsiz bir futbol.. Ne yaptığını anlayamıyorum topal'ın bir oyuncu bir teknik direktör değişikliği ile bu kadar "dökülüyor" ise bu oyuncunun kalitesi tartışılmalıdır.. Sezon başında ada'ya gideceği konuşuluyordu acaba ufak bir sistem değişikliğinde(öyle umuyoruz) bile bu derece sefillere oynayan topal everton'da ne yapacaktı ?
3- Ayhan akman ilk yarıda her zamanki gibi oyunun hızını kesen yegane adamlardandı.. hatta topal'dan daha çok göze battı hataları ile.. Olmuyor, yürümüyor ama işte onun gibi 3-4 adam yan yana gelince bir takımın çöküşü böyle gerçekleşiyor..
4- Belki bu gün göze batmadı ama şu kalitedeki bir takımın stoperi gökhan zan ile servet ikilisi olamaz. Olsa bile bu ikilinin şu takımda uzun pas atma gerekçesi kesinlikle yoktur.. buna sabri sarıoğlu'da dahil.. Sezon başında hiç olmadık şekilde son 4-5 maçtır bu adamlar ısrarla uzun paslar yapıyor ve ataklar sabun gibi eriyor.. Ortada birkaç tane geçerliliği olabilecek gerekçe var.. Birincisi ya rijkaard bu adamların 4-5 maçtır ısrarla saçma sapan uzun pas yaptıklarını görmüyor, ya bunu yapmalarını istiyor ya da bu ikili maç içersinde kontrolü kaybediyor.. Olacak şey değil ! Eğer sistemin kontrolünü kaybedecek ve yükünü taşıyamıyacaklarsa bu görev bilinci ile o bölgeye kesinlikle neşter vurulmalıdır.. Galatasaray'ın farkı arttırma çabaları mütemadiyen teknik beceriden yoksun adamların ( topal, sabri, gökhan, servet) uzun pas denemeleri sebebiyle eriyip gidiyor devamında da skora yatan bir takım ortaya çıkıyor.. Hepsini geçtim bu takım çıplak gözle gördüğüm en iyi defans ikilisini popescu bülent, song tomas, kısmende servet song ile yakaladıysa bu ikililerden en az birinin kaliteli yabancı olması galatasaray'ın ve türk futbolunun kabul göreceği defans anlayışı ile ilgili fikir veriyor olsa gerek..
5- Şu kalitedeki bir takımın 1-0'ın üzerine yatıpta yenilen golden sonra hakemin üstüne yüklenmesi utanç vericidir.. Gökhan zan, topal maçtan sonra hangi gerekçe ile hakemin üstüne yürüdüler anlayamadım zira hakem 5 dakika uzamayan maçı 5 dakika uzatarak belki birazda endirek vuruşun suçluluğu ile galatasaray'ın gol atması için elinden geleni yaptı.. Ama yine diyorum şu takım manisa karşısında üzerine yattığı skordan sonra hakeme çullanıyorsa bu kesinlikle utanç verici !
6- Bana bu nahoş başlığı attıran aslında tüm takım değildir, sisteme uymaktan öte olaya gaz anlayışı ile bakan, pofpoflanmalarla hadi koçumlarla giden, sistem disiplininden yoksun adamlardır.. Şu takımdan topal, ayhan, sabri çekilse ve rijkaard sezon başında alt yapıdan pişirdiği adamlara "ekstradan hiçbirşey yapmamalarını sadece kendi söylediklerini yapmaları" gerektiğini söylese herhalde bu toy adamlar rijkaard'a kafa tutup saçma sapan uzun paslarla, sisteme uymayan hareketlerle takımı bu kadar baltalamazlardı.. Şu açıkça görülüyor takımda bazı oyuncular bu taktiğin ve rijkaard'ın adamı değiller.. Bilmiyorum usta daha kenardan bunlara ne kadar dayanıcak
7- Bu disiplinden yoksun kısaca rijkaard'ın sezon başı röportajında farkedip söylediği " türk futbolunda herşeyden biraz var ama hiçbirşey tam değil" anlayışının ağırlığını hissettiren bu adamlar takım içersinde olduktan sonra ufak mucizler dışında tam anlamıyla işleyen bir taktik görmemiz malesef mümkün değil.. Artık buna inanmaya başladım.. Şu maçta en suçsuz ve haline en çok üzüldüğüm adamlar sistemi baltalanan rijkaard ve neeskenstir.. Eğer barcelona apoleti ile adam bir oyuncusunu agresif olmayın diye uyarıp oyuncusu ısınırken takımı geriyorsa, uzun pas atmayın dediği atamlar saçma sapan uzun pas atıyorsa daha nasıl lafını dinlettirebilir ki ? falakaya mı yatıracak ?
