Gelmeden önce büyük çoğunluğumuz, en azından leo'nun ispanya performansını takip etmeyen sayısı azımsanmıyacak bir kitle olarak gamlı baykuşluk yaptık.. yılların kalecisiyiz ya en büyük ihtisasımız da halı sahalarda, sokak maçlarında kalecilik yapmak.. fenerbahçe'li çevreninde gazına kapılarak seneler önce bıyığı terlememiş bir kaleciyken yediği 3 tane aşırtma golünden ötürü arjantinliyi sami yen'in kalelerine layık görmedik..
Zaman geçti sezon başladı.. Önce arjantinli antep karşısına çıktı.. Yine gamlı baykuş olduk, hala aklımızdan mazi çıkmadı.. yediği uzaktan golü önde durmasına bağladık.. Haftalar ilerledi, leo(aslan) her geçen gün kaleye daha da ısınmaya, doğru orantılı olarakta muhalif olan herkesi susturmaya başladı.. İnanılmaz kurtarışlar, jeneriklik blonjyonlar, maçın gazına stresine heyecanına kapılmayıp kenardaki ustanın sözünü harfiyen uygulayarak ısrarla topu oyuna eliyle sokması gibi özellikleri beşiktaş maçında tavan yaptı.. Leo bizi mest etmişti gün geçtikçe zirveye doğru çıkan grafiği ile.. Ayrıca de santcis'te sıklıkla karşımıza çıkan olmadık zamanlarda olmadık goller yeme sorunsalı leo'da şu ana kadar hortlamadığını rahatlıkla kabul edebiliriz.. Bunun ismi de istikrardır..Keza almanya'da ki hamburg maçını kurtaran santcis, ali sami yen'de turun almanlara gitmesinin en önemli sebeplerinden biri olmuştu istikrarsızlığı sebebiyle.. Ne olursa olsun galatasaray'ın şu anki yapısına en uygun kaleci belli bir istikrarı olan kalecidir, bir maç 10 beygir gücüyle oynayıp, sonraki maç kova yaşar olan kaleci değil.. Elbette bir kaleciyi bir maçlık hataları ile idam sehpasına götürmek, emek hırsızlığı ile suçlamak yanlış hele hele bu adam italya'nın sayılı kalecilerinden biriyse..ama santcis'in bu tip arızaları sezon içersinde oldukça fazla nüksediyordu.. leo'nun ortalama 10 haftalık performansı ile santcis'in 10 haftalık performansı karşılaştırılırsa dediklerimiz daha net anlaşılır.. En azından olayın istikrar yönü alenen ortada.. hangisi daha istikrarlı ?
Söz hazır karşılaştırmalardan açılmışken son 15 senede galatasaray tarihine ismini altın harflerle yazdırmış iki adamdan bahsetmemekte olmaz.. Tabi biri mondragon, diğeri taffarel.. Leo'yu 10 haftalık bizlere sunduğu kalecilik vasıfları ile değerlendirirsek ikisindende biraz alan ama gerçeği kabul etmek gerekir ki ne mondi ne de tafo olan bir kaleci.. Oyuna topu iyi sokması ile taffarel'i andırıyor ama öyle ya da böyle bu efsane ile karşılaştırmak için 10 haftalık periyot çok erken.. Keza jeneriklik kurtarışları ile de mondi'yi andırıyor.. Ancak tıpkı tafarel'de olduğu gibi kolombiyalı ile de karşılaştırmak için çok erken.. zira bu iki kaleciden biri 4 yıl diğeri 7 yıl aralıksız bu takımın formasını giyerek kendilerini bizlere tanıtmak hatta ezberletmek için yeterli bir süre ülkemizde kaldılar.. Bu efsanelerle karşılaştırmak istikrar dışındaki diğer özelliklerini de net olarak görebilmemiz için leo'nun en az 2 sene kalede olması gerekir.. Ama ilk etapta şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki mondragon'dan sonra oluşan o boşluğu santcis'te dahi gitmeyen güvensizliği ortadan kaldırdı arjantinli..
Önünde defans olmadığı müddet kaleye değil franco gordon banks'i koysan kasımpaşa karşısında bile 5'lik olur.. Nitekim son maçlarda yenilen gollere de bu bağlamda bakacak olursak oyun disiplininden yüzde yüz kopmuş bir defans ve orta saha hattının gerisinde leo'nun yediği gollerde hiçbir hatası yoktu.. Leo iyi bir kalecidir, ispanya'da en uzun süre forma giyen yabancı apoleti ile galatasaray'a gelmiştir, boş değildir.. İstikrarlı olması bunun en büyük kanıtıdır.. ha mondi ya da tafo olur mu ? bekleyeceğiz..