Şu fırsat kaçırıldıktan hele bu kadar rezil bir futbolla kaçırıldıktan sonra benim sezon başından beri düzelmeyen topal, 4-5 maçtır saç baş yolduran ayhan, bazı arkadaşların ısrarla geliştiğini iddia ettiği sabri, uzun pas atmaları ancak meşe odunuyla engellenecek gökhan zan ve servet olduğu müddetçe güzel oyundan ümidim yok, çok kötü kırıldı..
18 Kasım 2009 Çarşamba
Yiğit Şardan'ın Demek İstediği ?
2 Kasım 2009 Pazartesi
Nonda'ya Güvenmek

Takıma oynamaktan, salt yeteneklerini kullanmaktan ziyade birlikte oynamayı sevdiği topçularla oynayınca futboldan keyif alan asıl kabiliyetini o zaman kullanan aksi durumda ise ayaklarına betonları, demirleri bağlayan, futbola lanet ettirendir kongoludur shabani..
3 senedir bu takımda futbol adına, mevkiisi adına, galatasaray adına yaptıklarını, yapamadıklarını çok iyi biliyoruz.. Şampiyonluk golünü attığı sezon nonda'nın hakan şükür'ün gölgesinde kalmasına rağmen tadını damağımızda bırakan futbolu ile resitaline koyduğu harikulade bir noktaydı.. Ancak skibbe ve bülent korkmaz yönetiminde yapamadıkları ve o koyduğu noktaya yeni bir satır başıyla devam edememesi ? İlk olarak sözleşme uzatıp hazır paraya sırtını dayaması dedik ama nonda paşa 2009-2010 sezonuna öyle bir girdi ki %90'ına yedekte başladığı sezonun 10. haftasında süper ligin gol kralı oldu.. süper bir istatistik.. Hazır para alması sonucu sırtını eurolara dayaması tezi biraz çürür gibi oldu.. Ancak 2009-2010 sezonunda gözümüze başka bir şey daha takıldı.. Nonda'nın en iyi anlaştığı adam keita ile beraber oynarken gösterdiği istek ve olmadığı maçlarda sahada yapabildikleri.. İşte anahtar buradaydı.. Bir analiz yapılır nonda'nın rigobert song, abdul kader keita ile oynadığında koşma, isabetli şut, pas gibi istatistikler ortaya konulur bunlar oynamadığı zamanki istatistikler ile karşılaştırılırsa dediklerimiz alenen teyit edilmiş olur..
Eğer shabani nonda'nız varsa kısaca "kanka" sı olacak futbolcunuz sahada olmadığı müddetçe 10 kişi oynamaya muktedirsiniz.. Ha ben nonda'dan yararlanmak isterim derseniz kongolu kamyon şoförü ya da kömür işçisini bile sahaya koysanız nonda motoru takar.. Verim dediğimiz şey nedir ? Oynama şevki, isteği ve hırsı ile ortaya çıkan bir olgudur... Yani gol kaçırsa rezalet bir bitiricilik yeteneğine sahip olsa bile milan baros'un her zaman yaptığı gibi rakip defansın gardını düşürüp kewell'a, arda'ya gol attırmaktır.. Santrafor mevkiinde dikilip rakip defansı kariyerinin en kolay maçına çıkartmak değildir.. Bazı şeytani (!) futbol beyinleri de bunu görmekten aciz futbol zekaları ile baros'a dürbünün tersi, nonda ya oturdukları yerden dürbünün düz tarafından bakarak rijkaard'a sallar.. Neyse tekrar nonda ya dönersek..
Nonda istenenleri, kalıbından futbolculuğundan beklenenleri ne zaman yapar ? 2 sene önce aynı toprakların futbolcusu olmaktan ötürü büyük yakınlık kurduğu rigobert song oynadığı zaman yapar.. Bu sene abdul kader keita oynadığı zaman.. Bunu görmekte öyle aman aman futbol analizcisi olmayı gerektirmez.. Geçen sene kendi kıtasından, dilinden bir oyuncu olmadığı zaman nonda'nın ne derece sefillere oynadığını ve kendine lanetler ettirdiğini biliyoruz.. Peki bu sene ne değişti ki nonda maçların %90'ına yedek çıkmasına rağmen şu an gol kralı ? ya da 2 sene önce geçen seneki nonda'ya göre ne değişikti ? Çok basit vatandaşı sayılacak bir keita geldi, geçen seneninde reçetesi çok basit rigobert song gidince takım içersinde anlaşabileceği futbol oynamaktan keyif alacağı bir adam kalmadı.. Öyle nefret duydu ki futbola adım atacak takati hissetmedi nefret ettiği gibi bizlerede ettirdi.. potansiyelini sahaya sürerse yedek çıktığı maçlarda bile gol krallığına oynayacak bu adamdan yararlanmak malesef sizin teknik, taktik zekanız kapsamında olacak birşey değildir sözün özü.. kendisine bağlıdır..
Bu gün bir halı saha maçına gittiğimizde, hatta futboldan uzaklaşalım yeni bir işe girdiğimizde bile patronların afrasına tafrasına birlikte göğüs geremiyeceğimiz, anlaşamayacağımız iş arkadaşlarına karşı beraber hareket edeceğimiz bir insanın varlığı olmayınca yaptığımız işten keyif alamayız, o işe girdiğimize lanet ederiz.. sonuçta bu işin sonu sırf parası için katlanılmak zorunda kalınan işte o işi sevmemekten dolayı oluşan hataların neticesinde kovulmaya kadar varır.. Birde olaya tam tersten bakarsak.. gün içersinde işlerimizi beraber yapabileceğimiz, aynı memleketliniz, halinizden anlayan, iş çıkışında bile beraber vakit geçireceğimiz, beraber olmaktan büyük güven duyduğunuz bir dostun varlığı nasıl bir motivasyon kazandırır ? Acaba o zamanda yaptığımız işten aldığımız tatmin bu kadar az olur mu ?
Açıkçası nonda'nın anlaşabileceği adamlar olmadığı müddetçe saha içersinde salla başı al maaşı zihniyetinden vaz geçeceğine ihtimal vermiyorum.. 3 senede bizim gördüğümüz karakterin kökleri ta kişiliğine kadar uzanıyor nonda'nın.. Skibbe dönemindeki nonda'nın fransa basınına verdiği demeçlerde skibbe'ye "bizi çalıştırmıyor, iyi bir teknik direktör değil, yanlış taktik veriyor" minvalinde laflar ettiğini biliyoruz.. Peki böyle düşünen, hocasını sevmediği açıkça belli olan bir adam takımın başındaki hocanın kellesini kurtaracak şeyler yapabilir mi ? Geçen seneye şahit olanlar bunu bir kere daha düşünmeli, dikkatle tartmalı..
26 Ekim 2009 Pazartesi
Aydın Yılmaz Üzerinden Kör Talih

Koca bir analizi kendi ismine yazdırmayı başarmış futbolcumuz oldu dünkü maçtan sonra Aydın Yılmaz.. Umarım hala futbolcu olduğunu zanneden, süreklilikle kendini geliştireceğini düşünen, Arda'dan daha yetenekli olduğunu zannedenler dünkü maçtan sonra kendisi hakkında bir fikre varmıştır..
Galatasaray gibi bir takımda oynamanın temel kriterleri nelerdir ? Kulübede otursan bile, önünde daha iyi oynayan bir adam olsa bile türkiye'nin en iyi 3 futbolcusundan biri olmaktır oynadığın mevki itibariyle.. Önünde keita olsa bile onu zorlamaktır.. Anadolu takımına gittiğin taktirde orada sırıtmaktır, barım barım büyük futbolcu oluğunu bağırmaktır.. Peki aydın şu an türkiye'nin mevkiisi itibariyle kaçıncı futbolcusu ? Kendisini ön plana çıkartan kriterleri nelerdir ? Biraz bunlardan bahsetmek gerek..