13 Ekim 2009 Salı
Aslan Franco
7 Ekim 2009 Çarşamba
Elano Blumer

Henüz eleştirmek için çok çok erken olan futbolcudur elano blumer, tıpkı hollandalı hocası gibi.. hele hele bu adam bu topraklarda futbolun profosörü olarak bilinen "lucescu" nun yere göğe sığdıramadığı, brezilya teknik direktörü dunga'nın kesinlikle vazgeçemediği hatta kaka'nın önünde duran toplarını teslim ettiği adamsa orda futbolculuğunu sorgulamadan önce bir kere daha durmak gerekiyor..
Nedense bizim millet adam topu ayağına alsın, daha ilk maçında hagi gibi alex gibi zımbalasın, kaleciyi de içeri soksun, fantazi yapsın, rövaşata yapsın, amuda kalksın, aşırtsın falan istiyor.. Hadi onu da geçtim en spesifik örneği şu ki "ey dostlar bu adam brezilya milli takımında zaman gelip daniel alves'i kesen adam, hatta dünya derbisi arjantin maçında alves'i kesti". bazı kesimlerce maldonado ile eşdeğer tutuluyor akıl alır gibi değil.. Gerçeği kimlerin eşdeğer tuttuğu da belli..
Hepimizin bir karakteri, hepimizin binbir türlü huyu var.. Evet insanız ama karakterlerimiz farklı.. Kimimiz kendimizi yabancısı olduğumuz bir ortamda rahat hissetmez, söylemek istediklerimi söyleyemez, rahat hareket edemeyiz.. Çünkü bu bizim karakterimizdir ve yabancısı olduğumuz bir ortam ister istemez alışana kadar alışma süresi içersinde bizi gerer.. Belki bu ortamda yapmamamız gereken bir sakarlık, söylemememiz gereken bir söz söyleriz.. Gerginlikten panik heyecan yaparız.. Sonra şöyle bir kendimizi tarttığımızda lan ben bunu nasıl söyledim ? Bu sakarlığı nasıl yaptım diye dövünür, düşünür dururuz.. Belirgin bir örnek daha vereyim daha önce hiç gitmediğiniz bir ülkeye gidip tanımadığınız insanlarla, farklı kültürden, farklı dinlerden arkadaşlarla kaynaşmak zorunda olduğunuzu düşünün.. Kaç kişi rahat ve güvende hissedebilir kendini ?
Olayı yeşil sahalara indirgeyecek olursak yabancısı olduğumuz bir yerde rahat hareket edememiz en azından o ortama alışana kadar rahat olmamamızın bir benzeri bu karaktere sahip bir futbolcu için sakın alışana kadar tam olarak futbolunu, yeteneklerini baskı ve karakter unsurları sebebiyle ortaya koyamamak olmasın ? Bir an için yetenekli ama sosyal ortamlara alışmakta güçlük çeken içimizden bir insanla karakterini sahaya yansıtmakta güçlük çeken forma numarasında 9 yazan futbolcuyu karşılaştıralım bir fark var mı ?
olayı daha da derinleştirirsek zamanla insan kendini bulunduğu ortama, yeni arkadaş çevresine ve yeni ortamına alıştırdıkça daha rahat hareket etmesi en azından karakterini daha rahatlıkla ortamına sunması kaçınılmaz bir gerçektir.. Bu zamanın getirdiği rahatlık payının ismi de hepinizin taktir ettiği üzere alışmadır.. Peki şimdi bu durumu henüz yeni girdiği, farklı bir futbol kültürü ile tanışan 9 numaralı futbolcu ile karşılaştırırsak ? Karakter olarak bir fark var mı ?
Zaman herşeyi gösterecektir, alışma payının ne kadar sürede geleceğini de gösterecektir, uyum ve uyumsuzluğu da gözler önüne sunacaktır.. Ama bunun içinde bu ülkenin futbol kültüründe pek yeri olmayan bir şey gerekiyor o da sabır.. Daha 2-3 sene önce şampiyonlar ligi kupasını havaya kaldıran, guardiola'nın bile kabul ettiği eşsiz sistemi kuran insanları acımasızca eleştirenlerin ülkesinde istenebilecek en son şey herhalde.. dünyanın futbol ülkesi, beynin hünerli ayaklara en iyi şekilde hükmettiği futbolcuların yeri olan brezilya'da ki kafalar maldonado ile karşılaştıranlardan çok daha büyüktür..
2 Ekim 2009 Cuma
Mehmet Topal Aranıyor !

İnsanlar farkındadır herhalde.. Sadece galatasaraylılar değil galatasaray dışında bir takımı destekleyen az çok futbol bilgisi olan kişilerinde gözünden kaçmayacak bir gerçek var ki mehmet topal inanılmaz derecede formsuz.. hatta dibe vurmuş durumda, dünden daha kötüsünü göremeyiz bundan sonra..