Hepimiz en azından yaşı 4-5 sene öncesini hatırlamaya müsait olanlar aydın yılmaz'ın gerets döneminde konyaspor maçında yarattığı mucizeyi biliyor.. Dakika 90, yapılan şık bir vucut çalımı ve 17 yaşındaki bir çocuktan beklenmeyen belki de şut auta gitse ayhan'dan, hasan şaş'tan asrın ayarını yemesine rağmen bir sorumlulukla çekilen şut ve mükemmel bir gol.. İşte aydın yılmaz bu maçta öyle bir parlatılıp önümüze sunulmuş, sonraki maceralarında galatasaray'a karşı oynadığı toplar ile öyle bir gözümüzde büyütülmüştür ki şu an türkiye'nin mevkiisinde en iyi 3 futbolcusundan birinin oturması gereken yerde aydın yılmaz oturmaktadır, keita'nın alternatifi olmaktadır.. İşte aydın yılmaz'ın orda oturmasının tek sebebi bu iki olay ve üçüncü sınıf bir israil takımına karşı oynadığı toptur.. Eğer benim hatırlamadığım ve aydın yılmaz şu şu sebeplerden bu kulüpte, bunu yapmıştır diyen varsa beri gelsin.. Belki de gs altyapsından çıkan her futbolcunun arda turan muamelesi görmesidir, kim bilir ?
Gelelim galatasaray için fenerbahçe maçının önemine.. Bir galatasaraylı için futbolcularda dahil olmak üzere bu maçlar artık öyle böyle bir maç değildir.. Artık iş öyle bir hale gelmiştir ki taraftar içinde ciddi bir kitle galatasaray'ın kadıköy'de feneri temiz bir futbolla, sırtını yastığına dayayarak rahat bir oyunla yenmesini ligte 8. 9. olmasına tercih eder duruma gelmiştir.. Bunun en temel sebebi de galatasaray'da ki asari antika yapılanmasının en önde gelen isimlerinden olan özhan canaydın'dır.. 10 senede 3 avrupa şampiyonluğu bilmemkaç lig şampiyonluğu, bilmem kaç kıtalararası kupa gibi hedefler koyup bu hedeflerle yüzde yüz çelişen futbolcu transferleri, yönetim anlayışı ile taraftarın gazını alan bu yapılanmadır.. Nasıl bir afyona tutulmuşsak bizde o zamanlar batista'lar ile almaguerler ile, cristianlar ile fatih terim'in uefa kupası apoleti ile bunun gerçekten olacağına inanmıştık ama 6 kasım bir tokat gibi çarptı yüzümüze.. Tabi burda fatih terim'in 9 senelik ve halen çözülemeyen büyüsünü de es geçmemek gerek..
Canaydın ekolü ne yaptı ? İlk olarak şampiyon yapmasına, 2-3 kuruşluk adamlarla takımı barça'yı parçalatmanın eşiğinden döndüren lucescu'yu sepetledi.. Ha elbette sepetlenme sebebi o zamanlarda canaydın'ın dediği "gönüllerin teknik adamı" olunca bu işe kimse hayır diyemedi.. itiraf edeyim bunları büyük bir pişmanlıkla söylememe rağmen ben bile terim'in o basın toplantısnı inanılmaz bir heyecan ve umutla izledim.. Peki sonrası ? Terim geldi, şahşahalı bir basın toplantısı canaydın'ın sözlerini teyit edercesine vaatler vs.. Daha sonrası ? sıradan transferler ve fatih terim'in egosu sebebiyle lucescu'nun kurulu düzenini tarumar edercesine yaptığı kadro hamleleri.. Herşeye rağmen transfer çöplüğünde piyangodan çıkan felipe gibi arada çıkan iyi futbolcuların egosu sebebiyle başını yemesi ve sonrasında kadıköy'de vedatlar ile batistalar ile yedi düvelde 3 kupa vaadiyle çıkan takımın faciaya uğrayıp dibe vurması.. Bu muydu özhan başkan ? Bu muydu terim ? Neden bu soruları soruyoruz ona gelelim.. Çünkü bu gün galatasaray camiasının üzerinde bu 6-0 olayı bir tranva oluşturmuştur.. 20. dakikadan önce yenilen her gol taraftarın aklına 6-0'ı getirmekle kalmayıp futbolcunun da psikolojisini alt üst etmektedir.. acaba yine fark mı yiyeceğiz endişesi yaratmaktadır.. Bunun içersinde garip şekilde yabancı futbolcularda vardır.. İşte bu 6-0 tranvası galatasaray'ın 1-0 değil o statta maça 3-0 mağlup başlamasının temel sebebidir.. Bu mirasları da bize bırakan canaydın ile terimdir.. 6-0'lık maçın taktiğinin 4-0-6 gibi bir şey olduğunu söylersem herşey ortaya çıkar sanırım.. Birde terimden, tranvadan önceki lucescu dönemine bakalım.. yaklaşık 20 dakika 7 kişi oynamasına rağmen gol yemeyen bir takım..
Konuyu fazla dağıtmadan hemen bu güne geri dönelim.. Açıkçası rijkaard gelmesine rağmen ufak bir kitle umut taşısa da yine taraftarın büyük çoğunluğu maçtan ümitsizdi.. Zira santradan sonra 7-8 dakikada yağmur gibi gelen 3-4 fener atağı herşeyi ortaya koydu, umutları kırdı.. Evet bizimkilerin bu sahada elleri ayakları titriyor, olmuyor, büyüleniyor.. Sigmon Freud'u canlandır terapi yapsın yine olmaz.. Bu bağlamda rijkaard'ın maçtan önce "tahriklere kapılmayın, kendinize hakim olun" telkinleri tabii ki işe yaramaz.. Bi kere geçmişte stattan ve o statta karşımıza çıkan formadan dolayı tranva oluşmuş beynimizde.. bu dakikadan sonra düzelmesine de ihtimal vermiyorum.. Stadı yenemiyoruz, tranvanın önüne geçemiyoruz.. Kurşun gibi üstümüze çöküyor o ağırlık..Eminim ki galatasaray tarihine bakılırsa koca kulübün o olaydan sonra böylesine seri kötü futbol oynadığı görülmemiştir.. Bu da herşeyi doğruluyor.. Neden anadolunun sıradan takımının bile en azından bir beraberlik koparttığı statta bu takım 9 senedir beraberlik bile alamaz ? Neyse nitekim maçın 10 dakikalık seyri herşeyi açıkladı maç fenerindi.. Esas soru bu 7 dakikada bulunan 3-4 net gol pozisyonu maçın içine yayılacak mıydı ? Gol de geldi.. Hala anlam veremediğim, mantık boyutuyla açıklamasını yapamadığım mistik sebeplerden olmasından şüphelendiğim olaylar burda da gerçek oldu.. Takımın en iyi oynayan iki yabancısı da türklere uydu.. Franco döküldü, keita döküldü.. Perişan edeceğini düşündüğümüz carlos maçın yıldızı oldu, keita'yı oynatmadı üstelik keita oynayamamasının yarattığı agresiflikten ötürü carlos'a yumruğu çaktı ve atıldı.. nitekim kaçınılmaz son da gerçek oldu.. Ama bu sefer bir istisna vardı..