Biz ilk olarak müzmin sakat tobias linderoth'un yokluğunda o bölgeye epey dar geleceğini düşünmüştük genç, yağız delikanlının ama topal o bölgeye değil dar gelmek linderoth'u bile ülkesine gönderecek kadar sağlam top oynadı, hatta yerinde oynamadığı mevkilerde bile olağanüstü bir azim gösterdi.. Geçen sene defans fakiri olunan dönemde paşalar gibi top oynadı en gerilerde..
Enteresan şekilde daha önce de uzun süreli sakatlıklar yaşamasına rağmen sakatlıktan sonra en kötü formunu frank rijkaard döneminde göstermeye başladı.. 3-4 senedir istikrarlı futbolundan taviz vermeyen topal'ın dibe vurduğu an kesinlikle dünkü sturm graz maçıdır.. İlk goldeki kendine yakışmayan güçsüz hamlesi topu savuşturmaya yetmediği gibi grazlı oyuncunun önüne düşen top akabinde gol geldi.. Keza ikinci yarıda yaptığı hata muhtemel ikinci golün eşiğinden döndürdü sturm grazı..Bu denli istikrarlı bir futbolcunun kariyerinin en verimsiz dönemini yaşamasındaki sebepler çok çeşitli olabilir.. İlk olarak mevkisindeki ciddi rekabetin topal'ın üzerinde baskı oluşturduğu ihtimali değerlendirilebilir.. Ama geçmişe bakıp geleceğe dair bir buket sunacak olursak o topal değil miydi koca isveç milli takımının oyuncusu ile rekabete girip formayı kazanan.. Şimdi ayhan, sarp, barış, linderoth ile mi rekabete giremiyor ? Açıkçası bu ihtimalin topal'ın futboluna negatif bir etki yaratacağını düşünmüyorum..
Bir diğer ihtimal rijkaard'ın beklentilerinin topal'ın futbol karakterinden fazla olması olabilir ki bu ihtimal bana kalırsa topaldaki düşüşte etkin bir rol olabilir.. Klasik bir geyik ama topu ayağından çıkarabilme sözünün topalda oldukça eksik kalması ve oyun içi görev dağılımına kapasitesinin, taktik varyasyonlara uyumunun şu an itibariyle yeterli olmaması burda daha yüksek bir ihtimal gibi.. Her futbolcu bir taktiğe anında uyacak diye bir kural elbette yok ve anlaşılan o ki topal rijkaard'ın beklentilerini sahaya sunmak isterken oyununa konsantre olamıyor, kendinden emin değil daha da öte güveni yok.. Açıkçası bunca adamla forma savaşına giren, futbol karakterinde istikrardan başka birşey olmayan topal'ın özel hayat vb.. sebeplerden dolayı böyle ciddi bir düşüşe girdiğine ihtimal vermiyorum.. en yüksek ihtimal taktik varyasyona ayak uyduramamasıdır..
Umarım topal'ın bu futbol'u yürümeye yeni yeni alışan bir çocuğun sağlam adımlarla yürümeden önce ufak tefek sendeliyişleridir.. Aksi taktirde senelerdir oynadığı mevkide her teknik direktörün ilk olarak ismini yazdığı topal'ın futbol karakterinin rijkaard'ın beklentilerine sonuç vermediğini görmek bizleri çok üzecek..
30 Eylül 2009 Çarşamba
Ne Pahasına Olursa Olsun Arda'yı Alacakmış !

Gönül futbolu, futbol içindeki güzellikleri hatta futbol sınırları içersindeki çirkinlikleri bile konuşmak istiyor ama ister istemez ağzımız, ellerimiz futbol içersindeki ahlaksızlıkları yazar oluyor.. Şahsen sanlı sarıalioğlu'nun "rijkaard'ta hata yapar" yazısıyla ilgili birşeyler karalayacaktım ama levent tüzemen'in bir yazısı dikkatimi bir anda sanlı kaptan'dan bu yazıya kaydırdı..