Bütün rezalete rağmen 87. dakika bu zincirin kırılması açısından rijkaard'ın dediği gibi milat, maçın kırılma anı olabilirdi.. Orda da bizim parlattığımız medet umduğumuz, futbolcu sandığımız aydın yılmaz devreye girdi.. İşe rijkaard açısından bakalım bu noktada.. Elano oyundan düşmüş, keita atılmış, arda yine büyük maç kurtaramamış.. Kulübe de diri kuvvet olarak görünen ve mevkisi el veren tek adam aydın yılmaz.. Rijkaard'ta onu yapıyor.. Aydın'ı alıyor dökülen elano'nun yerine.. Ama ne olduğu aydın'ın ne kadar futbolcu olduğu dakika 87'de ortaya çıkıyor.. Sıradan anadolu futbolcusunun bile uzak köşeden, hatta yakın köşeden sağ üst tarafa vurarak rahatlıkla gol yapabileceği bir pozisyonda aydın yılmaz topu dağlara taşlara yolluyor.. Bir an sabri mi bu diyoruz ama saçlardan dolayı anlıyoruz aydın olduğunun.. Önünde kimse yok, topa vurmak için geriden koşarak tüm kuvvetini toplamışsın.. peki vurduğun yer neresi ? Tecrübesiz desem değil.. Bu kaçıncı fırsatı.. Eee nerde peki o konyada mucizeler yaratan Aydın.. Üzülerek söylüyorum ki demek o gol tesadüfi bir golmüş dostlar.. allahın bir lütfuymuş.. başka bir şey değil.. Sonradan gelişen süreç bize bu aydın yılmaz'ın futbolcu olmadığını göstermiştir..
Galatasaray altyapısı diye parlatılan oluşumdan çıkarttığımız kaçıncı kazma buna rağmen inanılmaz bir çelişki ile kendisine inanılmaz forma şansı verilen kaçıncı genç oldu bu ? İkinci bir mehmet güven faciasıdır kendisi.. Rijkaard'ın dediği doğrudur.. Galatasaray'ın berbat futbola rağmen belki de geleceğinin, makus talihinin kırılma anına aydın yılmaz'ın kazmalığı imza atmıştır iş bu kadar basit..
Büyük ustanın tek kalemde bir futbolcuyu sileceğini sanmıyorum ama bu pozisyonu üstüne basa basa basın toplantısında söylediyse aydın yılmaz hakkında kafasında birşeyler oluşmuştur bana kalırsa.. Aydın yılmaz'dan daha yetenekli bir serdar eylik galatasaray'ın o kanatta aradığıdır ve olması gerekendir.. Ümit ederim bu maç galatasaray için aydın yılmaz'dan kurtulma miladı olurda ikinci bir sabri sarıoğlu yetiştirmeden takımdan gönderilir..
Son olarak hakemden medet umup mağluibyete sığınmak galatasaray'a yakışmaz.. Herşeye rağmen galatasaray'dan istenen öyle bir futboldur ki sahaya rakiple birlikte hakemide gömmektir.. Ama galatasaray bu gün feneri gömemedi ki hakemi gömsün ? Bu sebepten veryansınlara katılmıyorum.. Evet takım mağlubiyeti hak etti ama 87. dakika farklı olsa bu gün 10 kişi ile galatasaray'ın yankıları çok farklı olabilirdi..
16 Ekim 2009 Cuma
2 Tane Daha Sektirseydin Keşke Lincoln !

Acıyorum bunlara ben, hakikaten acıyorum özellikle yaptıklarından çok çenesi iş yapanlara.. hani birşeyler yapamazsın ama akil bir adam olursun, haddini bilirsin, yaptıklarının yapamadıklarının farkında olursun, konuşmazsın sırf sustuğun için bile saygınlık kazanırsın alay konusu olmazsın o da yok.. Misal hakan şükür polemiklerinden sonra bile ortada "bar bar konuşmaması" ile ersun yanal o zaman olmasa bile futbolu bırakan hakan şükür'ü gördükten sonra şu an bunlardan çok daha büyük saygınlık kazandı, fatih terim, mustafa denizli'den sonra bu ülkenin adı geçen en saygın adamlarından biri olmasında çenesine hakim olmasınında payı büyüktür.. Neyse konumuza geçelim.. Mevzu bahis Yanal değil..
Dile kolay Anadoluda 4 büyük takım haricinde bütün takımları çalıştırıp bir tek takımda bile 2 sene hoca olarak üst üste kalamamak( 3 sene kaldığı varsa bana hatırlatırsa pek memnun olurum), gittiği her takımı mütemadiyen küme düşme potasına sokarak belalarla, sövülerek kovulmak ciddi bir teknik direktörlük aciziyetidir.. Buna karşın sadece bizim güzel ülkemizde olan bir paradoks olmakla beraber küme düşme potasına giren, kalbur üstü, vasat erdoğan'dan daha önce kuyruğu yansın yanmasın her türlü takımımız yine yeni yeniden kendisinden medet umarlar.. Ne yapmıştır erdoğan arıca bu güne kadar biraz bakalım wikipedia'yı kaynak göstererek..