Açıkçası telegolü izlemedim, arda'nın aziz yıldırım ile bayramlaşmasını da telegolü izleyenlerden duydum.. Bu günkü yazısında levent tüzemen olayı özetleyen bir yazı yazınca kesin bir kanaate vardım yapılanların ahlaksızlık boyutu hakkında.. Ne pahasına olursa olsun fifa sözleşmesi devam eden oyuncuları "ayartmaya çalışan" kulüplere kesinlikle göz açtırmıyor bunu hepimiz biliyoruz. Hatta verilen fahiş cezalar malum.. Ama birileri çıkıyor samimi duygularla sadece bayramlaşma niyeti ile gelen genç bir futbolcuya "sayemde köşeyi döndün, seni ben zengin ettim burada herkesin önünde söz veriyorum seni sözleşmen bitince fenerbahçe'ye alacağım" diyebiliyor.. Acaba bu şifaen yapılan, son derece ciddi olduğu ayan beyan belli olan teklif, ahlak kriterleri, futbolun etiğine ne kadar sığan bir davranış ? Dikkat çekmeyecek gibi bir durum değil, hele kimse bu işe şaka falan demesin bi yerimle gülerim.. Acaba bu durumu galatasaray yönetimi belgeleri ve şahit olan sinan engin ile birlikte fifaya şikayet etse bu başvuruyu fifa "şaka yapmış adam canım" diye mi algılar ? Orasını bilemeyiz ama bildiğimiz birşey varki sırf bayramlaşma niyetine gelen birine böyle belden aşağı ve "seni ben zengin ettim" gibi terbiyesizce şeylerde söylenebiliyormuş.. Herşeye rağmen şahsen arda kadar galatasaraylı olan 100 kişiden 90'ı o durumda olsa bu şartlar altında değil aziz yıldırım ile bayramlaşmak yüzüne bile bakmazdı.. Ha bundan sonrası için "seni ben zengin ettim" gibilerinden direkt haysiyet ve şerefe odaklı laflardan sonra arda hala aziz yıldırımla muhabbetine devam eder ve bu kadar iyi niyetli olursa gerçekten üzücü olur.. Çünkü bu resmen "senin futbolunda bi keramet yoktu ama ben bir teklif yaptım nerelere geldin bak" demek. Bu arada levent tüzemen'in güzel yazısı için:
http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/tuzemen/2009/09/30/arda_fifa_ve_etik
28 Eylül 2009 Pazartesi
Gökmen Özdenak'ın Tespit Yaptığı An !

Bazılarının çok beklediği an dün gece yaşandı.. Galatasaray puan kaybetti e tabi o bazıları boş durdu mu durmadı.. Zaten neler çemkirdiklerini az çok biliyoruz.. Bir tanesi kendi tabiri ile taş gibi defans adamı(!) volkan yaman'ın neden satıldığından dem vurmuş, küçük(!) bir tanesi de futbolun profösörü edası ile rijkaard ve neeskens'e mesaj göndermiş. "Yanlış okuyorsunuz oyunu, siz barış ile ayhan'ı yedek tutarken neden bu değişiklikleri yapıyorsunuz?" buyurmuş.. Ama zannımca ve beni ters köşeye yatırırcasına en önemli ayrıntıyı tespit yaparken mütemadiyen saçmalayan ama iyi bir galatasaraylı olduğu su götürmez gerçek olan gökmen özdenak yapmış.. Sisteme bağlı kalmak isimli yazısıyla.. Ha dün gece telegol'ü izlemedim belki orda bu yazıyı dahi kendisinin yazdığından şüphelendirecek sözler söylemişte olabilir. ama bir çok ulemanın aksine rijkaard'ın sisteme bağlı kalmak için bu oyuncuları oynattığını ve değişiklikleri ona göre yaptığını bahsetmiş.. c, e , f planlarına girmemiş.. Umarız gökmen özdenak'ın bu formu'da sabri'nin beşiktaş maçındaki formu gibi gelip geçici olmaz. Yazısı burda:
http://www.bugun.com.tr/kose-yazisi/79197-sisteme-sadik-kalmak-makalesi.aspx
13 Eylül 2009 Pazar
Mustafa Sarp ve Sex And The City

Dünkü telegol'de Mustafa Sarp'ın tabata ile girdiği diyaloga binayen maç sonunda kamuoyuna yaptığı özür açıklamasından sonra ahmet çakar bizim mustafa'dan baya etkilenmişe benziyordu.. ama yine de esas bombayı gökmen özdenak patlattı ve devamı bir şekilde geldi..
a.ç : Bakın beyler şu konuşma, şu mizaç.. Mustafa Sarp iddia ediyorum türk futbolunun en yakışıklı futbolcusudur
g.ö: Hocam nasıl Sex And The City'de oynar mı ?
a.ç: sex and the city'de değil her yerde oynar..
10 Eylül 2009 Perşembe
Toraman Neden Milli Takım Yüzü Görmez ?

Acaba beşiktaş ile fenerbahçe arasında bir takas söz konusu olsa ve "milli futbolcu" etiketi ile önder beşiktaş'a, toraman fenerbahçe'ye gönderilse hangi takımın taraftarı üzülür, hangisi sevinir ? Sorunun cevabı milli takımın defansında kimlerin olup olmaması konusunda ipuçlarını fazlasıyla içeriyor.