"2006/2007 sezon ortasında Gaziantepspor'un teknik direktörlüğüne getirilmiştir. Oradan istifa edip 2007/2008 sezon ortasında Çaykur Rizespor'un teknik direktörlüğüne getirilmiştir. 2007-2008 sezonunun bitmesine kısa bir süre kala Çaykur Rizespor'la ayırdıktan sonra 2008-2009 sezonunun 10. haftasında Hacettepe'nin teknik direktörlüğüne getirilmiştir."
Dikkat edilirse wikipedia'ya biografisini yazan arkadaş bile kendisinin 2006-2007 yılından önceki jet teknik direktörlüğüne yetişememiş.. Önceki kariyeri "daha önce de birçok anadolu takımını çalıştırmıştır" denilerek kestirip atılmış.. Şimdi olaya biraz daha derinlemesine bakalım.. Misal kulüp başkanısınız ve kalburüstü takımınızı çalıştırmanız için teknikdirektör seçmeniz gerekiyor.. Bir tarafınızda futbolu bıraktığı 1990 yılından beri( 20 yıl geçmiş sanırım) teknik direktör olarak en iyimser 20'nin üstünde takım çalıştıran, tek meziyeti milli takımımızın şerefli mağlubiyetler aldığı, ingiltere'den 7-8 yediği dönemlerde 30 kez milli takıma faal futbolcuyken seçilmiş olan bir "teknik" adam.. Diğer tarafta türk futbolunun altın çağında futbolu bırakmış, en kaliteli teknik adamlarla çalışmış, bu dinazorlardan sıyrılıp şans bekleyen ve erdoğan arıca'yı zannımca tek kerameti olan "milli olma düzeyinde katlayan" tecrübesiz, başarıya aç bir teknik adam.. Bir nevi şu aralar dünyayı saran, koca milan'a bile ilham veren mini guardiola emsali.. Hangisi sizce ? Denenmiş ve defalarca başarısız olan mı, denenmeyen başarılı olması arıca emsallerinden daha yüksek olan bir hoca mı ? Hani en basitinden teknik direktörlük kriterinde milli olmak baz alınsa diyelim.. Bunlara 20 senede 20'den fazla şans verilip hala da verilmeye devam ediyorsa ve bundan sonra da verilecekse futbol ulemaları "bu ülkede biz futbolcudan öte teknik direktör yetiştiremiyoruz" demesin lütfen.. Turkcell super lig senelerdir ismini duyduğumuz aynı adamlarla dönüyor, dönmeye de devam edecek..
Ha bütün bunları şunun için söylüyoruz.. Az çok galatasaray bloglarını takip edenlerin bildiği üzere jet erdoğan anladığımız dille "rijkaard'ta bir keramet yok bakın rijkaard'tan sonra hiçbir teknik direktörlük tecrübesi olmayan guardiola barça'yı nerelere getirdi" buyurmuş.. Sana lincoln'ün sektirdiği toplar fazla gelmiş be erdoğancığım, hala hazmedememişsin bak kızılay maden suyu ciddi atılım içersinde fazla da pahalı değil git bi ondan iç soğuk soğuk, ferah ferah.. Hani 4-5 kere daha sektirse acaba daha neleri tartışacaktın merak ediyorum.. Ya da biz yanlışız zaten galatasaraylı blog yazarları rijkaard'a dokunulmazlık verdi ya.. Doğru canım, dokunun dokundurun bol bol haklısınız.. Erdoğan görmüş doğruyu işte.. Senin, benim 2 günlük bebe guardiola'nın bile şampiyon yaptığı takım ne de olsa.. Analize ne hacet
http://chaogrey.blogspot.com/2009/10/usta-sen-ne-yaptn-yahu.html
http://objektifanatik.blogspot.com/2009/10/erdogan-arca-frank-rijkaard-napms-ki.html



